"Kazananlar" ve "kaybedenler" üzerine, çekilebilecek en doğal filmlerden biri. Neredeyse tüm karakterleri tanıyorsunuz, aileniz, arkadaşlarınız arasında, hatta belki siz de onlardan birisiniz ve benzer şeyler yaşadınız, yaşıyorsunuz. Tek kelimeyle "rafine" bir eser ortaya koymuş Mike Leigh. Hayat bazılarına daha mı adil davranır? Yoksa insanın kendi tercihleri midir onu bir "kaybeden" yapan? Bu ikisinin arasındaki çizgi ince midir, kalın mıdır? Nerede başlar, nerede biter, sınırlar nelerdir? Yaşı kemale ermiş, "kazanan" bir ailenin, "kaybeden" arkadaşları ve bazı aile üyeleri ile yaşadıkları. Her bir karakterin kendi dinamiği var ve çok kısa süre yer alsalar dahi, aslında biliyorsunuz ki çok fazla şey yaşamışlar. Bunları tahmin edebiliyorsunuz, yönetmenin tüm detayları vermesine gerek kalmadan. Çünkü dediğim gibi, siz de sanki onların arasında dolaşıyor, onlardan bazılarını bir yerlerden tanıyorsunuz. Özellikle karakterler ile akran olan seyirciler daha bir etkilenecek, kimi yerde daha yoğun duygular yaşayacaktır. Geçip giden hayatlar, mutluluk ve mutsuzluklar, yalnızlık, hayal kırıklıkları, başarı ve başarısızlıklar, insan ilişkileri. Sade, gösterişsiz ancak vurucu bir film. Leigh kesinlikle duygu sömürüsüne kaçmıyor. Yaşananlar abartılmıyor, veya küçültülmüyor, olduğu gibi her şey. Manville'in bazı bölümlerde biraz aşırıya kaçtığını düşündüğüm performansı dışında, filmle ilgili tek bir olumsuzluk hissetmedim. Aile ve arkadaşlık üzerine...