Hesabım
    Diriliş
    Ortalama puan
    4,3
    825 Puanlama
    Diriliş hakkında görüşlerin ?

    91 Kullanıcı yorumları

    5
    28 Eleştiri
    4
    34 Eleştiri
    3
    12 Eleştiri
    2
    5 Eleştiri
    1
    3 Eleştiri
    0
    9 Eleştiri
    Kağan Y.
    Kağan Y.

    Takip Et! Takipçi 58 Eleştirisini Oku

    5,0
    23 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    İlk cümleden söyleyeyim, The Revanant filmi bir başyapıt. Alejandro Gonzalez Inarritu’nun altıncı uzun metrajlı bu filmine geçmeden evvel Inarritu sinemasını anmanın da doğru olacağını düşünüyorum. Öncelikle Inarritu, sinemaya “Ölüm Üçlemesi” ile giriş yaptı ve de Amores Perros adlı ilk filmiyle keşfedildi, kimileri film için 21.yüzyılın ilk önemli eseri yorumunu yaptı. Kısacası çok olumlu eleştiriler alan bu filmden sonra Inarritu için de Hollywood’a transfer olma yolculuğu başlamış oldu. Kanımca da Amores Perros, gerçekten mükemmel bir film. Inarritu sinemasını hiç seyretmemişlere ilkin bu filmi seyretmelerini öneririm. Sonrasında üçlemenin ikinci filmi 21 Gram geldi. Bu filmi ise hala izlemedim. Benim tembelliğim. Aynı şekilde 21 Gram da son derece olumlu eleştiriler aldı. Ve üçlemenin en son filminde ise Babel, nam-ı diğer Türkçe anlamıyla aslında Kargaşa ismine karşılık gelen bu film, üç farklı kıtadan üç farklı hikayeyle ilk iki filmdeki kesişen hayat öykülerini bir tık daha derinleştirirken, sözlerini de daha evrensel ve daha kuvvetli bir biçimde söylüyordu. Eğer Babel’i izlemediyseniz mutlaka seyredin derim. Bir şaheser. Hayatımda izlediğim en iyi filmler içerisinde de bulundururum. Ve sonrasında ise Inarritu ile bu ilk üç filmin senaristi Guillermo Arriaga arasında yaşanan sürtüşme ile Inarritu’nun ne yapacağı merak ediliyordu. Ancak Biutiful (onu da hala seyretmedim) ile Inarritu, gayet olumlu eleştiriler aldı ve Arriaga’sız da başarılı olabileceğinin sinyallerini bize verdi. Ve hemen arkasından önce en iyi film ödülüne Oscar’da uzanan mükemmel Birdman, ve de şimdi konuşacağım The Revenant, Inarritu’nun ne kadar iyi bir sinemacı olduğunu hafızalarımıza perçinleyen diğer iki film oldu. The Revenant filmi, zaten Leonardo DiCaprio’nun başrolde oynadığını öğrendiğimiz zaman pek çok kimseyi heyecanlandırmıştı. Ve Inarritu, diğer filmlerine nazaran bu kez farklı tarzda bir filme imza atacaktı, ve de ilk kez bir uyarlama senaryo ile karşımıza çıkıyordu. Yanına Birdman’deki olağanüstü görüntü yönetimi ile hafızalarımıza kazınan Emmanuel Lubezki’yi de alan Inarritu, tekrardan aynı sağlamlıkta bir filmle geldiğinin sinyallerini de veriyordu zaten. Ve unutuyordum az kalsın. Tom Hardy. 12 Oscar adaylığı almayı başaran bu filmi konuşmaya ise, geçen yılki Birdman eleştirimde de ilk olarak bahsettiğim Lubezki’yle başlamak istiyorum. Lubezki, geçen yıl Birdman’dan sonra, bu yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan ve de Filmekimi ile İstanbul Film Festivali’ne uğramış olan Terrence Malick’in son filmi Knight of Cups’ta da çok iyi bir iş ortaya koyduktan sonra, The Revenant’ta da gerçekten harikulade bir iş ortaya koyduğunu söylemek doğru olacaktır. Lubezki, sizi adeta o savaşın o anda siz içerisindeymişsiniz gibi hissettiriyor ve de soğuğu Hugh Glass ile beraber iliklerinize kadar hissettirmeyi başarıyor. Son iki yılda en iyi görüntü yönetmenliği Oscar’ını da kazanan (diğer kazandığı film Gravity) Lubezki, zannımca arka arkaya üçüncü kez kazanması çok muhtemel diyebilirim. İkinci olarak Inarritu’ya gelecek olursak, Mark L.Smith ile beraber Michael Punke’ın “The Revenant: A Novel of Revenge” adlı romanının bir bölümünü uyarlayan Inarritu, sinemasına farklı bir yön veriyor ve de söyleyeceği sözleri bu bağlamda son derece özgün bir biçimde söylemeyi başarıyor. Ve gelelim Leonardo DiCaprio’ya. Oscar kehanetlerinde bir numaranın ne olduğunu sormama gerek yok sanırım. Bu yıl da dahil olmak üzere tam üç kere Altın Küre’de ödül alan Leo, altıncı Oscar adaylığında ise taşın bacağını bu sefer kıracak gibi duruyor. Sergilediği mükemmele yakın performansıyla göze çarpan Leo, konuşmalarından ziyade fiziksel bir performans sergileyerek sahiciliğini tümüyle sizlere aktarmayı başarıyor diyebilirim. Bu arada filmin çok zor koşullarda çekildiğini de duymuşsunuzdur, eğer filmle alakalı kimi başka yorumları da okuduysanız (doğal ışıkla çekim yapabilmek için günün bir saati çekim yapmak…). Ve de Tom Hardy’ye gelecek olursak, onun da Oscar’da aday olması zor gibi gözükürken çıkardığı Oscar adaylığı ile bir anda iddialı konuma gelmeyi başaran Tom Hardy de gayet başarılı performans sergilemeyi başarıyor, filmin diğer yan oyuncuları gibi. Sonuç olarak, The Revenant, Inarritu’nun altıncı filmi içerisinde izlediğim dördüncü filmi, hatta dördüncü başyapıtı. Her ne kadar Birdman’i The Revenant’tan daha iyi bulsam da The Revenant, her ne kadar hala izleyemediğim, izleyeceğim birkaç festival filmi ve bununla birlikte bu yıl Oscar’da göze çarpan, aday olan kimi filmleri izleyememiş olsam da, şu ana kadar izlediğim 2015 yapımları içerisinde benim listemin ilk basamağında yer alıyor. Mutlaka izleyin!
    M.Fatih
    M.Fatih

    Takip Et! Takipçi 8 Eleştirisini Oku

    5,0
    24 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Görünürde bir intikam alma, doğaya karşı hayatta kalma ve yeniden dirilişin öyküsü olan Diriliş, bir yandan da beyaz ırkın, kızılderili ırkına yaptığı zulmü ve igrençliği gözler önüne seriyor. Film, aksiyon sahneleri dışında gayet durgun ve ağır ilerliyor. Bu ağır ilerleyiş Glass' ın mücadelesini bize daha iyi hissettirmek ve gerçekçi olması için gerekliydi. Ama buna rağmen Lubezki'nin muhteşem uzun planları kovalama ve çatışma sahnelerine harika bir aksiyon katıyor. Sanki sizde ordaymışsınız hissine kapılıyorsunuz. Planlardaki kusursuz kamera kullanımı, kadrajlar, tek planlar size harika bir görsellik sunuyor. DiCaprio ve Hardy gerçekten iyi oyuncular olduklarını bir kez daha biz seyircilere gösteriyorlar. Diriliş 157 dakikalık uzunluğuna rağmen kesinlikle sinemada izlenmesi gereken bir seyirlik.
    KaliteTAKİP
    KaliteTAKİP

    Takip Et! Takipçi 873 Eleştirisini Oku

    5,0
    5 Şubat 2016 tarihinde eklendi
    Öncelikle bir parantez açarak film ekibinden bahsetmek gerekiyor. Filmin arka planında tamamen ödüle doymuş bir ekip var. Bilhassa çok övgüyle bahsedecek olduğum görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki hem Birdman de hem de Gravity'de muhteşem işler başararak bu alana yepyeni bir soluk getirerek iki oscarı cebine koymuş sonuna kadar da hak etmiştir. Tabi bu muhteşem adamın başarıları sadece bununla sınırlı değil, Children of Men ve Tree of Life filmleri dahil 5 oscar adaylığı daha bulunmakta. Eğer üst üste üçüncü kez ödül alırsa bayağı büyük bir başarıya imza atacak ki almaması içten bile değil. Geçtiğimiz sene Birdman ile çıtayı yükselten ve tekniğini orijinal bir şekilde kullanarak yola koyulan Iñárritu'nun başarısından sonra yine Oscar'a göz kırptığı bir filmle karşı karşıyayız. Film özetle intikam duygusu içinde hareket eden bir adamın ayı saldırısından kurtulma ve amacına ulaşma öyküsünü konu ediniyor. Bu anlamda en başta itiraf etmek gerekiyor ki filmde çok aman aman bir senaryo falan yok. Çok kısıtlı ve basit bir konu üzerinden yola çıkılıyor. Senaryo gerçek bir öyküye dayandırılmış. Ancak gerçekte yaşamış H. Glass karakteri ile uzaktan yakından alakası yok. Bilinçli bir şekilde intikam filmine çevirmişler. Oysa ki çok şahane bir Cast Away tadı da yakalanabilirdi. Yani işin içine bambaşka karakterler koyarak gerçek hikayeden esinlendik palavrası zaten senaryo dalındaki olası adaylıklarını falan da engellemiş. Senaryoya sonra gireceğim ayrıntılı olarak. Yönetmen bazında hareket edecek olursak büyük yönetmen Iñárritu'nun çatışma sahnelerinden tutun ayı sahnesine kadar çok güçlü ve yine çok şahane seçimlerle gerçekçilik algısını yansıtmayı başarmış. Sahne tasarımlarını çok beğendim, dönemsel vurgular çok isabetli, sömürgecilik eleştirileri ve kızılderili katliamına dönük vurgular sönük kalsa da son derece yerindeydi. Zaten yönetmen esasında hikayedeki bir sahnenin canlandırılması için kabiliyetini konuşturmak için var. Yani bu yönetmen dışında bir başka yönetmeni koysaydınız o çatışma sahnelerinde o tadı o yeni soluğu yakalayabilir miydiniz? Hiç zannetmiyorum. Hikayeyi kendi etrafında çok farklı bir şekilde evirerek eşi benzeri olmayan kamera açılarıyla bilhassa geniş açıları kullanarak filmin gidişatını ve kontrolünü kendi eline alıyor. Yarı belgesel tadını da böyle yakalamış aslında. Filmin giriş sahnesi ve ayı sahnesi için bile Iñárritu'nun Oscar adaylığı garantiydi benim için. Filmdeki dövüş sahnelerine bakıldığında sahneler tasarlanırken doğaçlamalar çok önde tutulmuş bu da alışık olduğumuz klişe dövüş sahnelerinden açık ara uzak "bende herhalde böyle dövüşürdüm" demenizi gerektirecek özgünlükte olmuş, yine dahi bir yönetmen sayesinde mümkün olan şeyler bunlar. Yani klişe hollywood filmlerindeki iyi kötü adam çekişmesi tamamen devre dışı bırakılmış. Dicaprio'nun performansı için fazla şey söylemek gereksiz zira hakikaten çok şahane bir oyunculuk ortaya koymuş, ödül almak için yırtınmış desek yeridir. Fakat söz konusu oynadığı karakterin geçmişi son derece bayat olduğu gibi zeka parıltısı hiçbir tarafı da yok. Son derece gelişigüzel kurgulanmış yine senaryo eksikliğinden kaynaklı olduğunu düşündüğüm karakter klişelerine burada da girilmiş. Son derece klişe karakterler var filmde. He burada oscarı vereceklerse de fiziksel çabaları sayesinde Dicaprio'yu ödüllendireceklerdir diye düşünüyorum. Zira bu seneki adaylara baktığımda ondan daha iyi oynamış diyebileceğim kimse yok, başka bir sene olsa tekrar diyorum bu karakter ile alması mümkün değildi. Daha radikal ve özgün tiplemeler, karakter oyunculuklarını akademi seviyor. Dicaprio'nun diğer oyunculuklarının da aşağı yukarı hep klişeler üzerine kurgulanmış olması bunda etmen. Bu arada Tom Hardy'de muhteşem bir iş çıkarmış. Bu klişe kötü adam tiplemesini kendinden bir şeyler katarak canlandırabilecek az oyuncudan birisidir ödül alması kuvvetli ihtimal. Filmin esas bombası zaten her Iñárritu filminde olduğu gibi filmin kurgusudur. Belki de bu kurgu filmin hak ettiği ikinci ödül olacak. Zira bir saniye dahi gereksiz bir sahne olmadığı gibi tempo ve heyecan da bir saniye olsun aksamıyor. Burada ikinci önemli rakibi kesinlikle Mad Max olacaktır. O filmin de sahne geçişleri muazzamdı. Görüntü yönetimi için söylenebilecek çok şey var ama uzatmak istemem. Bayıldığım bir görüntü yönetmenidir Lubezki. Burada yine kendini aşmış. Açılar, tercihler, doğal ışıklar, gölgeler, derinlikler, zoom esnasında kamera hareketleriyle yaratılan planlar... Muhteşemdi gerçekten. Gerçek bir sinema şöleni yaşattı bize. Yarı belgesel tadını da fazlasıyla veriyor. Renk yönetimi de aynı ustalıktaydı. Burada senaryoya tekrar dalmak gerekirse şunu söylemek gerekir ki senaryoluk bir şey yok. Sadece bir fikirden yola çıkılarak yönetmen odaklı bir iş yapmak istemiş Iñárritu. Zira filmin hiçbir tarafında özgün bir şey yok. Baştan son son derece basit ve klişe bir hikaye üzerinden anlatılmak istenen üç-beş mesajdan ibaret görülüyor. Göze soktukları karakterler klişe olduğu gibi son derece rezalet diyaloglar da cabası. Hikayeyi akıcı kılacak bir parlaklık olmadığı gibi Dicaprio'nun oynadığı karakterin içerisine tam olarak dalamıyoruz çünkü karakter ile özdeşlik kurabilmen için gerekli şeyler yok senaryoda. Başı sıkışan her senarist gibi bunlar da tanrı/kader/isa/mesih gibi terimlerin arkasından hareket ederek finali de oraya bağlamak gibi bir acizlikle senaryodaki basiretsizliğini kanıtlamışlar. İyi ki adaylık falan vermemişler senaryoda bunlara...Sonuç olarak en iyi film ödülünü alacak olursa diğer en iyi film adaylarının çok iyi olmamasından ötürü alacaktır hatta kesin gözüyle bakan çok otorite var onun haricinde en iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetmeni ödüllerini de alması benim esas isteğimdir. Ama tekrar diyorum senaryosundan ötürü çok iyi bir film değil, fakat dahiyane bir yönetmenlik örneği izledik. Doğa ve insan ilişkisi ancak bu kadar iyi resmedilebilirdi. Bu benim için fazlasıyla keyifliydi. iyi seyirler...
    Ali Ulusoy
    Ali Ulusoy

    Takip Et! Takipçi 14 Eleştirisini Oku

    0,5
    25 Aralık 2015 tarihinde eklendi
    Tek kelimeyle berbattı. hani mantıklı işlese gene çok matah sayılmaz iyi oyunculara rağmen 10 üzerinden 6 puan alır. Ama adamın hayatta kalmasını o kadar abartmışlar ki yok böyle saçmalık. Karakterimiz sıradan bir insan değil de resmen X Man Wolverine olarak karşımıza çıkıyor zira saçma şekilde ölümsüz.. Ve pek çok hayatta kalma durumu da bi o kadar saçma.. film olarak ağır işleyen kasvetli ve ağırdı çok tatmin ve sürükleyicilik içermemekteydi.. Baya baya vakit kaybı.. Sanırım kasti olmasa da Star Wars Episode 5'e de bir atıf var ki o sahne de ölümüne saçma..
    Birkan K.
    Birkan K.

    Takip Et! Takipçi 51 Eleştirisini Oku

    5,0
    21 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Alejandro González Iñárritu, geçen seneki Oscar başarısını bu yıl da The Revenant ile sürdüreceğe benziyor. Yönetmen parayı bulunca büyük bütçeli bir işe imza atarken, aynı zamanda bu bir Iñárritu filmi dedirten çok güzel bir eserle beyazperde de arzı endam ediyor. Üstelik yönetmen DiCaprio ve Tom Hardy gibi iki iyi oyuncuyu, alışılagelmişin dışında karakterlere büründürerek, oyuncu performanslarını bu filmde yıldızlaştırmış. Martin Scorsese'nin vazgeçilmez başrol oyuncusu DiCaprio, Oscar lanetini Iñárritu sayesinde bu sene kıracağa benziyor. DiCaprio, Brad Pitt'in yaşadığı "babyface aktör, iyi oyuncu değildir" ekolünün devam niteliği taşıyan aktörlerinden olması, tıpkı Pitt gibi akademi tarafından, hak ettiğini elde edememiş oyunculardan olma özelliği taşıyor. Ama Leonardo DiCaprio, The Revenant sayesinde, hem doğayla baş etmesi, hem de oyunculuk açısından, çıtayı Allahu Ekber Dağlar'ına taşımasıyla gönlümüzde taht kurdu. Tom Hardy'yi ise filmin ilk bir saati bittikten sonra ancak tanıyabildim. Hem görünümü, hem de filmin kötü adamı kılığına tam bürünmesiyle DiCaprio'yu çok iyi asiste etmiş. Iñárritu'nun filmleri izleyiciye biraz sanatsal gelir, hikaye ağır işler. Bu filmde de işler ağır ilerliyor, ama öyle muhteşem manzaralar ve sahneler varki bir an belgesel mi izliyorum lan ben diyosun, sonra DiCaprio çıkıyor ve Oscar'lık bir film izlediğinizi hatırlıyorsunuz. Filmin başındaki çatışma sahnesi ise gerçekten muhteşem. Savaşın içindeyiz resmen, bir karakterden bir karaktere tek bir kamera ile yol alıyoruz, geçişler ve devamlılığı mükemmel. Yönetmen için çekerken gerçekten zor, ama izleyici için muhteşem kareler ortaya çıkarmışlar. Spoiler: Filmde üç muhteşem , vurucu sahne varki, The Revenant ismini duyduğumuzda hatıralarımızdan bulup, çıkaracağız. Ayı ile DiCaprio'nun sahnesi çok gerçekçi olmuş. Atla dörtnala giderken yaşanılanlar ve devamı da gerçekten hem şaşırtıcı hem de çok etkileyici sahneler. Gerek zor doğa şartlarının bize yaşatması, gerekse Hugh Glass karakterinin içinde bulunduğu durum, intikam hırsı için bizi de filmin içine alıyor. The Revenant, Oscar'ın en iyi film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi görüntü yönetmeni ödüllerini toplayacağını düşünüyorum.
    Önder Y.
    Önder Y.

    Takip Et! Takipçi 72 Eleştirisini Oku

    4,5
    24 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Film belgesel tadında,biraz fazlaca uzun,durağan,konuşmaların nerdeyse hiç olmadığı bir film.Ama muhteşem.Leonardo Dicaprio mükemmel oynamış.Rahatlıkla oscarı hakedecek bir oyunculuk ve yine oscarı hakedecek bir film.Filme beklentilerim yüksek gittim,iyikide gitmişim,daha da fazlasını buldum.
    Sarp Baran
    Sarp Baran

    Takip Et! Takipçi 135 Eleştirisini Oku

    5,0
    20 Ekim 2020 tarihinde eklendi
    Kanlı manlı muhteşem film. Filmin Kamera yani görüntüsü muhteşem ötesi.
    Leonardo Dicaprio' nun oscar aldığı muhteşem bir yapım
    Filmin tek sıkıntısı bir iki sahnenin saçma olması mesela:
    spoiler: Hung' ın yanında cayır cayır ateş yanmasına rağmen eti çiğ yemesi.
    Berkay Yıldız
    Berkay Yıldız

    Takip Et! Takipçi 16 Eleştirisini Oku

    5,0
    13 Temmuz 2022 tarihinde eklendi
    Bir filmde gördüğüm en iyi oyunculuklardan biri gerçekten inanılmaz. DiCaprio'nun Zincirsiz deki rolünden sonra daha ne kadar ileriye gidebilir oyunculuk anlamında demiştim ama bu sefer uçmuş gitmiş. Oscarı köküne kadar hak ediyor. Filme gelirsek sıradan bir intikamı hikayesi ama teknik ve kurgusal anlamda çok iyi anlatılan bir hikaye var karşımızda. Özellikle meşhur ayı sahnesi ve tek çekim şeklinde çekilen birçok sahne gerçekten çok güzel. Ana karakterimizin hayatta kalmak için verdiği mücadele çok etkileyici. Kısacası filmi izlerken ara sıra sıkılsak da bence bu film İnarritu'nun en iyi filmi olmuş. Kesinlikle ama kesinlikle herkes izlemeli. Başyapıt. Nokta
    Mervan Eker
    Mervan Eker

    Takip Et! Takipçi 7 Eleştirisini Oku

    3,5
    6 Şubat 2021 tarihinde eklendi
    Film değil belgesel ! Hem de insan belgeseli . İnsan doğasının kötü yönlerini western tarzı bir hikayeyle çok iyi anlatıyor
    Pelin Su B.
    Pelin Su B.

    Takip Et! Eleştirisini Oku

    0,5
    23 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Rezalet bi film izlerken kalkıp gitmek istersiniz ve çok bayıyor aşırı durağan kesinlikle önermem leonardo nun olmasına bakmayın
    Nedim Ş.
    Nedim Ş.

    Takip Et! Eleştirisini Oku

    0,5
    25 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Arkdaşlar filmi izledim bugüne kadar Leonardo Dicapriyonun aşağı yukarı tüm filmlerini izledim bu kadar gereksiz uzatılmış bu kadar yalan dolu film izlemedim 9 canı olsaydı ölürdü ama maalesef film öldürmüyor. Filmin en güzel sahneleri fragmandaki gibi bence gereksiz yere para vermeye değmez. Parasının Dışında harcayacağınız en boş zaman olur.
    Ayse Nur S.
    Ayse Nur S.

    Takip Et! 5 Eleştirisini Oku

    0,5
    26 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    Puan olarak 0.5 bile fazla bu filme.Tamamen amacsiz bos bir senaryo görmedim. Filmin yarisinda cikip gidicektik sirf sonun belki bi espirisi vardir diye bekledik ama sonu bipe vasat sacma sapan bir sahnede bitti.
    DthepYEK
    DthepYEK

    Takip Et! Takipçi 233 Eleştirisini Oku

    4,0
    24 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    And Oscar goes to...

    Bu bir uyarıdır: Eğer akademi bu sefer de DiCaprio'yu es geçerse, DiCaprio fanları ortalığı karıştıracaktır.

    Yoruma geçmeden önce şunu söylemek istiyorum. Bu film internete düşeli bir aydan fazla oldu. Ve bu kadar uzun süredir sabrettim ve izlemedim. Sonunda gidip sinemada izledim. İyi ki de sinemada izlemişim. Bu film sinemada izlenecek tarzda filmlerden. Evde heba etmeyin derim. Gerçi çok büyük bir kısım çoktan izledi bile.

    2 hafta önce The Hateful Eight'i izlediğimde bol sohbet ve repliklerden bahsetmiştim. Bu film işte onun tam zıttı bir film. Aynı bunda da karlar ve soğuk var. Bunda da kan ve silah dolu ama bu film oldukça az konuşma içeriyor. Daha ağırlıklı olarak aksiyon sahneleri ve doğa sahneleri ile karşı karşıyayız. İnarritu genel olarak bu tarzı seven bir adam. Görsel ve manzara olarak aşırı doyurucu bir film. Çekim teknikleri, kamerayı kullanış biçimleri, sahne geçişleri her şeyiyle çok başarılı. İnarritu'nun izlediklerim arasında en iyisi diyebilirim. 4 tane filmi izledim, bu en beğendiğim ve en keyif aldığım oldu. Lakin şöyle bir şey var, ben filmi izlemeden önce en iyi filmi rahat alır diye düşünürken artık bu fikir biraz değişti. Evet film mükemmel bir görsel yönü var, oyunculuk anlamında zirvelerde, müzikler ve kostümler de çok iyi ama bu kadar şeyin içinde belkide en önemlisi senaryosu çok zayıf kalmış. Zaten senaryo dalında da adaylığı bulunmuyor. Yani anlayacağınız, senaryo dışında mükemmel bir film. Ama senaryonun da bir film için ne kadar çok şey ifade ettiğini söylemeye gerek yok herhalde.

    Oscar adaylıklarına gelince, DiCaprio belki kendi kariyerinin en iyi oyunculuğunu oynamadı ama o heykelciği sonuna kadar hak etmiştir. Başka birine vermeleri söz konusu olamaz. Ve bir diğer arkadaş Tom Hardy. Bu sene onun adına çok iyi gidiyor. Belki Mad Max'ten aday olur diyorduk, buradan yardımcı oyuncu adaylığını kaptı. Açıkçası bu dalda rakipleri çok güçlü. Ama şansı hiçte azımsanacak gibi değil. Filmde enteresandır, neredeyse hiç kadın oyuncu yok. Olanlarında çok kısa rolleri var. Ses ve kostüm dallarında da bir ihtimal kazanabilir. Orada en güçlü rakibi Mad Max olacak.

    Genel olarak senenin en çok beklediğim ikinci filmini beğendim ama en iyisi mi o soru işareti. En çok beklediğim The Hateful Eight'ti. İzlediklerim arasından en iyi beşli şimdilik şu şekilde; (The Hateful Eight, Mad Max: Fury Road, Inside Out, The Revenant, The Martian) Özellikle DiCaprio için bile izlenir. İyi seyirler... 8.1/10
    Deniz Akçadoğan
    Deniz Akçadoğan

    Takip Et! Takipçi 22 Eleştirisini Oku

    2,5
    18 Mayıs 2016 tarihinde eklendi
    ...Bir westernin sınırları içerisinde ilerlemeye çalışırken kaybolan, Hollywood’un olmazsa olmazı olarak biraz beyaz adamı eleştiren, geçmişe biraz Kızılderililer’in gözünden bakmaya çalışan, biraz kaderci olup tanrıya atıfta bulunan, metaforlardan destek alarak biraz ağacı ve yeşili övmeye çalışan The Revenant, tüm bunları bir geveleme şeklinde bırakıyor. Birçok konu hakkında ürkek ve kafası karışık halde bir şeyler geveliyor ve öylece bırakıyor. Haliyle ne Amerika’nın geçmişine dair akılda yer edici bir bakış açısı sunabiliyor ne de bir western filmine en çok yakışan temalardan tekini (intikam) hakkını vererek işleyebiliyor. Kökleri zayıf ağaca atıfta bulunan filmin kendi kökleri zayıf. Başkarakterin, filmin kötü adamı kadar vasıf sahibi olamadığı The Revenant’tan geriye kalanlar birkaç baş döndürücü güzellikte aksiyon sahnesi, geniş peyzajlardan feyz alan bir sinematografi ve kalburüstü oyunculuklar…
    Cenk D.
    Cenk D.

    Takip Et! 3 Eleştirisini Oku

    1,0
    21 Ocak 2016 tarihinde eklendi
    zaman kaybı banal iğrenç , para amaçlı yapılmış bir film . konusu çok sıradan , telefonumla evde daha iyisini çekerim
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top