En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
mehtap6
Takipçi
385 değerlendirmeler
Takip Et!
4,5
23 Mart 2011 tarihinde eklendi
Filmi ödül almadan önce izledim, ödülü almasa oscara olan inancım yerle bir olurdu. muhteşem oyunculuk, muhteşem bir psikolojik gerilim, çekimler harika olmuş, mutlaka izlenmeli.
Çok ama çok etkilendim, yer yer gerildim resmen ninanın içindeki sıkıntıyı o gel gitleri kendim hissettim. Son yıllarda izlediğim en müthiş filmlerden birisi. Senaryodan ne beklendiğini ben anlamayamadım. Tek bir söz ile anlatılır bazen duygular ve bazen bir bakış hissettirir sana herşeyi. Olumsuz hiçbir fikrim yok film ile ilgili.ayrıca natalie portman neden favori filmlerimde hep başrolde şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
Zaman zaman hangisi gerçek hangisi rüya ayırdetmenin zorlaştığı, şizofrenik ruh halleri içeren çok ilginç bir film Siyah Kuğu. Konu zaten oldukça değişik, bir de yönetmenin anlatı tarzının sıradışılığı eklenince tam anlamıyla seyircinin içinde kaybolduğu, oradan oraya savrulduğu bir film çıkmış ortaya. Film bir bale filmi değil, bir rekabet filmi, rekabetin ve bir takım başka faktörlerin yarattığı stresin etkilerinin şizofrenik tepkilere uzanan sonuçlarının filmi. Benzer bir konu odak noktasına bir balerin yerine bir futbolcuyu veya olimpiyat koşucusunu koyarak da işlenebilir. Bu yüzden asla bir bale filmi değil, çok başarılı bir karakter analizi filmi. 9/10
Aronofskyi tanımayanlar ve anlamayanlar için "gereksiz uzun, karmaşık, görsel açıdan basit, lüzumsuz detaycı" bir film olabilecekken, aronofsy sevenler için "Requiem for a dream"den sonraki 2. başyapıttır. Sonu ise her zmanaki gibi "soğuk duş etkisi".. Ayakta alkışlıyorum.
2010'un tartışmasız en iyi filmlerinden biri olan Siyah Kuğu, her şeyden önce bir doppelgänger hikâyesi. Bu Almanca sözcük, tarih boyunca sayısız mitoloji ve halk hikâyesinde örneğine rastlayabileceğimiz tüyler ürpertici bir temaya işaret ediyor: İnsanın kendisinin tıpatıp aynısıyla karşılaşması. Franz Schubert'in öldüğü sene bestelediği Der Doppelgänger (1828) adlı unutulmaz eserde, gecenin karanlığında bir yabancıya rastlayan kahramanımızın dediği gibi: "Dehşete düştüm görünce onun çehresini / Ay ışığı gösterdi bana kendi suretimi." Kelimenin Türkçeye birebir çevirisi 'çift-gezer' anlamına geliyor, zira Alman halk efsanesine göre doppelgänger, yaşam boyunca insana eşlik ettiğine inanılan eş ruhun, gölgenin adıdır. Kendi eşini görme fikrinin çoğu kültürde ölüm habercisi, ya da hastalık, uğursuzluk ve tehlike emaresi olarak addedilmesi bu yüzdendir. Bireyci bir dünya görüşü üzerine kurulan modern burjuva toplumunda ise, doppelgänger belki de en büyük kâbusumuza işaret ediyor bugün: Öznelliğimizin, biricikliğimizin, "kendini bilen" rasyonel benliğimizin yitimi. Bireyin hem "keşfedilip" hem de sorgulanmaya başlandığı 18. ve 19. yüzyıllarda, özellikle de Romantizm akımı ile beraber, doppelgänger'in edebiyatta "kötücül ikiz" hikâyeleri üzerinden hararetle işlenir olması, tarihsel anlamda tesadüf değil. Edgar Allen Poe'nun 'William Wilson' (1839), Fyodor Dostoyevski'nin 'Öteki' (1846), Robert Louis Stevenson'un 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde' (1886), ya da Oscar Wilde'ın 'Dorian Gray'in Portresi' (1890) adlı eserleri, insanın kendi içinde yaşadığı hesaplaşmayı, mücadeleyi, yani adına bilinçdışı dediğimiz modern çağın doppelgänger'ini irdelemeye çalışan örneklerden bazıları. Darren Aronofsky'nin Siyah Kuğu filmini de işte bu geleneğin sinemadaki temsillerinden biri olarak görmek gerekiyor.
tek kelime ile mükemmel.. ülkemizde bu filmin bu kadar az izlenmesine ve çok kötü film gibi yorumlar yapılmış olmasına fazla şaşırmadım , ancak biraz sinemadan anlayan birisi bu filmi çok beğenecektir..
film genel olarak mükemmel sayılmaz ama final sahnesi çok güzel düşünülmüş etkileyici bir sondu... Natalie Portmanın oyunculuğuna diyecek yok bu yıl en iyi kadın oyuncu ödülünü alamsına kesin gözüyle bakıyorum..
Black Swan, içinde müthiş bir yönetmeni (Aronofsky), müthiş bir oyuncuyu (Natalie Portman), müthiş bir eseri (Swan Lake) içinde barındırıyor. Son derece etkileyici, son derece insanı kendinden geçiren bir film. Kamera oyunları, görsel efektler, renkler dahice düşünülmüş. Darren Aronofsky hep film çeksin ve de biz hep seyredelim.
Natalie Portmanın aldığı Oscarı sonuna kadar hak ettiği harika bir psikolojik dram.Yönetmen Darren Aronofsky Requiem for a Dream, The Wrestlerdan sonra yine kaliteli bir işe imza atmış.The Wrestlerı hiç hazzetmediğim gösteri güreşine rağmen keyifle izlemiştim burada da yine pek sevemediğim balenin ön planda olmasına rağmen keyifle izledim filmi.
Performanslar zaten çok güzel biliyoruz, filmde etkileyici buna dayanarak tabii ki ama sanki psikolojik git gellerin daha güçlü bir şekilde yansıtılması gerekirdi diye düşünüyorum. biraz Nina nın karanlık yönünü seyirciye aktarma şekli yönetmenlik açısından zayıf kalmış gibi
suspiria yı izleyip te sevenler için bu film tam bi şölen olmuştur.sanki uzun zamandır hasret olduğumuz o özgünlük geri geldi.portman oscar ananın ak sütü gibi helal olsun.beyazperde sitesinde bu filmin 9 puana ulaşıcağına inanıyorum.burda sanata değer veren çok kişi var.bu filme 7 nin altı puan veren sözde sinama siteleri beni güldürdü.kutsal damacana kont draculayada 6 larda puan vermişler.bunuda paylaşmak istedim çünkü içimde patlayacaktı
Natalie Portman kesinlikle Oscar`ı hak etti bu filmle.Gerçekten konusuyla oyunculuğuyla kaliteli bir yapım Black Swan. "Mükemmellik baştan aşağı kontrol demek değildir. ayrıca zincirleri gevşetmektir."
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.