Senaryosunu da...
Mary Shelley'in gotik tarzdaki aynı isimli romanından (1818) uyarlayarak kaleme alan Guillermo del Toro'nun yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Frankenstein"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Canavar (Monster)", "Psikolojik (Psychological) ve "Gore (Splatter)" alt kategorilerinde, başarıyla harmanlanılmış...
Bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
120 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilip...
Olası bir "Academy Ödülü" adaylığının önünü açmak amacıyla da...
Sınırlı bir sinema salonu gösterimine de tabi tutulan bu Netflix filmine biraz daha yakından bakalım...
***
- En uzak Kuzey, 1857 -
Kuzey Kutbu'na doğru bir keşif gezisi yapmak da olan Danimarka Kraliyet gemisi Horisont, Arktik buzullarında mahsur kalır...
Ve kurtulmak amacıyla da...
Kaptan Anderson (Lars Mikkelsen) ile mürettebatı, ellerinden gelen çabayı gösterirlerken...
***
Yaklaşık 3 km uzaklıktaki bir patlamaya tanıklık ettiklerinde...
Ellerindeki meşale ile oraya kadar gidip bakmak da...
Herhangi bir mahsur da görmezler...
***
Ki...
Patlama mahalline vardıklarında da...
Ağır yaralı bir vaziyette buldukları Baron Victor Frankenstein'ı (Oscar Isaac)...
Sedyeye koyup gemiye alırlarken...
***
Victor'u bu hale getiren Yaratık (Jacob Elordi)...
Şimdi de, kendilerine saldırmak da...
***
Üstelik de...
Ne yapılırsa yapılsın...
Sadece Victor'un peşinde olduğunu, gayet net olarak ifade eden bu güçlü ve kuvvetli Yaratık...
Asla durdurulamamak da...
***
Ama...
Bir yolunu bulan Kaptan Anderson...
Onu buzulların dibine gönderse de...
Kendine gelen Victor...
O ana kadar altı kişiyi öldüren Yaratık'ın, bir şekilde gemiye dönüp...
Kendisini ele geçirinceye kadar...
Öldürmeyi sürdüreceğini söyleyecek...
***
Ardından da...
İşte, sırf o yüzden...
Olan bitenin hikayesinden, Kaptan Anderson ile Dr. Udsen'e (Joachim Fjelstrup) (ve dolayısıyla da bizlere) detaylı bir biçimde bahsetmeden önce onlardan...
Ölümsüz olan o Yaratık, çıkıp tekrar geldiğinde...
Başkaca gereksiz ölümlere sebep olunmaması maksadıyla...
Zorluk çıkartılmadan, kendisini ona teslim etmelerini isteyecek...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 29...
***
Destansı nitelikteki bir bir anlatım ile hiçbir maddi fedakarlıktan kaçınılmadığı da açıkça ortada olan bir görselliğe sahip durumdaki filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; diğer onlarcasının arasından, Guillermo del Toro'ya ait sinema üslubuyla, yepyeni bir Frankenstein anlatısının gözler önüne serilmeye çalışıldığı, 120 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,