En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
teomansonmez
Takipçi
365 değerlendirmeler
Takip Et!
4,5
29 Temmuz 2006 tarihinde eklendi
İnce Kırmızı Hat vizyona girdiği tarihte ne yazıktır ki dahi sinemacı,yönetmen Steven Spielberg'ün oscarlık başyapıtı Saving Privete Ryan'ın gölgesinde kalmış bir başka savaş-dramıdır.Çok da iyi bir filmdir aslında.Ama yalnış zamanda gösterime girmesi sebebiyle arka planda kalmıştı.Eleştirmenlerden de olumu tepkiler toplayan İnce Kırmızı Hat filminin mükemmel birde kadrosu var.Film boyunca o kadar asker ölmesine,öldürülmesine rağmen kanlı sahnelerden uzak tutulan bu başyapıt aynı zamanda çok iyi görselliğe sahip,şiirsel anlatımı olan bir filmdir.İnsanı duygulandıran film müziğinide unutmamak gerek
Hayat ve insan,, yinede ölüm ve insan... yaşamın içine bu tohumları eken ne........ Ölmek nedir ki titreten ve neden öldürür ki insan........ Kişisel hesaplaşmaları, savaşın, ordunun görünmeyen yanlarını duygu selleri ve düşünceriyle aktaran iyi bir yapım,,,, Beni rahatsız eden bazı yerler çok yüzeysel olmuş ama film geneli bakımından iyi bir film en azından kara şahin düştü gibi insanı moron yerine koymuyor......
Savaşın ne kadar berbat bir şey olduğu aktarıldığı için filmin dram yönü ağır basıyor. Bu da, savaş filmi izlemek için ekran başına oturan izleyiciyi sıkabiliyor. Gereksiz yere uzatılmış sahneleri olmasa gayet iyi bir yapım olabilirdi.
Terrence malickin diğer filmleri gibi görsel olarak tam bir sanat eseri, mükemmel görüntüleri vardır. oyunculara gelince uncut olan versiyonu yaklaşık 7 saatir ve çok daha fazla ünlü insan rol almıştır.amerikan politikasını yeterince yalayıp yutsa idi er ryanı kurtarmaktan daha fazla ses getirirdi.mermilerin izleyicinin üzerine geiyo hissi uyandırdığı film olarak hafızamda yer etmiştir. sean penn için bişi demiyorum.
Savaş karşıtı filmler arasına girer ama çok sıradan bir film.oyuncular iyi ancak karakterler filme hiçbir katkı sağlamıyor...Sahnelerde çatışmadan başka birşey yok,gayet basit bir savaş filmi.4/10İzlemenize gerek yoktur kanımca.
Savaşın iyi olduğu rahatlıkla söylenebilir. kötü olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Fakat savaşın anlamsız olduğu pek o kadar kolay söylenemez. Zaten anlamsızlık duygusu kolayca verilebilen bir duygu değildir. Bu film onu başardığı için iyi bir filmdir.....8/10
ER RYAN İLE AYNI YIL VİZYONA GİRME TALİHSİZLİÐİNE UÐRAMIŞ BİR SAVAŞ FİLMİ.BELGESEL TADINDAKİ TROPİKAL HAYVAN VE DOÐA GÖRÜNTÜLERİNİN YERALDIÐI BİR YAPIM.BU GÜZELLİKLERİN -DAHA DOÐRUSU CENNETİN- İÇİNDE CEHENNEMİ YAŞAYAN ASKERLERİN YAŞADIKLARI,DRAMLARI ETKİLİ BİR DİL VE MÜZİKLE ANLATILMIŞ.FİLMİN İLERLEYİŞİNE PARALEL OLARAK BİR SES SAVAŞ VE ASKERLERİN DUYGULARI ÜZERİNE ÇÖZÜMLEMELERDE BULUNUYOR VE BU FİLMİN ANA İSKELETİNİ OLUŞTURUYOR.ÜSTELİK SADECE ERLERİN DEÐİL,KOMUTANLARIN DA RUHSAL ÇÖKÜNTÜLERİNE VE DRAMLARINA YER VERİLMİŞ.KOMUTANLAR ARASI AYRILIKLAR VE ASKERLERİN KARDEŞLİK ÖTESİ DOSTLUÐU BAŞARIYLA VERİLMİŞ.AÐIRLIKLI OLARAK PSİKOLOJİK-DRAMATİK BİR FİLM.AÐIR GİDEN TEMPO YER YER İNSANI SIKSA DA FİLMİN SONUNU GETİREBİLİYORSUNUZ.ANCAK FİLMDE YER YER GEREKSİZ ABD MİLLİYETÇİLİÐİ DE YOK DEÐİLDİ.BÜTÜN CONİ`LER HAYIRLI BİRER EVLAT GİBİYKEN JAPONLARIN AÐZINDAN NEREDEYSE SALYALAR AKIYOR;ÇOÐU DA MERMİ YERİNE SÜNGÜYÜ TERCİH EDİYOR(!).FİLMDE TRAVOLTA VE CLOONEY ÇOK AZ GÖZÜKMÜŞ.PİYANİST İLE OSCAR KAZANAN ADRIEN BRODY İSE YİNE SOÐUK KARİZMASIYLA(!) ORTALIKTA GEZİNİYOR(FİLM BOYUNCA SADECE 1 KEZ KONUŞTU).7 OSCAR ADAYLIÐINI HAK EDEN -ÇOÐUNU YALNIZCA 'HAK EDEN' BİR FİLM.FİLMDEN AKLIMA EN ÇOK KAZINAN SÖZ ŞU:SON SÖZÜ HEP ÖLÜM SÖYLER...
Çok çok çok güzel bir film. Er Ryan'ı Kurtarmak'la aynı zamanlarda gösterime girmesi en büyük şansızlığıydı. Çünkü niceliksel olarak zayıf kalıyordu Spielberg'in güzel filmine karşı ama niteliksel olarak bence ondan daha iyi. Savaşın içindeki ironileri işaret etmesi açısından benzersiz olan filmin görüntü yönetmenini de tebrik etmeden geçemiycem. Ancak her şeye rağmen biraz daha hızlı bir kurguya sahip olabilirdi. Aday olduğu heykelleri kucaklayamaması da Akademi'den beklenen bir davranıştı. Onlar hiç şaşırtmaz zaten.
Görsellik açısından mükemmel ... Gerçekçi bir yapım ... Savaşa karşıt filmler listesinde 1 numara ... 10 üzerinden 10 puan ...Askerlerdeki korku gözlerinden okunuyor. Askerlerin acı çekme sahneleri iyi yansıtılmış.Askerler birer savaş makinesi olmaktan çıkıp, hayatı,geçmişlerini, yaptıklarını sorguluyorlar.Yüzbaşı Stratos ve Er Witt, bir insanda olması gereken karaktere ve özelliklere sahip ...Filmden alıntı olan aşağıdaki sorulara tüm insanlığın samimi yanıtlar vermesi gerekiyor: Bu büyük kötülük acaba nereden geliyor? Bu dünyanın içine nasıl girmiş? Hangi kökten hangi tohumdan büyümüş? Bunu kim yapıyor? Bizi kim öldürüyor? Kim ışığımızı ve hayatımızı çalıyor? Kim bizim de düşebileceğimiz durumu görüp bizimle alay ediyor? Bizim yok olmamız dünyanın çıkarına mı? Çimenlerin büyüyüp güneşin parlamasına bir katkısı var mı? Bu karanlık senin içinde de var mı? Duyduğumuz ve gördüğümüz herşey yalan mı?
Bir belgesel tadında açılıyor Thin Red Line.Witt’in deyimiyle ’’bu dünyanın dışında başka bir dünya’’ya Malick’in kamerasıyla; lakin daha ilk karelerde başlıyor sonu gelmeyen sorular.Bu sorular doğanın eşsiz güzelliğiyle bir şiir tadında nüfuz ediyor tüm vücudumuzda.Hans Zimmer da bu yolculukta bize eşlik edecek, bir an olsun elimizi bırakmayacaktır eşsiz müzikleriyle.10.dk’dan sonra bambaşka bir dünyaya yolculuk ediyoruz.Aslında dünya yine aynı dünyadır.Doğa yine eşsiz güzelliğiyle göz kamaştırmaktadır.Ne var ki b güzellikler pek de uzun sürmeyecektir.Film sürekli karakter atlamakta, başrol değitirmekte, hayata farklı gözlerden bakıp; hayatı farklı şekillerde sorgulamaktadır.Witt’in umut ışığı, welsh’in umutsuzluğu, Tell’in hırsı,Bell’in sevdası...En çok da Witt’in umudu ve Welsh’in umutsuzluğu ana eksenini oluşturmakta.Bu ikili filmin belirli aralıklarında tartışmakta; bir sonraki tartışmalarında ’’peki şimdi noldu?’’ sorununa aldığımız yanıt koca bir ’’hiç’’tir!Bütün karakterlerin tek ve yegane özellikleri ise ’’savaş korkusu’’dur.Peki savaş her iki tarafa da ’’korku’’ saçıyorsa karlı çıkan taraf kimdir’Bu soruya Witt de cevap arıyor.Belki son karede Witt’in bakışlarında gizliydi bu sorunun cevabı.’’Kim bizim de düşüceğimiz bu durma bakıp bizimle alay ediyor?’’Bu savaşın galibi kimdir?...Buraya kadar olanları belki daha önce görmüştük.Peki tüm bu olup bitenlerden doğanın suçu nedir'Malick, tüm film boyunca kamerasını sık sık doğaya çeviriyor; her ne kadar savaşın ortasındaki yaralı kuşla yürek burksa da , su ile huzur veriyor.Tıpkı savaşın ortasındaki bir askerin ölüm anında, yaprakların arasından gelen güneş ışığıyla huzur bulması gibi.Filmin kalabalık eşsiz oyuncu kadrosundan biri de doğanın ta kendisidir.Örneğin su, bir çeşit günahlardan arınma ilacıdır.Tıpkı Ki-Duk’ın ’’Samaritan Girl’ünde günahkar olduğunu düşünenlerin duşun altında öylece oturup ağlaması gibi, japonların köyünü darmadağın edip yaktıktan sonra bir askerin ölmek üzere olan japonlardan birine havada uçuşan akbabaları göstererek ’’şunlara bak...seni diri diri yiyecekler’’ dedikten sonra yağmurlu bir günde o japonu ve kendisine haykırdığı anlamsız-ona göre anlamsız-sözcükleri hatırlar ve yağmurun altnda boğulurcasına ağlamaya başlar.Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Kocaman bitkiler, çimenler, ağaçlar, güneş ışığı, kuşlar, maymunlar, gün ışığı, pencerenin perdesini havalandıran rüzgar ve hiçbir zaman sona ermesini istemeyeceğiniz sahnelerle örülü Thin Red Line, Malick’in mükemmelliyetçiliğiyle örgülü kusursuz bir destan; yıllarca etkisini yitirmeyecek, hatta etkisi artacak kusursuz bir Başyapıttır...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.