En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacıgil
Takipçi
2.372 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
16 Mart 2025 tarihinde eklendi
Woody Allen'ın "The Purple Rose of Cairo" (1985) filminden esintiler taşıyan senaryosunu...
Barış Pirhasan'ın kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da usta sinemacı Atıf Yılmaz'ın oturmakta oturduğu "Aaahh Belinda"; fantastik bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde...
"En İyi Film", En İyi Yönetmen" ve "En İyi Kadın Oyuncu" kategorilerindeki ödülleri kazanmasına ilaveten...
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen...
Asla eskimeyen bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Son olarak provalarda...
Vasıf Öngeren'in...
"Asiye Nasıl Kurtulur?" (1970) adlı oyunundaki...
Asiye karakterini canlandıran...
Başarılı ve tanınmış bir tiyatro sanatçısı olan Serap (Müjde Ar)...
***
Uzunca bir süre...
Bayağı bir tereddüt gösterse de...
Alacağı ücreti tatminkar bulması nedeniyle...
Belinda isimli bir aile şampuanının...
Reklam filminde oynamayı kabul ederek...
Hazırlıklarına da başlar...
***
Ki...
Her ne kadar kendisine...
Tamamen itici gelse...
Ve bunu...
Erkek arkadaşı Suat'a da (Yılmaz Zafer)...
Tüm samimiyetiyle itiraf etse de...
***
Konu gereği bu reklamda...
Kendisinin bilindik modern ve bağımsız yaşam tarzının aksine...
Çocukları İnci (Burçak Çerezcioğlu) ve Hakan'dan (Berhan Ballıoğlu) oluşan...
Gülveren ailesinin...
Diğer üyeleriyle tanıştırır...
***
Ardından da...
Çekimlere geçilir...
***
Evet...
Geçilir geçilmesine de...
Serap birdenbire kendini...
Paralel evrendeki dünyasında...
Hulusi'nin karısı ve İnci ile Hakan'ın anneleri olarak bulmasın...
***
Uğradığı bu şaşkınlık sonrasında da...
Evi terk edip...
Yardımına başvurmak üzere...
Bir taksiye atlayıp Suat'a uğramasın...
***
Ama o da...
Aynen diğer dostları gibi...
Ne yazık ki kendisini...
Yani Serap'ı tanımıyor olmasın...
***
Ve oturduğu aynı binada...
Komşusu da olan Feride (Füsun Demirel) ile beraber her gün...
Çalıştıkları banka şubesine gitmek mecburiyetinde kalmasın mı...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
İşte tam da...
Burada noktalayacağız...
Dakika 34...
***
Gittikçe kararan Serap karakterinin hayatının...
Adeta korkunç bir karabasana evrileceği filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran, 60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Altın portakal ödüllü nitelikli ve değişken kurgulu bir yeşilçam filmi. Yönetmen Atıf Yılmaz olunca ister istemez ilginç bir yapım ortaya çıkıyor. Atıf Yılmaz'ın Selvi Boylum Al Yazmalım filmi kadar olmasada çekim yılı itibarı ile hayli cesur ve pozitif olmuş. Oyunculuklar vasat ama senaryo o kadar iyi ki bu olumsuzluğu gölgede bırakıyor. Çocuk oyuncu galiba İnci rolünde oynayan Burçak Çerezcioğlu 1995 yılında lösemi hastalığından aramızdan ayrılmıştı. Filmde insan izlerken garip bir üzüntüye kapılıyor. Keza Fatoş rolünde oynayan Fatoş Sezer'de geçen sene aramızdan ayrıldı. Değerler bir bir kayboluyorlar. Film aldığı ödülü haketmiş. İzlemeye değer filmlerimizden.
Steril, sofistike bir hayat sürerken aniden orta direk koşullarında kapana kısılsanız ne olurdu? Bence dünyada bir eşinin olmadığı (çünkü öykü gerçekten bize ait, başka kültüre uyarlanabilir mi bilmiyorum) bu başyapıtta işte bu anlatılıyor. Bakış açınıza göre fantastik, dram veya komedi olabilir. Ama benim için tam bir korku filmiydi. Hem de tam Polanskivari yöntemlerle...Bohem bir hayat süren kadın (Müjde Ar)tiyatro oyuncusu. Cinsel özgürlükçü ve avamlıktan kendini olabildiğince soyutladığını zannediyor. Ama para kazanması lazım. Mecburen bir şampuan reklamında oynayacak, parasını alacak ve bu yaptığını unutacak. Üstelik kocasını ve çocuklarını canlandıran oyuncular da oldukça asab bozucu. Özellikle kocasını canlandıran Macit Koper döktürüyor. Bu adam tam bir korku filmi karakteri. Kadın duşta rolüne fazlasıyla kaptırıyor ve gözlerini açtığında kendisini bambaşka bir dünyada buluyor. Reklamdaki sanal ailenin gerçek olması ve kadının bu hayata sıkışıp kalmasıyla tırmanan gerginlik, kadının eski arkadaşları tarafından tanınmaması ile artıyor. Filmde çok komik sahneler de var. Evde kendini oyuncu zanneden bir kadının yeri tabii ki tımarhanedir. Karakterimiz burada koğuş arkadaşlarıyla beraber (ki hezeyanlıdır kendileri) izledikleri reklam filmindeki kıza çok acır: 'Yazık... Ne kadar da genç...'Kadın debelendikçe daha da dibe batar. Onu doğru yola getirmeye çalışan, eski öğretmen olduğu için istediği şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen (bu da toplumsal bir hezeyan değil midir?) kaynanasının 'dunganga'laması üzerimize üzerimize gelirken; evden kaçmayı tercih eden kadıncağız eşine mektup bırakır: 'Sevgili kocacığım seninle birçok şey yaşadık... Yaşamışızdır herhalde...'. Ama hiç bir şey çare etmez, her defasında yolu Roma'ya çıkar. Tek çözüm kalmıştır. Hayatının rolünü benimsemek (orta direk ev hanımlarının hepsi hayatının rolünü giyinirler zaten). Hatta oidipus kompleksli oğluna bir kardeş getirmek isteyecek kadar 'ana tavuk' havasına girer. Konusu, konunun işlenişi, oyunculuk, atmosfer hatta müziğiyle bile eşsiz bir baş eser.
toplumun kadınlara ve erkeklere biçtiği rollere karşı güçlü bir eleştiri... üstelik fazlasıyla vurucuydu, "akıl oyunları" gibi beklenmedik gelişmelerin iki katına çıktığını düşünün...
Çok özgün bir konu. Her ne kadar yan karakterlerin amatörlüğü filme çok büyük darbe vuruyorsa da Müjde Ar, Macit Koper, Füsun Demirel, Tarik Pabuccuoglu gibi ustalar filmi kurtarmayı başarıyor. Türk sinemasının 'bir çok zorluğa rağmen' film yapılabilen bu dönemine saygı durmak açısından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. [7/10]
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.