En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.455 değerlendirmeler
Takip Et!
3,0
28 Eylül 2021 tarihinde eklendi
Senaryosu, M. Night Shyamalan’ın hikâyesinden uyarlanarak Brian Nelson tarafından yazılan “Devil”(The Night Chronicles 1: Devil)", Dowdle biraderlerden John Erick Dowdle’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, ilgiyle izlenilen bir drama…
Diğer “şeytan” konseptli filmlerde olduğu gibi Shyamalan’ın, hikâyesinin ana yapısını, “Agatha Christie’ye saygı duruşu” biçiminde kurguladığını söylediği bu filmde de, (Latin kökenli Ramirez (Jacob Vargas) örneğinde olduğu gibi) “din istismarı” ön plana yerleştirilmiş…
Eğer işin, sözünü ettiğimiz bu “din istismarı” kısmını kafaya takanlardan değilseniz, hemen söyleyelim ki, bir asansörün içinde mahsur kalmış olan beş kişi ile onları kameradan çaresizce izleyen özel güvenlik görevlileri ve polis dedektiflerinin “katil kim?” tahmini yürüttükleri bu 80 dakikalık filmin su gibi akıp gittiğini fark edeceksiniz…
Ancak sürpriz yapmaya bayılan Shyamalan’ın tarzından haberdar değilseniz, bu tahmin işine katılacak ve diğerleri gibi muhtemelen siz de bayağı bir yanılacaksınız…
Zira aynen Agatha Christie hikâyelerinde olduğu gibi burada da katil (aslında “şeytan”), öyle hemen kabak gibi ortaya çıkmıyor…
Bu da demektir ki, ilk dakikada başlayan “heyecan” ve “gerilim”, son dakikaya kadar hız kesmeden devam ediyor olacak…
Üstelik finalde, soruşturmanın başındaki polis dedektifi Bowden’ın yıllar önce yaşamış olduğu bir başka acı olay ile de eklemlenerek…
Shyamalan’ın yapımcılığını da üstlendiği 10 milyon dolar bütçeli bu filmde, Dowdle biraderlerden Drew Dowdle’ı da executive producer olarak görüyoruz…
Filmin teknik başarısının arkasındaki bir başka önemli isim de filmografisinde, “The Silence of the Lambs” (1991), “Philadelphia” (1993), “The Sixth Sense” (1999), “Signs” (2002), “The Manchurian Candidate” (2004) ve “The Happening” (2008) gibi filmlerde bulunan Amerikalı görüntü yönetmeni Tak Fujimoto…
Neden mi?
Zira o da; özellikle de, ışık ve görüntü açısı nedeniyle ciddi zorluklar taşıyan asansör içi çekimlerde oldukça iyi iş çıkartmış…
Yani buraya kadar anlattıklarımızı toparlayarak kısaca özetleyecek olursak; geçen bunca zamana rağmen, nitelikli gerilim filmi meraklılarındansanız ve bu filmi de halen izlemediyseniz, listenize eklemenizde fayda bulunduğunu düşündüğümüzü söylemek isteriz…
Ki, emin olun asla pişman da olmayacaksınız…
Belki, yine klasik bir laf olacak ancak diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden” yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu son derece özgün satırlar, filme ilişkin aydınlatıcı tespitler toplamımız olsun…
Sinema sanatına yaraşır; “emek ve bilgi verilerek” yazılmış bir başka kapsamlı yorumda yeniden buluşmak üzere, kendi değerlendirme sistemimiz içinde puan olarak 3 verdiğimiz bu film için önerimiz de, olumsuz puan ve yorumlara aldırmadan “bir şans da siz verebilirsiniz” şeklinde olacak…
Keyifli seyirler,
Son bir not: Tüm hakları bize ait olan bu yorumun orijinali; bir başka mecrada tarafımızca, 16 Temmuz 2020 günü saat 03.04’de yazılarak paylaşılmıştır...
Şeytanın adalet dağıttığı,kötüleri cezalandırdığı bir film fikri ne kadar ucubeyse ortaya çıkan iş de bir o kadar ucube.Bütün klişeleri teker teker kullanmaktan da hiç çekinmeyecek kadar rahat.Sadece John Eric Dowdle'ın birkaç güzel fikri ve filmini iyi-kötü izletmeyi başarması artı hanesine eklenebilir.
Syhalaman (bu filmde sadece yapımcı olsa da) aslında benim hayranı olduğum yönetmenlerden biri. Ancak her ne hikmetse (aslında bana göre başarılı olduğu) Sudaki Kız filmden sonra birdenbire değişti ve facia işlere imza atmaya başladı. Benim düşünceme göre Sudaki Kızdaki şiddetli eleştiriler sonucunda tabiri caiz ise raconu resmen bozdu ve ortama uymaya başladı. Böyle giderse böyle bir değer çabuk söner onun için eski Syhalamanın sinema sahnelerine geri dönmesi gerekiyor. Filme gelince ne doğru dürüst korkunun, gerilimin ne de gizemin olduğu saçma sapan bir film olmuş.
Tek mekan olmasına rağmen hiç sıkılmadım, farklı senaryo ve kurgusuyla beni etkilemeyi başardı. Şeytanı bir anlığına iliklerime kadar hissettim. Acaba bu filmin gerçeklik payı var mı diye insan düşünmüyor değil..
M. Night Shyamalanın düşüşe geçtiğini düşünenlerdenim,filmi seyretmeyi de düşünmüyordum,yorumlara baktıktan sonra fikrimi değiştirdim ve ilginç bir şekilde filmi beğendim.Ahım şahım değil belki ama kötü de değil.Şeytan ne kadar gerçekse Tanrı da o kadar gerçek olmalıdır cümlesi hoşuma gitti,bence filme bir şans verin,8/10
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.