sürekli gittiğim mekandaki bir tablo bana daima bu enfes filmi hatırlatıyor..neden acaba?..hı!film!..sonsuzluk ve bir gün.adı yetiyor zaten..izlerken kendimi o kadar kaptırmışım ki bittiğinde güzel bir rüyadan uyanır gibi oldum.tadının,damakta kaldığı filmlerden.
Dünyada çekilmiş her döneme göre inanılmaz filmler vardır.Bu film klasik film izleyicisine hitap etmemektedir.Bu filmde kavga ,dövüş aksıyon yoktur.Bu filmde His vardır,düşünce vardır.Bu film çekildiği döneme göre ve bana göre dünyanın en iyi filmlerindendir.
Theo Angelopoulos’dan hayata,sevgiye,iç hesaplaşmalara,özleme dair kalburüstü bir film.Müthiş karakter çalışmalarının yanısıra kameranın alabildiğine yavaş hareket etmesi sebebiyle karakterleri daha iyi anlıyoruz.Şahane müziklerle beraber adeta görsel bir şölene dönüşmüş.her zaman geriye sadece hatıralar kalır...ve bir replik: -Yarın ne kadar sürer diye bir soru sormuştum Anna ,hatırladın mı?-Sonsuzluk ve bir gün kadar.-Duyamadım?-Sonsuzluk ve bir gün kadar..
hastalanmış eski 1 şair . gecikmiş pişmanlıkların sancısından mı hastalandı yoksa eski eşinin hasretinden mi bilinmez . peki geçmişteki hata ve yarım kalmışlıkları onarım telaşeşi de hem de 30 yıl önceki 1 mektupla . küçük 1 çocuğun kimsesizliğini giderme uğraşı yoksa birnevi kendi yalnızlığını unutma arayışı mıydı . peki hergün aynı şarkıyı açaraçmaz karşı balkondan ona eşlik eden şarkı da neyin nesi . 1 şair neden kelime satın alır annesinin sesini işitemiyorsa eğer 1 sürgün yerinde .
"gözlerim kapalı bakıyorum... kulaklarım mühürlü seni dinliyorum... ağzım yok ama sana yalvarıyorum..." mükemmel film.. sakin ve ayık kafayla mümkünse sabaha karşı izlenmelidir.. mümkünse arkasından omuza bir palto atılıp gün doğarken en yakın sahile gidilmelidir.. bir sigara yakılmalı ve hayat üzerinde düşünülmelidir.. hatta yeni sevgililer mümkünse bu filmle denenmelidir:)) (sountrack'inin fiyatı asla sorulmamalıdır.. filmin cd'siyle idare edilmelidir:)) saygılarımla:P
Öncelikle film uzun sekansta ve sahneler genelde yavaş akıyor. Aslında bir filmden çok şiir dinletisi gibi denilebilir. Hayata, hayata dair yanılgımıza karşı düşündürücü ve üzücü bir film Angelopoulos'un en başarılı işlerinden. Çok güzel replikleri yönetim beraber göndermeler de hiç az değil. Kesinlikle izlemeye değer. spoiler: Filmde hasta yazar sonsuz gibi yaşadığı hayatında neleri eksik yaptığını hastaneye yatmadan önce anlar, ve bu sonsuzluğun ardından bir günü doyasıya yaşamaya çalışır. En son 'Argadini, Korfoula köy" Alexandre'nin yaşamda nasıl geç kaldığının bir yansımasıdır. Ve hastaneye yatmaktan vazgeçer ve kalan birkaç gününü yaşamaya karar verir
Bir otobüsün içi küçültülmüş bir dünya gibidir. Dışarıda esip gürleyen kızıl bayraklı bir militan koltuğunda uyuklar. Sevmediği erkekten çiçek alan kızın attığı çiçeği başka bir erkek, evdeki mutsuz karısına götürmek için yerden keyifle alır. Yaşlı ve şemsiyeli adamlar aynı durakta inmek için yorgunca ayaklanırlar. İndikleri bölge sessizce ölmek için tasarlanmış gibidir.
Yaşlı adam ve çocuk; biri ölüm yolculuğuna, öbürü kaçak yaşadığı topraklardan memleketine yapacağı yolculuğa hazırlanırken umutları birbirine karışır, birbirini besler. Yaşlı adam, sıkça geçmişinde dolaşır. Yazacağı kitaplar uğruna, kafasındaki uğursuz fikirleri şekillendirmek uğruna bütün ömrünü harcarken, karısı ondan “iki kitap arası” kendine ayrılacak bir zaman, hatta bir gün ister. Ama bu geçmiş zamanda, şimdiki haliyle dolaşıp af dilemesi, onların isteklerini yerine getirmek için çabalaması boşunadır. Kendinden yüz çevrilmesi, geçmişte kalan o güzel yaz günlerinde, kışlık paltosuyla aralarında dolaşması, umursanmaması, çektiği acının ve pişmanlığın yansıması gibidir. Yeşilde durup kırmızıda geçmiştir hep.
Kendini bırakmakta olan bedeninden vazgeçip, bir çocuğun bedeninde var olmak ister. Bu çabasının da boşa olmasını aynı hastalıklı umursamazlıkla, bir gün bile olsa unutmak ister. Kelimeler satın alıp karşılığında para –maddiyat- vererek yok olmayacak, kendinden geriye kalacak bir şiir inşa etmeye çalışır. Hastalık ruhuna sıçramadan temize çıkmaya çalışır. Büyük bir sessizlik, kabulleniş ve olgunlukla.
arkdaşlar buna film diyemeyiz,bu bir şiir,bu bir hayatın anlamını sorgulama.......hele birde filmdeki o küçük çocuğun ölen arkadaşının arkasından ''hey selim'' diye ağlaması varki bu sahne içime işledi...mutlaka izleyin
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.