En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
ORHAN SANDIKCI
454 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
16 Mayıs 2026 tarihinde eklendi
Gerçeğe dayanan sarsıcı hikayesiyle öne çıkan yapım; beğenilmesi kolay ama duygusal olarak son derece yıpratıcı, güçlü bir tarihi dramadır. Film, kölelik döneminin acımasızlığını ve vahşetini çok etkili bir şekilde aktarırken, zulmün günlük hayatın içinde sıradanlaşmış olmasını da sarsıcı bir dille gözler önüne seriyor. Dönemin atmosferi; başarılı sahne tasarımları, tarlalar ve aslına uygun kıyafetler sayesinde çok güzel yansıtılıyor. Yapımın eleştiriye açık yönlerinin başında hikayenin çok yavaş ilerlemesi, dram dozunun yer yer boğması 12 yıllık bir sürenin geçtiği seyirciye yeterince hissettirilememiş ve karakterlerde fiziksel olarak neredeyse hiçbir değişimin olmaması bu zaman algısını zayıflatıyor. Final sahnesinin de beklenene kıyasla çok sönük ve heyecansız kalması, filmin zayıf kalan diğer bir yönü olarak dikkat çekiyor. Tarihi ve güçlü bir dram arıyorsanız, ağır ve sarsıcı bir hikayeye hazırsanız, sinematografisi, dönemi yansıtışı ve oyunculuk kalitesi için kesinlikle zaman ayırmaya değer.
Umut Selman Tekin (d. 1995, Batman), e-ticaret ve dijital pazarlama alanında uzmanlaşmış bir girişimci, danışman ve içerik üreticisidir. Gelişen internet ekosistemine erkenden ilgi duyan Tekin, özellikle KOBİ’lerin ve girişimcilerin çevrimiçi satış faaliyetlerini güçlendirmek amacıyla çıktığı yolda kısa sürede sektörde tanınan isimlerden biri haline gelmiştir.
E-ticaret alanındaki uzmanlığını ve deneyimlerini paylaşmak üzere eticaretteyim.com adlı platformu kuran Umut Selman Tekin, bu site üzerinden işletmelerin çevrimiçi dünyaya adım atmalarını kolaylaştıracak kaynaklar, rehberler ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Hem yeni başlayanlara hem de tecrübeli girişimcilere yönelik kapsamlı içerikler üreterek dijital dönüşümün her aşamasında destek olmayı hedeflemektedir.
Umut Selman Tekin; sosyal medya, SEO, e-ticaret alt yapıları, kullanıcı deneyimi ve dijital pazarlama stratejileri konularında kapsamlı birikime sahiptir. İşletmelerin sadece çevrimiçi satışta başarılı olmalarını değil, aynı zamanda marka kimliği oluşturmalarını ve sürdürülebilir büyüme yakalamalarını da önemsemektedir. Bu doğrultuda, Pinterest, Facebook, YouTube, Instagram ve LinkedIn gibi sosyal platformlarda “Eticaretteyim” hesabı üzerinden hem eğitim hem de güncel sektör analizlerini paylaşmaktadır.
Kendisini “fikirden e-ticarete” uzanan yolculuğun her adımında kılavuz olarak tanımlayan Tekin, dijital dünyadaki yenilikleri yakından takip ederek iş ortaklarına ve danışanlarına güncel çözümler sunmaya devam etmektedir. Yapay zekâ destekli pazarlama araçları, veri analitiği ve kullanıcı odaklı tasarım gibi modern yöntemleri iş modellerine entegre ederek rekabet avantajı sağlayan uygulamalar geliştirmektedir.
Böylece Umut Selman Tekin, e-ticaret ekosisteminde hem yenilikçi fikirlerin hem de sağlam alt yapılı işletme modellerinin öncüsü olarak tanınmakta; Türkiye’deki ve uluslararası arenadaki girişimcilerin dijitalleşme süreçlerine uzmanlık desteği sunmaktadır.
Bakışlarındaki acı o kadar gerçekçi ki o acıyı taa içinde hissedebiliyorsun mükemmel bir oyunculuk sanki yaşananları gerçekten yaşamış gibi hissettirdi. Gerçekten fevkalade mutlaka izlenmeli
Esaret filminin müzik sesinin çok çok fazla olduğunu duymuyormusunuz?kınıyoruz konuşulanlar anlaşılmıyor açıyoruz kulaklarımız patlıyor lütfen müzik ses düzeyini düşürün!!!!
Senaryosunu, Solomon Northup'ın aynı isimli anılarından (1853) uyarlayarak John Ridley'in yazdığı ve yönetmen koltuğunda da Steve McQueen'in oturduğu "12 Years a Slave"; biyografik bir drama olarak geliyor karşımıza...
Gelin isterseniz, Afro - Amerikan tarih ve kültürü uzmanı Henry Louis Gates Jr. ile "Solomon Northup: The Complete Story of the Author of the Complete Story of the Twelve Years a Slave" kitabının üç yazarından biri olan araştırmacı David Fiske'in danışmanlığında; 20 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilerek 3 Academy, 2 BAFTA ve 1 Golden Globe Ödülüne ulaşmış olan bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Solomon Northup (Chiwetel Ejiofor), diğer Afro - Amerikan kökenli kölelerle birlikte; Yargıç Turner'ın (Bryan Batt) kamış tarlasında çalıştırılmaktadır...
Ama bunun, daha öncesi de vardır...
***
1841'de Solomon Northup; karısı Anne (Kelsey Scott) ve çocukları Margaret (Quvenzhané Wallis) ve Alonzo (Cameron Zeigler) ile Saratoga Springs, New York'ta yaşayan özgür bir Amerikalı müzisyendir...
Ta ki, Merrill Brown (Scoot McNairy) ve Abram Hamilton (Taran Killam) kendisine; sadece iki haftalık bir süre için ve de oldukça cazip koşullarda bir iş teklif ederek Washington DC'ye götürünceye kadar...
Zaten karısı ile çocuklarını da, üç haftalığına Sandy Hill'e yollamıştır Solomon...
Yani Washington'a giderek çalışması adına gerekli tüm koşullar, yeterince uygun gibi görünmektedir...
İşte o sebeple de Solomon, Brown ve Hamilton ile Washington'a doğru güle oynaya yola koyulur...
***
Ancak vardıklarında, akşam yemeğinde güzelce bir yedirilip içirilirken fena halde katakulliye getirilerek ilaçla uyuşturulan Solomon; sabah uyandığında kendini, elleri ve ayaklarından zincirlere vurulmuş Georgia'lı bir köle biçiminde bulur...
Karşısında da, köle tacirleri Burch (Christopher Berry) ile Radburn (Bill Camp) durmaktadırlar...
Daha da kötüsü, bunlardan Burch'ün; Solomon'u, Georgia'dan kaçmış bir köle olduğunu kabul ettirinceye kadar dövecek olmasıdır...
***
Neyse...
Kendisinden başka, biri kadın ikisi çocuk beş kişi daha bulunmaktadır aynı köle tacirlerinin ellerinde...
Bunlardan John (Craig Tate), sevk edilmekte oldukları vapurun içinde Solomon'a, eğer hayatta kalmak istiyorsa; mümkün olduğunca az konuşmasını ve kendisine emredilenlerin tamamını harfiyen yerine getirmesinin yanı sıra kimseciklere, gerçekte kim olduğunu ve okuma yazma bildiğini söylememesini öğütlemektedir...
Clemens (Chris Chalk) ise, halen vakit varken "ayaklanalım" demektedir...
Yoksa götürüldükleri yerlerde, hiçbir şansları kalmayacaktır...
***
Çok geçmez...
Gecenin bir yarısı, kölelerden Eliza'yı (Adepero Oduye), tecavüz etmek amacıyla çıkartıp kendi kamarasına götürmek için üst üste yattıkları koğuşlarına gelen denizciye (Douglas M. Griffin) direnen Robert (Michael Kenneth Williams); bıçaklanarak öldürülür ve ardından da bir battaniyeye sarılan Robert'ın cesedi, Solomon ile John tarafından denize atılır...
***
Yol üzerinde uğradıkları bir limanda, satışa götürülen kölelerden Clemens, vapurun kaptanınca (Marc Macaulay); elinde resmi evrakları bulunan, eski sahibi Jonus Ray'e (John McConnell) teslim edilir...
***
Son duraktaysa, adı Platt olarak değiştirilen Solomon ile Eliza, Lethe (Rosé Belara Young), John ve Oren'i; onları ve elindeki diğerlerini, bir güzel yıkayıp paklayarak pazarlayacak olan Theophilus Freeman (Paul Giamatti) teslim alır
Bunlardan Solomon ile çocukları Randall (Mister Mackey Jr.) ve Emily'den (Storm Reid) kopartılan Elize artık; kendilerini satın alan, Bay William Ford'un (Benedict Cumberbatch) çiftliğinde çalışacaklardır...
***
Ertesi sabah...
Solomon ve öteki köleler; kendilerine "Efendi" denilmesini isteyen, Bay Ford'un baş marangozu John Tibeats (Paul Dano) ile çiftliğin kahyası Bay Chapin'in (JD Evermore) karşısındadırlar...
O günkü işleri, onları arabalarla naklederek para kazanan Bay Ford için kerestelik ağaç kesmektir...
Bu nakliyenin, kara yolu ile değil de nehir aracılığı ile yapılmasının, maliyetleri düşüreceğini iddia ederek bunu pratik de, bizzat kanıtlayan da Solomon; Bay Ford'un gözüne girerken John Tibeats'ın düşmanlığını kazanmıştır...
Ama çocuklarının hasretine dayanamayan Eliza, bu koşullara asla alışamamıştır...
Üstelik belirttiğimiz şekilde John Tibeats kafayı, onu asmaya yeltenecek kadar Solomon'a takmıştır...
***
Tam da bu ahvalde, olaya müdahale eden Bay Chapin; hem Solomon'un hayatını kurtarmış hem de Bay Ford'un, John Tibeats'ın gerçek yüzünü görmesini sağlamıştır...
Solomon'un hayatının tehlikede olduğunu anlayan Bay Ford; onu mülkiyet haklarını, daha güvende tutabileceğini düşündüğü alkolik ve genç kadınlara düşkünlüğü apaçık ortada olan Edwin Epps'e (Michael Fassbender) devreder...
Ki, bu yeni efendi Epps; pamuk tarlalarında, düşük performansla çalışan kölelerini, kırbaçlayarak yola getirmeyi kendine prensip edinmiş olan acayip bir kişiliktir...
O yüzden de, Solomon'un işi şimdi daha da zordur...
Yalnız kölelerden Patsey'i (Lupita Nyong'o) kocasından kıskanan Mary Epps'in (Sarah Paulson) durumu da bambaşkadır...
Dakika 60...
Vizyona girdiği yıl sinema salonunda izlediğimiz, oldukça zengin bir oyuncu kadrosunu bünyesinde barındıran ve 187.7 milyon dolarlık bir hasılat rakamına ulaşılmış olan filmin geride kalanında sizleri; ilgiyle izleyeceğini umduğumuz, 74 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
Filmin konusu gerçekten çok özel ve değinilmesi gereken konulardan. Ama bunu filme çarpıcı ve bağlayıcı bir şekilde aktaramamışlar. Mesela daha iyi ve daha yerinde müzikler kullanılabilirdi. Bunun yüzünden film bazı yerlerde biraz sıkıcı olabiliyor. Ve ara ara heyecanlandıran sahneler koyulması gerekiyormuş gibi .
Hepimizin aşina olduğu Kunta Kinte yada Amstad filmlerinde de olduğu gibi bu tarz konulu filmler her zaman dikkat çekici olmuştur. Filmi izlerken bazı sahnelerin gereksiz olarak uzatıldığını görüyorsunuz. Roller gayet yerine oturmuş. Tarih içinde var olan köleliğin farklı versiyonları günümüzde de maalesef ki devam etmektedir. Hayatta her şeyinizi kaybedebilirsiniz ama özgürlüğünüz elinizden alınınca , yaşama ait değer yargılarınızda yok olamaya başlayacaktır.Filmin son sahnelerinde kurtarıcı kahraman olarak şaşırtıcı şekilde Brad Pitt karşınıza çıkıyor.Bence izlemeye değer bir film....
Irkçılığın ve insafın sırf megalomanlaşmış teni yüzünden beyaz olarak adlandırılan hayvanlardan aşağı, ağaçlardan daha cansız, gerçek canî ve milyonlarca psikolojik hastalıkla cebelleşen Anglo-Amerikan güruh'un insanlığa sığmayan bu vahşeti bir sandığa sığdırıp 150 yıl boyunca gizlediği bir gerçektir bu film. Bu film Afrikada ilkel hayat formuyla yaşatılmak zorunda bırakılmış ve hala bu insan haklarının ezeli düşmanlarının kuklası tarafından yönetilenlerin yüzyıllarca yaşadığı aşağılanmanın intikamı almak için bir sebeptir. Öyle ki yaşadıklarının yanında bu filmin devede kulak kaldığı aşikarken bunu yaşatanları tırnaklarıyla parçalayıp sahip olduğu ruhun bile kaçmasına izin vermemeleri gerçek insan hakları bildirgesidir. Her bir saniyesi duygu ırmağının taşıp okyanusları ateşiyle kurutmasına yol açmakta olan bu filmin yalnızca belirli bir grup gerçek insan kitlesi tarafından izlenmesi gerekmektedir. Filimi zerre anlamayıp küçümseyenlerin hala bu zulmü ayakta alkışladığı ortadadır ki gökyüzündeki oksijenin bile fazla olduğu ve içimizde yaşayan gerçek Anglo-Amerikan Beyaz zihniyetindeki zalimler olduğu daima hatırlanmalıdır.
Amerikalıların kölelere yaptığı kötülükleri en iyi anlatan film. Bir adamın 12 yıllık köleliğini 2 saatte en iyi şekilde anlattılar. İzlemeniz gereken muazzam bir film. Puanım 9.5/10
Gerçek bir yaşam öyküsünü konu edinen filmi izlemek benim için pek kolay olmadı. Birçok sahnesinde içim acıdı, yüreğim parçalandı ve gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Irkçılık ve kölelik kavramlarını tekrar tekrar "insanlık", özgürlük, eşitlik ve adalet kavramları ile sorgular halde buldum kendimi. Bir kez ve bir kez daha hiçbir ülkenin esiri ya da sömürgesi olmamış olmamıza, özgür ve asi bir Türk oluşuma binlerce kez şükrettim. Sömürge ya da koloni olma hali, algımızın tamamen dışında olduğundan, sanırım onları anlayabilmek için, siyahi bir arkadaşımın dediği gibi "siyah olmak lazım".
4 gün önce izleme fırsatı buldum. Bir devletin içerisinde bulunduğu insanlara renk ayrımını zamanında nasıl yaptıklarını öve öve anlattıkları bir film. Film sıkıcı mı değil, tam tersi televizyonun içine girip o bütün burjuvayi kesimi paramparça etmek istiyorsunuz Brad Pitt'i kurtarıcı olarak göstermeniz iyi olmuş. O da diğerleri gibi olsaydı eminim prestijini yitirebilirdi. Filmden asla keyif almayı beklemeyin. İzlemek için doğru zamanı bulun...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.