En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
rudeonerudeone
Takipçi
1.698 değerlendirmeler
Takip Et!
4,5
22 Ocak 2015 tarihinde eklendi
Benzer konulara sahip olan filmler izlemiştik belki, ancak kesinlikle orijinal olmayı başarıyor "Edge of Tomorrow". Aslında yaklaşık ilk on dakika, pek de iç açıcı olmayan bir senaryoya, tatmin edici olmayan bir hikaye akışı eşlik edecekmiş gibi, filmin övgüleri aksiyonundan dolayı aldığını tahmin etmeye başlamıştım ki, film "twist"ini yaptıktan sonra bambaşka bir hale büründü. Muhteşem bir sürükleyicilik, başarılı aksiyon sahneleri, nadir bulunan başarılı bir bilim-kurgu temeli, ve pastanın üzerindeki çilek: Bu işleri iyi bilen adam Tom Cruise. Emily Blunt da "Angel of Verdun" olarak oldukça başarılı, perde albenisi olan bir aktris. Giriş-gelişme-sonuç örgüsü içinde pek çok klişeye de hizmet ediyor film bu arada, ancak gayet keyifli ve bunlar izleyiciyi rahatsız edecek seviyede değil. Senenin" rahatlıkla izlenebilir"leri kategorisinde.
Kurgu olarak oldukça özgün,başlarda oblivion tarzı bir film mi acaba dedirtiyor ama ilerleyince çok farklı bir noktaya aktığını anlayacaksınız filmin,ismi de kendi gibi güzel yarının sınırında...8/10
filmi dün izleme fırsatı buldum öncelikle uyarım eğer fragmanı izleyip aman allahım diyip büyük beklentilerle sinemaya giderseniz büyük şok yaşarsınız filme gelince ; Tom Cruise ve Emily Blunt iyi bir ikili olmuş karakterler sizi en azından filmin içerisinde kalmanızı sağlıyor tabiki tom amca tek başına bir film yine yılların birikimini size sunuyor film standart dünya kurtarma modellerinden farklı birşey yok aksyion iyi görsel kalite iyi geçişler çok iyi ama konusu zayıf ve anlatımda çok eksikler var buda sizi filmin içinde kalmanızda eksi bir etken sonuç olarak devam filmi büyük ihtimalle gelicek ama sinema yerine evde beklerseniz daha iyi olur özellikle 3D nin filme hiç bir artısının olmadığını belirtmek isterim iyi seyirler...
TEK KELİME İLE BAŞYAPIT DÖRT DÖRTLÜK "TEKRAR, TEKRAR, TEKRAR!" bu senenin en iddialı filmlerinden biri Edge of Tomorrow. IMDb puanı, hakkında yapılan tüm olumlu yorumları ve tabii ki de bilim-kurgu filmi olduğu için uzun zamandır takip ediyordum bu filmi. filmi izlediğim zaman gerçekten yapılan tüm olumlu yorumları hak ettiğini gördüm. daha önce izlediğim filmlerden farklıydı sanki Edge of Tomorrow. biraz Deja Vu, biraz da The Butterfly Effect filmlerini bana andırsa da filmimiz ana tema olarak çok farklı ve de çok özgün olmuş. bilim-kurgu'nun ve aksiyonun kesinlikle hakkı sonuna kadar verilmiş. sahildeki savaş sahneleri ciddi anlamda harika olmuş. aksiyon ve bilim-kurgu türlerinin dışında "dozunda" komedi faktörü de var filmimizde. sizi gülümseten birçok trajikomik anlar olacak. sürekli yenilenen ama sürekli başa dönen sahneler de bence bu filmi özel kılan en önemli etkenlerden birisi. bir de bi konu hakkında açıklama yapmak istiyorum. bilim-kurgu filmlerini sevin diye kimse size baskı uygulamıyor arkadaşlar. sevmeyebilirsiniz bu çok normal ama tüm bunlara rağmen bu filmi beğenmeyip de "sürekli aynı sahneler tekrarlanıyor, asla önermem" gibisinden şeyler yazıp boş yere bu filmi karalamayın. izleyecek olan insanlara engel oluyorsunuz. benim gibi bilim-kurgu filmlerine bayılıyorsanız mutlaka bu filmi izlemelisiniz. final ve finalde çalan şarkı mükemmel olmuş. 7.9
Orijinal bir film değil belki (Matrix,Kelebek Etkisi,Yaşam Şifresi..gibi filmlerinin karışımı olmuş) ama sıkıcılıktan uzak güzel bir bilim kurgu. Bu yaşına rağmen hala bu tarz filmleri tek başına sürükleyebilen ve kaliteli işlere imza atan Tom Cruise takdir ve tebrik edilesi..
Şimdi bir insan öncelikle Edge Of Tomorrow'un (EOT) fragmanını izledikten sonra iyi bir aksiyon filmi ile karşı karşıya kalacağını düşünürdü. Sadece bu. Normal bir aksiyon filmi. Fakat bu filmi sinemada izlemeye gittiğinde... Nefes kesici.
Öncelikle filmin özeti şöyle: "Savaşı yönetmekte iyi iş çıkaran fakat hiç savaş deneyimi olmayan Cage'den insanlığın Mimics denilen yaratıklara karşı yaptığı savaşa katılmasını isterler. Cage zorla savaşa katılır ve savaşta ölür ve savaştan önceki gün kendi bedeninde uyanır ve her öldüğü zaman da böyle olacaktır." Daha sonra ne olaylar oluyor neler. Mesela olayların sonuna doğu yaklaşıyorsunuz ve birden bire ölüp en baştan başlıyorsunuz. Video oyunlarındaki gibi. Fakat bu film diğerlerinden farklı.
Konusu beyazperde de pek görmediğimiz orjinal bir konu. Aslında bu filme diyecek pek bir laf bulamıyorum. Böyle bir filmin öncelikle kendisine bakarsak ben görsel efektlerden başlamak isterim. Filmde aksiyonun dozu son zamanlarda vizyona giren filmlere göre kat be kat daha yüksek. Bol silahlı, kılıçlı, filmdeki Mimics gibi yaratıklı ve uçak, robotumsu kıyafetler de bu görsel şöleni oluşturan önemli faktörler.
Oyunculuğa gelirsek öncelikle aksiyon filmlerinin yıldızı Tom Cruise'dan başlarım. Şimdi öncelikle Tom'un son 3 yılda vizyona giren filmlerine bakarsak (ki o filmler Tom'un en aksiyonlu filmleriydi) öncelikle Görevimiz Tehlike 4 (GT4) var. GT4, son zamanların en maceralı ve aksiyonlu filmiydi. Dünyanın en yüksek binasına tırmanma sahnesi buna bir örnek. 2012'de Jack Reacher vizyona girdi. GT4'den sonra bu film için beklentiler biraz yüksekti fakat bu beklentiler hüsrana uğradı. Fakat başarılı bir polisiyeydi. Ondan sonra Tron Efsanesi ile kendini tanıtmış Joseph Kosinski'nın Oblivion'u var. Onun konusu ise çok havada kaldı, film aşk ve klonlama unsurunun çok etkisinde kaldı o yüzden başarılı bir film olamadı. Şimdi ise EOT vizyona girdi ve bu film şu ana kadar Tom Cruise'un en başarılı performanslarından birini sergilediği ve aksiyon dozu ile görsel efektlerin Tom'un diğer filmlerine kıyaslarsak daha çok olduğu için bu film Tom Cruise'un en iyi aksiyon filmi dersek yalan olmaz. Sonra Emily Blunt'a gelirsek eğer bence Emily'nin bu filmdeki rolü ona çok yakışmış. Helikopter kanadı ile yapılmış dev kılıcı ile Mimics'leri haklıyor. Yakışmış bence. Aslında Emily'yi bundan önce Looper filminde onu bir shotgun ile görmüştük fakat bu filmde ondan daha fazlası var. Onun da oyunculuğu çok başarılı.
Sonuçta EOT, sıradan bir film olduğunu düşünürken sinemada harikalar yaratan beklentilerimizin fersah fersah üstünde bir film. EOT görsel efektleri ve müthiş senaryosu ile hem bu yılın en iyi blockbusterı (yaz sezonunda vizyona giren beklenilen filmler) hem de şu ana kadar bu yılın en iyi filmi yapmayı başarıyor. Neden? Çünkü önceden yılın en iyi filmi olan X-Men iyi bir filmdi fakat biraz beklentilerin altında kaldı. Godzilla ise görsel efektleri mükemmel fakat senaryosu klişeydi. The Amazing Spider-Man 2 ise romantik bir gençlik filmi bakımından başarılı, aksiyon bakımından beklentilerin altında kaldığı için şu ana kadar ve bence bu yılın en iyi filmi Edge Of Tomorrow.
Filmin türünün meraklısı olsanız da, olmasanız da yönetmen Doug Liman gerçekten çok sıkı bir bilimkurgu-aksiyon filmi ortaya çıkarmış. Bu haftanın ve son zamanların en iyi ve en eğlenceli filmi. Mutlaka izleyin, sakın kaçırmayın! Tavsiye ederim, kesinlikle pişman olmayacaksınız. 4.5/5
....Japon bilim-kurgu yazarı Hiroshi Sakurazaka’nın All You Need Is Kill adlı romanından, Christopher McQuarrie’nin (Olağan Şüpheliler En iyi Senaryo Oscar’ını aldığını anımsatalım) başını çektiği üç kişilik bir senarist ekibi tarafından uyarlanan film, yakın bir gelecekte “Mimics” olarak adlandırılan uzaylı yaratıkların yaşayacak yeni bir gezegen bulma amacıyla dünyayı işgal edişlerini merkeze alıyor. Mimics insanoğlunun her hareketini taklit edebilen, tamamen öldürmeye programlanmış, üstelik zihinsel olaraktan bizden fersah fersah ileride bir “makro-organizmanın” savaşçı uzantıları. Tüm kaleleri fethedilmiş, tüm şehirleri tek tek düşmüş insanoğlu ise neredeyse çaresiz; zira Rita Vrataski’nin (Emily Blunt) önderlik ettiği askerlerden oluşan birlikler, dünya çapındaki tüm askeri örgütlenmelere, tüm ordu gazlarına rağmen geri dönüşümsüz biçimde gezegeni kaybetmek üzere. Çünkü olay Mimic’ler ya da alfa’lar ile savaşmak değil, esas beyni bitirmek olmalı; ama bu noktaya henüz gelen olmadığı gibi, ordunun üst düzey komutanları da egosantrik inatlarıyla sahaya zekâ yerine daha çok askeri sürmeyi yegane savaş stratejisi olarak görmekte. İşte adamımız Cage tüm bu karmaşanın ortasına balıklama düşüveriyor; orduya ve askeri pratiklere ne kadar uzak olduğunu kısa sürede çözdüğümüz ‘fake’ subayımız bir de çatışma esnasında zamanı sıfırlama yetisine bir hediye misali sahip olunca, filmin esas dinamizmi başlıyor...
Filmimiz yakın bir gelecekte geçiyor ve yok edilmesi neredeyse mümkün olmayan bir uzaylı ırkının dünyayı istila edişini anlatıyor… “Yaşa, Öl, Tekrarla” döngüsü ile ilerleyen “Yarının Sınırında” keyifle izlenen, temposu düşmeyen bir bilim kurgu. Belki haksızlık olacak ama film, oynadığımız oyunlar gibi, her ölüşümüzde baştan aldığımız ve önceki hatalarımızı tekrarlamadan bir sonraki level’a geçmek için çabalama azmimizi hatırlatıyor. Tekrar başlama sahneleri bir süre sonra baygınlık veriyor ama her yeni değişiklikle konuya tekrar bağlanıyorsunuz.
Kötü değil ama harikada değil. İzlediğime pişman olmadım heyecan ve aksiyon var sonu güzel. Sadece senaryo klasik o yüzden sıkılabilirsiniz ama Tom için izlenir.
(...) Filmde, zaman döngüsüne yakalanmış, savaşmaktan anlamayan bir subayın dünyayı kurtaran adam olmaya doğru seyreden macerası anlatılıyor. Her bir ayrıntısı tanıdık ve her bir sahnesi klişeyle dolu yapımın en büyük numarası ilk bakışta ilginç görünen bilim kurgu hikayesi. Ancak bu noktada film, bilim kurguyu sadece bir çeşni olarak kullanıp, derin konusunu oldukça yüzeysel bir şekilde işlediği için bol gösterişli, yavan bir aksiyon filminden ileri gidemiyor. Lakin yine de, Tom Cruise'un meşhur pozlarını izlemek (!) ve sinemada bir güzel eğlenmek için tercih edilebilir. Zira vasat olduğu kadar lezzetli de öte yandan!
Eğer Doug Liman’ın ismini daha önce duyduysanız bunun sebebi ya Mr. & Mrs. Smith’tir ya da Bourne üçlemesinin yapımcılığını üstlenmiş olmasıdır -ki ikincisini bilmek için biraz tuhaf olmanız gerekiyor. Bilim kurgu dünyasıyla hayli içli dışlı bir sinemacı olan Liman’ın beyazperdedeki son yönetmenlik denemesi Yarının Sınırında, (artık vaktinin geldiğini düşünüyor olacak ki) kendisinin bugüne kadarki ilk uzaylı temalı filmi. Hiroshi Sakurazaka imzalı All I Need Is Kill isimli romandan uyarlanan filmin senarist kadrosunda Olağan Şüpheliler’in Oscar ödüllü yazarı Christopher McQuarrie de mevcut. Hollywood’un uzunca bir süredir yüksek bütçeli aksiyon filmlerindeki ilk tercihi olan Tom Cruise’un başrolü yükselen yıldız Emily Blunt’la paylaştığı Yarının Sınırında, her ne kadar işinde usta bir ekip tarafından yaratılmış ve sergilenmiş gibi dursa da bilindik Hollywood felaket filmlerinin belli başlı vazgeçilmez unsurlarının hapsinde seyrediyor oluşu dolayısıyla vasattan öteye gidemeyecek bir yapım.
Harika bir bilimkurgu olmuş.Groundhog Day (1993) veya Call Of Duty tarzı bilgisayar oyunlarından esinlenilmiş bir film.Tom Cruise'un son filmlerindeki vıcık esprili hali yok, Emily Blunt ile göze batacak romantik anlar yok, her şey dozunda.Sinemada izlememek büyük kayıp oldu benim için, keşke gitseymişim.Tavsiye edilir.
Herşeyi tekrar geriye sarmak mümkün olsa keşke değil mi ? Biraz daha gerçekçi olabilirdi 1 puan o yüzden kırıyorum. Aşırı olmasa bile beğenerek izledik.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.