bir şaheser.kesinlikle zamanımızın klasikleri arasında yerini şimdiden aldı.aronofsky inanılmaz bir işe imza atmış.zaten hiç uzatmadan,lafı gevelemeden,gereksiz tanıtımlara falan dokunmadan,doğrudan başlıyor film.olaya anında giriyorsunuz.ve ilk saniyesinden son saniyesine değin gerek yönetmenin gerekse tüm oyuncu kadrosunun insanüstü performanslarıyla son saniyeye kadar filmin etkisinden kurtulamıyor,ve ninanın yaşadıklarını neredeyse siz de yaşamış kadar oluyorsunuz.iliklerinize kadar hissediyorsunuz tüm filmi.konu harika,atmosfer mükemmel oluşturulmuş,ve natalie portman.ay sonunda bu genç kadın o oscarı almazsa bizzat gidip akademiye nedenini sormayı düşünüyorum.diğer adayların performanslarını izlemeden söylüyorum bunu.o derece insanlık dışı bir performans.şimdiye kadar neredeyse tüm filmlerini izlemiş ve zaten hayranı olmuştum.fakat bu kez tarif edilemez bir durum bu.oyunculardan devam edersek,muteşem bir vincent cassel,muhteşem bir mila kunis ve kısa ama akılda kalıcı performansıyla barbara hershey.yani söylenecek,övecek sayısız şey var eserle ilgili,fakat muhakkak izlenmesi ve şahsen tecrübe edilmesi gereken filmlerden black swan.bu yüzden burada çok da anlatmaya gerek yok.bir başyapıt.uzun zamandır merak ediyordum,harika olduğunu biliyordum,ama bu kadarı fazla.bir "yönetmen" filmi.
Eleştirmenler tarafından çok beğenildiği bir gerçek ve oskar konusunda da iddialı yapımlardan biri kings speech ile birlikte iki filmi de izlemiş biri olarak kings speechi daha çok beğendiğimi ve daha fazla etkilendiğimi söyleyebilirim bu black swanın kesinlikle kötü olduğu anlamına gelmez bence gayet iyi ve etkileyici bir yapım hele hele portmanın oyunculuğu almış başını gitmiş ama öyle bir başyapt da değil izleyin ve kendiniz kararınızı verin benim notum 8/10
İnanılmaz kırılgın bir karakter yaratan olağanüstü Natalie Portman. Film izlenimi sonrası söylenen yegane övgüleri fazlasıyla hakedip aynada kendine Black Swan vari bakıp narsizmin sularında yüzebilir. Gerçekten çok etkileyiciydi. Filme ruhsuz diyenler olmuş, gülüyorum sadece.. Beğenmeyebilirsin fakat hissedemediğin için hak etmeksizin hakaret etmemelisin bence. Kısacası izleyin, Aronofsky kendine dair en ufak şüphe bırakmazken Clint Mansell de tekrardan büyülüyor. Vincent Cassel ve Mila Kunis te takdiri hak edenlerdendi. 9/10
En iyi kadın oyuncu oscarını tartışmaya gerek yok.N.Portman zaten harika bir oyuncu,bu filmde onun oyunculuğundaki tepe noktası.Dönemimizin en iyi bayan oyuncusu olduğunu düşünüyorum.
Filmde oldukça iyiydi ,sanatsal senaryoya psikolojik gerilim iyi işlenmiş,müziklerde enfes.
Film gerçekten çok başarılı olmuş.Yönetmenin az ama öz film listesine bir halka daha eklenmiş oldu.Yönetmenin tarzını iyi bilenler zaten kurgulardaki kusursuzluğu görecektir şahsen beni en çok etkileyen bu oldu.Bundan başka Portman ın kusursuz oyunculuğu da filmin en büyük artılarından. 8/10
Natalie Portman'ın oyunuculuğu gerçekten çok iyiydi ama bu filmi bana sevdirmeye yetmedi. Bana göre anlatıldığı kadar iyi bir film değil. Beni çok cezbetmedi.
Çok güzel ve farklı bir filmdi. Finali ise gayet başarılıydı. Oscara aday olursa kazanma ihtimali ne kadar olur bilmiyorum ama Natalie Portman muhteşem bir performans sergilemiş. Daha sonra ayrıntılı bir kritik yazacağım...10/9
Böylesine bir hikayeyi bu kadar güzel anlatmak yönetmenlik başarısı değil de nedir.Özellikle final sahnelerinde ki o tutku, perdeden yüreğinize akıyor sanki..
2010'un tartışmasız en iyi filmlerinden biri olan Siyah Kuğu, her şeyden önce bir doppelgänger hikâyesi. Bu Almanca sözcük, tarih boyunca sayısız mitoloji ve halk hikâyesinde örneğine rastlayabileceğimiz tüyler ürpertici bir temaya işaret ediyor: İnsanın kendisinin tıpatıp aynısıyla karşılaşması. Franz Schubert'in öldüğü sene bestelediği Der Doppelgänger (1828) adlı unutulmaz eserde, gecenin karanlığında bir yabancıya rastlayan kahramanımızın dediği gibi: "Dehşete düştüm görünce onun çehresini / Ay ışığı gösterdi bana kendi suretimi." Kelimenin Türkçeye birebir çevirisi 'çift-gezer' anlamına geliyor, zira Alman halk efsanesine göre doppelgänger, yaşam boyunca insana eşlik ettiğine inanılan eş ruhun, gölgenin adıdır. Kendi eşini görme fikrinin çoğu kültürde ölüm habercisi, ya da hastalık, uğursuzluk ve tehlike emaresi olarak addedilmesi bu yüzdendir. Bireyci bir dünya görüşü üzerine kurulan modern burjuva toplumunda ise, doppelgänger belki de en büyük kâbusumuza işaret ediyor bugün: Öznelliğimizin, biricikliğimizin, "kendini bilen" rasyonel benliğimizin yitimi. Bireyin hem "keşfedilip" hem de sorgulanmaya başlandığı 18. ve 19. yüzyıllarda, özellikle de Romantizm akımı ile beraber, doppelgänger'in edebiyatta "kötücül ikiz" hikâyeleri üzerinden hararetle işlenir olması, tarihsel anlamda tesadüf değil. Edgar Allen Poe'nun 'William Wilson' (1839), Fyodor Dostoyevski'nin 'Öteki' (1846), Robert Louis Stevenson'un 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde' (1886), ya da Oscar Wilde'ın 'Dorian Gray'in Portresi' (1890) adlı eserleri, insanın kendi içinde yaşadığı hesaplaşmayı, mücadeleyi, yani adına bilinçdışı dediğimiz modern çağın doppelgänger'ini irdelemeye çalışan örneklerden bazıları. Darren Aronofsky'nin Siyah Kuğu filmini de işte bu geleneğin sinemadaki temsillerinden biri olarak görmek gerekiyor.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.