Ortalama puan
3,6
121 Puanlama
5
2 Eleştiri
4
7 Eleştiri
3
4 Eleştiri
2
3 Eleştiri
1
2 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
Filtrele:
Hepsi
Yeraltı, bir kaybedenler filmi olarak başlayıp bir bitenler filmi olarak bitiyor. Hayatın karanlık yüzünde olup kendi karanlığına karşı çıkamayanların ve artık da çıkmak istemeyenlerin filmi. Sinema dili beni etkiledi, her dakika özenli ve gerçekçi. Konudaki kişisel hesaplaşma yorumuna da katılmıyorum. Olay örgüsünün kendisi değil, genelle bağlantısı önemli ki bence bu bağlantı, filmde ürpertecek kadar sağlam. Extrem bir karakterden yola çıkarak günlük hayata ışık tutuluyor. Karakterin extremliklerini bilir ve gözönünden ayırmazsak, normal(!) hayata sine sine artık görülemez hale gelmiş negativiteleri yakalama şansımız oluyor. Filmin finalini kabullenmek her ne kadar zor geldiyse de, hayatla güçlü bağı yüzünden sonunda hakkını teslim etmek mecburiyetinde kaldım. Hayat kadını sembolizmi (seçenek/kurtuluş) oldukça klişe olsa da, işlenişi çarpıcı. Hayat kadınının masum görüntüsü, aynı anda hem kendi hem de baş oyuncunun karanlık seçimleri/realiteleri ile inanılmaz bir zıtlık oluşturarak, bir nevi projektör görevi yapmış. Hırlama sembolizmi de aynı. Bu role Nergis Öztürk'ü seçeni de, Nergis Öztürk'ün kendisini de tebrik etmek gerekiyor. Engin Günaydın ve Nihal Yalçın başarılılar. Diğer oyuncular, birer sosyal figür olarak rollerinin hakkını vermişler. Özetle Yeraltı, klasik bir sanat filmi; seyrederken bir şey anlamayız, filmden çıktıktan sonra ise bir kaç gün süren bir düşünce hasıl olur. Uzun zamanların en iyilerinden.
Yeralti fazla kisisel bir film. Filmin söylemek istedigi bir seyler var, fakat Demirkubuz kartlarini açik oynamiyor ve bununla birlikte çok derine inmiyor. Bunu bilinçli yaptigini düsünüyorum, çünkü bence bu filmde yönetmenin amaci meseleleri kurcalamak ve derinine inmek degil.
Film ikinci yarisinda birden görsellerin konustugu, az diyaloglu bir "sanat filmi"ne dönüsüyor, belki de burada Demirkubuz istesem ben de sanatsal film çekerim ve iyi de çekerim demeye çalisiyor, çünkü filmin ikinci yarisinin ilk yarisiyla neredeyse alakasi yok. Baska bir deyisle ikinci yarida hikayenin geri plana atilmasi ve görselin ön plana çikmasi filmi zayiflatiyor.
Ve en önemlisi, filmde bir sonuca varamama, bir sonuca baglayamama, giris ve gelismenin ardindan sonucun eksik kaldigi hissi söz konusu.
Her seyin sonuçlanmasi Amerikan filmlerinde olur, hayatta her sey sonuçlaniyor mu sanki? yaklasimina da katilmiyorum ben. Hatta öyle filmler vardir ki finalleri onlari efsane yapar!
Yeralti Türkiye'nin Wrestler'i. Tamamen bir karakter üzerine kurulu, bu karakterin gözünden anlatiliyor film. Fakat bu eksiklik hissi, Demirkubuz'un Ankara sehrini iyi kullanamayisi, hatta hiç kullanmamasi (hiç yer vermemesi, yer verdigi anlarda ise kamerayi flulastirmasi) ve ikinci yarida filmin ilk yaridan koparak bambaska bir rotaya dogru sapmasi filmi çok iyi olmaktan alikoyuyor. Yeralti bir Kader degil.
Film ikinci yarisinda birden görsellerin konustugu, az diyaloglu bir "sanat filmi"ne dönüsüyor, belki de burada Demirkubuz istesem ben de sanatsal film çekerim ve iyi de çekerim demeye çalisiyor, çünkü filmin ikinci yarisinin ilk yarisiyla neredeyse alakasi yok. Baska bir deyisle ikinci yarida hikayenin geri plana atilmasi ve görselin ön plana çikmasi filmi zayiflatiyor.
Ve en önemlisi, filmde bir sonuca varamama, bir sonuca baglayamama, giris ve gelismenin ardindan sonucun eksik kaldigi hissi söz konusu.
Her seyin sonuçlanmasi Amerikan filmlerinde olur, hayatta her sey sonuçlaniyor mu sanki? yaklasimina da katilmiyorum ben. Hatta öyle filmler vardir ki finalleri onlari efsane yapar!
Yeralti Türkiye'nin Wrestler'i. Tamamen bir karakter üzerine kurulu, bu karakterin gözünden anlatiliyor film. Fakat bu eksiklik hissi, Demirkubuz'un Ankara sehrini iyi kullanamayisi, hatta hiç kullanmamasi (hiç yer vermemesi, yer verdigi anlarda ise kamerayi flulastirmasi) ve ikinci yarida filmin ilk yaridan koparak bambaska bir rotaya dogru sapmasi filmi çok iyi olmaktan alikoyuyor. Yeralti bir Kader degil.
Zeki Demirkubuz 40'lı yaşlarını aşmış bir yönetmen. Yani ''olgunluk'' çağında. Ayrıca yönetmenin filmografisine baktığımda da insan geçmişte bu kadar kaliteli işlere imza atmış bir yönetmenden daha ''aklı başında'' işler bekliyor. En basitinden bu filmde yaptığı gibi filmin ilk yarısını -üstü kapalı da olsa- Nuri Bilge Ceylan'a hakaret ederek doldurmasını ve izleyeni kendisi için utandırmasını beklemiyor. Tamam aranızda çok derin sorunlar olabilir, belki bununla ilgili filmde bir iki küçük espri, dokundurmada olabilir ama arkadaş filmin yarısını bir adama hakaret etmek için kullanırsan haklı dahi olsan ben seni seyirciyi bu işin içerisine dahil edip, olayı magazinel boyuta taşıdığın için eleştiririm. Benim perdede görmek istediğim ''ilkokul çocuğu kavgası'' değil. Adam gibi senaryosu olan, sağlam karakterleri olan, adam gibi bir film. Şu filmde Nihal Yalçın'ın canlandırdığı hizmetçi karakteri dışında inandırıcılığı olan hiç bir karakter yok. Onun hikayesi haricinde ise filmde konu diye birşey de yok zaten.Benim gönlüm bu filmde ''Masumiyet''teki genç usta Demirkubuz'un, olgunluk dönemindeki halini görmek isterdi. Perdeyi karşısındaki insana saldırmak için adeta silah gibi kullanan Demirkubuz'u değil.
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler