En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Ferdo
95 değerlendirmeler
Takip Et!
0,5
11 Ekim 2009 tarihinde eklendi
1 saat 35 dakika bu filmi izliyeceğinize bence yürüyüş yapın,kitap okuyun,uyuyun veya naparsanız yapın ama bu filmi izlemeyen değil filmin son 30 dakikası 1 dakıkası bile 5 kuruş etmez,birde şu konuda olan bir filme içkiyi karıştırmışlarya hakkatten bravo.
ilk 1 saatin sonunda nasıl kötü bir yorum yapsam diye düşünüyordum ki yaklaşık 65.dk.dan sonra film başlıyor ve soluksuz izliyorsunuz.bir final bir filmin puanını ancak bu kadar çok artırabilir.3 vereceğim film son 25 dk.da patlama yaparak benden 8 aldı.ilk 1 saatte bu nedir ya ...diyip filmi kapatmazsanız,finalde sizi çok güzel süprizler bekliyor olacak... ;)
Küçük Kıyamet filmiyle benzer bir senaryoya sahip. Köyden çıkamama ve mezarlık sahneleri aynı. Ayrıca filmin başından sonunu çok rahat tahmin edebiliyorsunuz. Tek tatmin edici yanı biraz ürkütücü olması.
Türk Sineması'nda Üslup Çoğulluğu - [Avantajlar ve Dezavantajlar] Yazan: Şahin Sınır
Öyle bir film düşünün ki, bugüne değin izlediğiniz en kötü aşk sahnelerinden mürekkep sahneler içersin, hatta filmin o mecraya hangi sıra nasıl taşındığı kati surette anlaşılmasın! Yoksa, filmin mimarları, estetik tavırlardaki müspet bütünlük arayışının darmadağın edildiği bir stratejiyi mi devreye soktu bu filmde? Cevabı biz de bilmiyoruz. Öte taraftan farklı üslup denemeleri yapan bir yazarı andıran genç yönetmenin (Korhan Uğur) senaryoya bağlı kalmaksızın, deneyci bir tavırla bu filmi çekmiş olması (sahneler arası geçişlerdeki dağınıklıktan bu iddiamızı temellendirmek mümkün), izleyiciyi farklı duygulanımlara da sevk ediyor. İlk iddiamızdaki dezavantajı dengeleyecek bir durum olarak da değerlendirebiliriz bu stratejiyi. Çünkü Türk sinemasında çokça görmeye alıştığımız "duygu manipülasyonu"na girmeden (ya da başka bir ifadeyle, sinemadaki tüccar zihniyetinin geleneksel stratejilerine başvurmadan) 20 dakikada bir, sizi başka bir evrenin karmaşık atmosferine sokmayı başarıyor bu film. Film, senaryosu açısından oldukça farklı ve bugüne değin Türk sinemasında hiç işlenmemiş bir konuyu ele alıyor:Yıllardır süre gelen geleneğe karşı çıkarak "yaşam"ı değil, "ölüm"ü sorguluyor. Bu filme dair karmaşık haleti ruhiye içinde kalan izleyicinin yorumlarından filme dair ve genel film değerlendirme alışkanlıklarımıza dair bazı profilleri sizinle paylaşmak istiyorum. Kentsoylu hayatın içinden gelen kesim, bu filmi kategorize edememenin rahatsızlığı içinde, "Öldür Beni"de popülist aksiyon, gayri ahlaki ucuz sahneler, pulp fikir aktarımı, standartlaşmış zihinlere uygun sinema ritüelleri ve belki de kente dair modernlik imgeleri bulamamanın üzüntüsü içindeydi. Filmi beğenmeyenlerin ve ivedi(k) eleştiri getirenlerin (üst-derecede estetik bilimi okumuş tahsilli eleştirmen edasıyla) filme tavır alışında ben sınıfsal bir hınç yakaladım. Buna karşılık Anadolu yerlisi, kimlik tipolojisinde memleket ahvaliyle duygudaşlık kurarak yaşayan kesimdeyse filmdeki mesajların içeriği ve köyün kendine has natüralizminin bir mest etkisi yarattığını gördüm. "Bu filmin türü nedir?" sorusu cevap alamıyorsa bunu, bu filmde emeği geçen ve amatör ruhla (arkasına büyük finansörlerin kendi "beğeni kalıplarını dikte etme arzularını" almaksızın) emeğini katan ekibin zengin muhayyilesine vermek gerekir. Türk sineması bu tarz draması, mizahı, gerilimi ile karmaşık duygularla bizi yüzleşmeye bırakan çalışmalara ihtiyaç duymalı kanımca. Ayrıca filmde çalışan bütün ekibin ilk deneyimi olması itibariyle, ağır eleştiriler sunmayı elbette etik ve samimi bulmuyorum. Sinema izleyicisi için bir filmdeki noksanlıkları görmek bir hayli kolaydır. Oysa emek, çaba ve cesaretin ürünü olan her çalışma bizce alkışlanmaya değerdir. Bir filmden beklenen en önemli unsur, senaryosunun tutarlı ve her şeyin nihayetinde yerli yerine konulmasıdır. Öldür Beni'nin bunu başarıyla sergilediğini düşünüyorum. Metafizik bir konuyu toparlamak, onu, yıllarca standart senaryoları izlemek zorunda bırakılmış Türk seyircisine anlatmak, filmi izleyenlerin kafalarında soru işareti bırakmak ve bir yandan da bu sorulara cevap aramanın hazzını yaşattırmak oldukça zor iştir.
Öncelikle filmin konusunu saçma bulan arkadaşlarla başlayalım; sinema , içerisinde bir çok farklı türü barındıran bir yapıdır ve her türün kendine has özellikleri vardır . Bu filmin konusu için saçma diyen arkadaşlar bu filmi hangi kalıba göre değerlendirmişler ? Şayet bu bir politik gerilim ya da romatik komedi olsaydı saçma demekte haklı olabilirlerdi . Fakat film tür olarak kendine fantaziyi seçmiş ve gerçeküstü öğelerle filmin altyapısı oluşturulmaya çalışılmış . Bu durumda filmin konusu saçma olmaktan ziyade son derece ilgi çekicidir . Şayet tür sizin ilginizi çekmiyorsa o sizin hayalgücü kısırılığınızdan kaynaklanır. Şimdide gelelim yerli filmleri destekleme hastalığına ; şayet yapılan kötü türk filmlerini kötüde olsa destekliyorsanız bilin ki daha da kötüleri yapılacak ! Çünkü siz parasını vererek izlediğiniz o kötü filmlere bir tepki göstermedikçe ( bu tepki onları izlememek olabilir ) onlar kazandıkları paradan memnun kalarak daha az çaba, daha az masrafla sizin cebinizden daha çok para götüreceklerdir. İyi bir şeyler yapmadan da kazandıklarını gördükçe aynı kafayla devam edeceklerdir . O yüzden sizleri yerli filmleri desteklemekten ziyade yerli seyirciyi desteklemeyi öneriyorum .
merakla bekliyoruz,yönetmen aynı zamanda senarist oldukca idealistmiş,severim tuttuğunu koparan çizgisinde giden yönetmenleri,umarım türk sinemasına yeni bir soluk ve bir sevdiğimiz yönetmen daha eklenir ve umarım çizgisini bozup kafalarımızı karıştırmaz,bekliyoruuuzzzz:))))
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.