*ciddi anlamda spoiler içeren bir yorumdur,filmi izlemeden lütfen okumayın*
Babil epeydir bana çok çekici ve bir şekilde otantik gelen bir projeydi,izlemeden evvel yönetmenin sadece bir röportajını ve filmin konusunu okumuştum,ve ana fikir olarak yola çıkılan Babil kulesinin öyküsü de pekala cezbediciydi.Ayrıca yönetmenin diğer filmlerinden 21 gram ı izleyip beğenmiş olmam da Babil'e olan beklentilerimi arttırmıştı.Hemen söyliyeyim,filmde beklediğimden fazlasını buldum,bir yakınınızın hayatının tehlikede olması,tehdit anında akla karayı seçmek veya salt yalnızlık duygusu olabilecek en iyi şekillerde anlatılmış.Filmin esas gücü oyuncularından geliyor,özellikle Fas'lı iki kardeşi ve babalarını oynayan amatör şahıslar büyük övgüleri hak ediyorlar,zaten besbelli oynamıyor yaşıyorlar,Brad Pitt sonunda yaşlı bir görünümle arz-ı endam ediyor,iyi de ediyor,yaşadığı çaresizliği ve karısına olan sevgisini yansıtışı kelimelerle ifade edilemez cinste.Ama sanırım uzak ara filmin en iyi oyuncusu japon Rinko Kikuchi,onun öyküsü inanılmaz bir yalnızlık içeriyor ve oyuncunun müthiş sağır-dilsiz beden dili dışında söyleyemediği ancak bir kağıda yazabildiği hisleri o kadar yoğun ki perdeden dışarı kolaylıkla taşıp size de nüfuz edebiliyor,ayrıca cesaret gerektiren sahnelerdeki rahatlığı da önemli bir nokta olarak göze çarpıyor,filmin en sağlam hikayesi olduğunu düşündüğüm bu hikaye aslında modern insanlığın çektiği derin yalnızlığa topyekün bir ağıt gibi.Evet her türlü teknolojik imkanımız,oyuncaklarımız,iletişim imkanımız var ama bunlar bizi sadece birbirimizden daha çok koparıyor,sevgi açlığımız bizi türlü sapkınlıklara olmayacak ilişkilere yönlendiriyor ve daha da mutsuz olmamıza yol açıyor sonunda,karşısındaki insan ile aynı dili konuşsa bile anlaşamayan,kimi zaman anlaşmak istemeyen insanoğluna sağır-dilsiz bir kızın penceresinden bakmaksa tabloyu daha da karanlıklaştırıp keskinleştiriyor.Meksika ayağında ise Fas'taki karı-kocanın çocukları dadılarının oğlunun düğününe gidiyorlar,düğün gayet eğelnceli geçse de dönüşte sınırda başları belaya giriyorlar ve bir noktada çöldeki yalıtılmışlık hissi öyle başarılı aktarılıyor ki gerçekten sinrleriniz bozulabiliyor,bu noktada Amelia rolündeki Adriana Barraza'nın oyunculuğu tartışmasız çok etkileyici,hatta kırmızı elbisesi ve yarı delirmiş hali ile birlikte kolaylıkla Requiem for a Dream'deki Ellen Burnst'ün yanına koyulabilir performansı.Hikayelerin birbiri ile bağlantısı yönetmenin kader takıntısını da ortaya çıkarıyor,elbette buna tesadüflerin bileşimi de denebilir ama yönetmenin tarzı herşeyin bir sebep doğrultusunda olduğunu hatırlatıyor,çünkü yaşananlardan sonra hiçbir karakter asla eskisi gibi olmuyor ve şiddetli değişimler geçiriyor.Filmin genel iletişimsizlik ve anlayışsızlık teması aslında günümüz insanı için birincil dereceden önemli mesajları içrisinde barındırıyor,fakat,Babil kesinlikle herkese göre bir yapım değil.Öncelikle farklı kültürlerin insanlarına objektif baktığı için birçok noktada onları kötü gösterme riskine giriyor(kızları uyuşturan japon gençleri,çocuklara ateş açan Fas'lı polisler,anlayışsız Amerikalılar ve sarhoş Meksikalılar gibi)ama hiçbir medeniyetin kusursuz olmadığı göz önünde bulundurulunca bu kötü yanlar filmin gerçekçiliğine katkı sağlayan öğelere dönüşüyor,evet rahatsız ediyor ama biz medeniyetlerimizi şiddet ve tek taraflılık üzerine kurduk olanlar da bunun sonucu diyor yönetmen,ne anti-emperyalist takılıyor ne de batı medeniyetinin insan yaşamına verdiği değeri övüyor ne de Japon'ları sadece saygıdan oluşan bir milletmiş gibi gösteriyor,hayır yönetmen gayet belgeselci bir ruhla kültürleri oldukları gibi gösterek oldukları gibi kabul etmemizi istiyor,bir anlamda hoşgörüye davet ediyor,hoşgörü gösterilemeyecek şeyleri ise sizin değer yargılarınıza bırakıyor.Babil sizin ne kadar açık görüşlü olabileceğinizi sınayan bir film aynı zamanda,onun söylediklerini kabul ya da red etmek sizin elinizde bu yüzden de pek çok politik doğrucu filmdn kat be kat değerli benim için.Son söz olarak bu filme en azından bir şans verin diyorum,sevmeyebilirsiniz hatta nefret bile edebilirsiniz,ama sırf Japon kızın öyküsü için bile görülmeye değer bir yapım,muhteşem görüntü ve müzikleri de cabası.Yönetmeni takdir eder,yine böyle geniş ölçekli çalışmalara devam etmesini dilerim.Saygılar.