Daha önce Days of Heaven, The Thin Red Line ve The New World gibi nitelikli filmlere de imza atmis olmasina karsin çogu izleyicinin kült film Badlands ile tanidigi Terrence Malick, Amerikan çagdas yönetmenleri arasinda parmakla gösterilen bir yönetmendir. Hayat Agaci ise uzun araliklarla film yapan bu saygin yönetmenin heyecanla beklenen yeni filmi. 1950’li yillarda huzurlu bir sekilde Orta Bati Amerika’nin banliyösünde yesillikler içindeki evlerinde yasayan anne (Jessica Chastain), baba (Brad Pitt) ve üç erkek çocuktan olusan ailenin yasami, ogullardan birinin intihar ettiginin sezdirilmesiyle sarsilir. Aile içi iliskiler annenin sesli anlatimindan, ardindan özellikle büyük ogul Jack’in (Sean Penn) gözünden ‘nerede yanlislik vardi’ sorusunu merkez alarak irdelenir. Hayat agaci üç formda, ritim ve görsellikle anlatiliyor. Yaprak hisirtilari… Yemyesil ve hüzünlü bir sokagin her daim los evlerinden birinde mutluluk masalini ya da uykusunu yasayan ailesini anlatan duru bir kadin sesi… Rüzgârin sesinde agir çekim dans edercesine hareket eden, hafifçe küçük ogullarina dokunan saydam tenli kadin… Gündelik gerçeklige ayak uyduran bir yaklasimla kamera hizi ve çekisindeki degisikle birlikte isigin arttigi yeni formatta karelerle ogullarindan birinin ölüm haberinin geldigini anne ve babanin yüzlerinden anladigimiz hatiralardan örülü format. "Nerede yanlis yapilmisti ?" tümcesi odaga yerlesmesinin ardindan, dünyada yasamin ortaya çikisindan, dinozorlarin var olup soylarinin tükenmesine, ana rahmine düsen cenine kronolojik yapida fantastik bir görsellikle estetize edilmis bir belgesel tadindaki farkli bir görsellikle üçüncü bir yapiyla karsilasiriz. Film ilkin masalsi gerçekçi, ardindan gündelik gerçek yasamdaki anilari desen flashbackler, bu üçüncü fantastik anlatis formuyla döngüsel olarak yineleniliyor. Belki de filmin Cannes 2011 Altin Palmiye Ödülü’nü alisindaki en büyük etken de farkli formlarda islenen bu döngüsel yapi. Gri bir gökyüzü altinda gölgeli agaçlik bir alanda kurulmus Amerikan banliyösünü atmosfer alan ve aile içi iliskileri yapmaciksiz irdeleyen filmde, huzurla baski, sevgiyle nefretin iç içe. Söylemeyen ama sezdiren, seyirciden katilim bekleyen, isledigi anne karakteri gibi solgun, gürültüsüz ve sonsuzluk hissi uyandirmasiyla derinlik yaratan üzgün bir film. Son dönemlerde farkli bir anlatim düzeyinde ve kesinlikle sanatsal olan bir film varsa o da süphesiz Hayat Agaci. Çocuklar arasi iliskilerde Polanskivari izler olsa da sinema dilini, görselligi kullanisindaki ustalik ve yenilikle özgün ve deneysel bir film. Tüm bunlar saygiya deger ama maalesef filmin rahatsiz edici olmasina engel degil. Belki de amaç tam da bu, kim bilir?
Değil 2011'in son yılların en iyi filmi olmaya aday. Fragmanı ayaklarımı yerden kesti, defalarca seyrettim. Sabrımın sınırlarındayım vizyona girsin artık.
Filmin fragmanı gerçekten büyüleyici muhtemelen Terrence Mallikin en iyi filmi olacak ayrıca 2011in de adından en çok söz ettirecek sinema olayı olacağını sanıyorum. Fragmanın ayaklarımı yerden kestiğini söylesem abartmış olmam heralde.
Çok ta abartılacak bir film değil. Hikaye sıradan fakat görsel olarak yönetmen yeteneğini konuşturmuş. Büyük beklentiyle izlemeyin, sadece keyif almaya bakın derim...
Son yıllarda izlediğim en etkileyici film diyebilirim. Konusu başta ve hatta filmin sonunda pek anlaşılmayabilir. O yüzden bence iki kez izlemek en iyisi. Filmin başlarında yer alan big bang'in lacrimosa eşliğindeki muhteşem sunumu görülmeye değer. Kesinlikle bu yılın en iyi filmi...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.