Hesabım
    Misafir
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    2,5
    Geçer
    Misafir

    Misafir

    Yazar: Ali Ercivan
    Misafir, yalnızlık üzerine bir film öncelikle. Dün akşam bir televizyon kanalında rastladığım oyuncu ve yönetmenlerle yapılan röportajlarda, hepsi bunu alışılmadık bir aşk filmi olarak tanımladı. Tanıtım için böylesi daha uygun herhalde ve elbette içinde bir tür aşk var bu filmin ama öncelikle yalnızlık üzerine bir film Misafir.

    Fransa'da çalışan Oktay'ın yalnızlığı üzerine mesela. Ailesiyle sağlıklı bir iletişimi kalmamış. Her iki ülkeye de tam olarak ait değil. Türkiye'de de en az orada olduğu kadar gurbetçi artık. Tek sığınağı içki. Yengesi Ayşe ise onu dört duvar arasında yaşamaya zorlayan ve kendisi çoğunlukla evde bile bulunmayan kocası yüzünden yalnız. Bir Anadolu kasabasında kadına biçilen rolden dolayı yalnız. Oktay, belindeki disk kayması sebebiyle askerden çürük raporu almak için memlekete dönüyor. Bir tesadüf eseri karşılaştığı kuzeni onu evlerine davet ediyor. Ve Oktay ile yengesi arasında beklenmedik bir yakınlaşma başlıyor.



    Oktay, Halit Ergenç'in başarıyla hayat verdiği, iyi çizilmiş bir karakter. Bu onun filmi zaten. Sefil hayatını düzene koymanın umudunu yengesi Ayşe'de buluyor. Ancak Ayşe'yi dört duvar arasına hapseden erkek bakışından da kendini sıyırabilmiş değil. Daha ikinci günden aşırı sahiplenici, buyurgan bir dil kullanmaya başlıyor. Belki sadece çok çaresiz, karşısına çıkan mutluluk fırsatını kaçırmamak için.

    Ayşe'ye gelince. Onu iki başlığa ayırmak lazım. Ayşe, Lale Mansur'un deyimiyle "fingirdek" bir kadın. Cinsel tatmine aç. Öyle aç ki bir komşu kadınla lezbiyen ilişki bile yaşıyor. Ancak biraz abartılı bir detay olarak, iskenderin üstüne yağ gezdirildiğini bilmeyecek denli de dünyadan bihaber. Bunu ne kadar inandırıcı bulursunuz, o ayrı bir konu. Ama Lale Mansur bu karakteri ne kadar inandırıcı kılabiliyor, asıl problem orada.

    Bu iki insanın aşkı, Ayşe'nin daha ilk andan Oktay'ı gözüne kestirip baştan çıkarma çabaları ve sonra Oktay'ın yengesiyle yatağa girecek cesareti kendinde bulması; hepsi son derece nazik, seyirciyi ikna etmenin güç olduğu mevzular. Senaryo, bazı kilit noktaları tesadüflerle çözmesine ve kimi zayıf taraflarına rağmen, bizi bu öyküye ve karakterlere ikna etmek için elinden geleni yapıyor diyelim. Fakat filmi hem yazan hem yöneten Ozan Aksungur, tek bir oyuncu seçimiyle kendi bindiği dalı kesiyor resmen.



    Lale Mansur, ne bir küçük kasaba kadını olduğuna ne karakterin cehaletine ne de fingirdekliğine ikna edemiyor bizi. Bütün bu rolleri kesmeye çalışan Lale Mansur'u izliyoruz sadece. Çok bakımlı, çok kentli, çok İstanbul ağızlı. Performansının yeterli olmaması bir yana, fiziksel olarak rol için yanlış seçim zaten.

    Aksungur'un Zeki Demirkubuz etkisi hissedilen rejisi ise iniş çıkışlı. Yer yer etkili ve hatta yaratıcı, yer yerse öğrenci filmi düzeyinde. Özellikle müzik kullanımı.

    Yalnız bir de rakı filmi Misafir. Onu muhakkak eklemek lazım. Rakı ve Türk kahvesi. Hemen her sahnede. Oktay'ı çözmenin önemli anahtarlarından biri alkol. Hayattan çok kazık yemiş ama bir şeylerin değişmesini de hep dışardan, başkalarından bekleyen, cesaretsiz bir adam Oktay. Gündüz ayakta kalabilmek ve gece uyuyabilmek için ona ihtiyacı var. Rakının ardına saklanan bir adam. Dediğim gibi, filmin en büyük meziyeti, bu adamın başarıyla çizilmiş portresi.

    Misafir, mutlu bir film değil. Kasvetli bir film. Kötü hiç değil. Sadece eksikleri olan bir film. Klasik sinema ve sanat sineması kalıplarını birleştirmeyi deneyen, yılın ortalamanın üzerinde işlerinden.


    Twitter: aliercivan
    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top