En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Şamil Ö.
Takipçi
171 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
12 Aralık 2015 tarihinde eklendi
İnsan tamamen duygulardan oluşan bir et parçası. Duygularıyla hareket eder, duygularıyla düşünür, duygularıyla konuşur. Her ne kadar bu işler için aklını kullanmak ve mantık çerçevesinde hareket etmek daha sağlıklı olsa da kendisi hep duygularının esiri olmuştur. Üzüleceğini bile bile... İşte Her tam da bu söylediklerimi kanıtlayan türden bir film. Bir işletim sistemine aşık olmanın, cansız, yapar bir şeye aşık olmanın bir taşa bir halıya veya bir kapıya aşık olmaktan ne farkı var ki? Ama Theodore aşık oluyor. Çünkü o bir insan ve insanlar duygularıyla yaşar. Ve işin içine duygular girince mantık hep 2. planda kalır...
Senaryosunu yazmanın yanı sıra yapımcılığını da üstlenen Spike Jonze’nin yönetmen koltuğunda oturduğu “Her”, yakın gelecekte deneyimlenen “bilim – kurgu” olaylar zinciri ve “eleştirel” bir altyapıya da sahip olan romantik bir drama…
Filmin ana fikrinin Jonze’nin kafasında, 2000’li yılların başında yapay zekâ programıyla anlık mesajlaşmaya izin veren bir web sayfası hakkındaki makaleyi okuduktan sonra canlandığını ve ilk meyvesini de benzeri bir temaya sahip olan 31 dakikalık "I'm Here” (2010) ile verdiğini biliyoruz…
Jonze’nin tek başına yazdığı ilk (debut) uzun metrajlı sinema filmi senaryosu ile çekimleri Los Angeles ve Şangay’da gerçekleştirilen filmin hikayesine gelince…
İlk olarak “enguzelmektuplar.com” isimli bir şirkette başkaları adına (günümüzde özen gösterilmeden ve hiçbir dilbilgisi kuralına uyulmaksızın yazılarak yollanan SMS’ler yerine) nostaljik mektuplar kaleme alarak hayatını kazanan “yalnız”, “içine kapalı” ve “depresif” bir ruh hali sergileyen Theodore Twombly (Joaquin Phoenix) ile tanışıyoruz…
Mesai bitiminde masasında oturmakta olan Paul (Chris Pratt) ile kısa bir hoşbeş sonrasında kendini dışarıya atan Theodore yürürken, herkes için artık bir günlük rutin halini almış olan gelen mesajları ile haberleri kontrol etme işini halleder…
Mesajları içinde en dikkat çekici olanı, aynı binada yaşadığı Amy’den (Amy Adams) gelen hafta sonu yapılacak olan bir partiye hep beraber gitme davetidir…
Ancak yanıtlamaz ve evine giderek akşamlarının vaz geçilmez eğlencesi olan sanal oyununu oynamaya ardından da sandviçini yemeye başlar…
Yatağına geçtiğinde ise, neredeyse bir yıldır ayrı yaşadığı çocukluk aşkı karısı Catherine (Rooney Mara) ile mutlu olduğu günlerin hayalini kurar…
Gözüne bir türlü uyku girmeyen Theodore, “Seksi Kedicik” (seslendiren Kristen Wiig) nick name’li bir kadın ile porno ağırlıklı bir chat yapar…
Üstelik bu konuşmalar esnasında birden anadan üryan ve kendisiyle sevişmek isteyen hamile bir kadın da (May Lindstrom) peydahlanır…
Ertesi gün reklamını gördüğü yapay zekalı işletim sistemi ile yönetilen OS1 programından, herkes gibi o da bir tane alarak evine döner…
Bu yeni asistan Samantha o kadar beceriklidir ki, Theodore onu yazdığı mektupların redaksiyonunda da kullanır…
Evinin bulunduğu asansörün kapısında Theodore, yakın dostlarından Amy ve kocası Charles’a (Matt Letscher) rastlar…
Her akşam olduğu gibi sanal oyun oynarken Mark Lewman’dan (Luka Jones) bir mesaj gelir kendisine…
Ona dört yaşındaki “vaftiz kızının” (Nicole Grother) doğum günü partisini hatırlatırken Mark, biriyle tanışmasını istediğini de yazmış ve hatta önümüzdeki Cumartesi’ye bir randevu ayarladığını belirtmeyi de unutmamıştır…
Kim mi bu, Samantha’nın sıra dışı marifetlerinin yardımıyla kimliğini öğrendiği “tanımadığı kız” (Olivia Wilde)?
Harvard’da bilgisayar mühendisliği eğitimini tamamladıktan sonra barmenlik dersi de almış olan oldukça ilginç bir tiptir…
Bu arada bir süre daha sessiz kalacak olsa da boşanma avukatından, evrakları imzalamaya hazır olup olmadığını soran bir mesaj da alır Theodore …
Ve “tanımadığı kız” ile buluşacağı günde gelip çatmıştır…
Birbirlerini “köpek” ve “kaplana” benzeten ikilinin kimyaları pek uyuşmadığı için iş olumlu sonuçlanmaz…
Ertesi sabah uyandığında Theodore’u Samantha arar ve kendisine, tanımadığı kız ile beraber olduğu gecenin nasıl geçtiğini sorar…
Bu kez bir bedeni olmadığı için canı sıkkın olan Samantha gibidir…
Yine de Theo ile Sam, “çifte kumrular” gibi sanal da olsa bir seks deneyimi ile plajda gezinti yapmayı da ihmal etmezler…
Tam da mevzu yalnızca Theodore’un etrafında şekilleniyor derken, mutlu ve mesut bir görüntü çizen Amy ile Charles’ın da ayrıldıklarını öğreniyoruz…
Ki bu durum, Theodore’dan feyz alan Amy’nin de tanıdığı pek çok insan gibi kendi işletim sistemindeki sanal asistan ile avunmasına yol açacaktır…
Hepsi bu kadar mı?
Olur mu hiç…
Jonze’nin insanı neredeyse çevresine karşı duyarsızlaştırarak üç maymuna çeviren “teknoloji bağımlılığı” ve aynı insanın her şeye tek başına sahip olmaya dair olan “egosuna” yönelik “kara mizah” tarzı eleştirileri hız kesmeden devam ediyor…
Eğer fırsat bulup da bugüne kadar izlemediyseniz bu filmi:
Eminiz Arcade Fire’ın müzikleri ile favori görüntü yönetmenlerimizden Hoyte Van Hoytema’nın kamerasından yansıyan kareleri de fazlasıyla beğeneceksiniz…
Bitirmeden yorumumuza ekleyeceğimiz son husus, “Samantha” karakterini seslendirmek üzere düşünülen ilk ismin Samantha Morton olduğu biçiminde olacak…
Muhteşem bir eser. Çok farklı bir "aşk" filmi. Yeri gelmişken filmin Türkçe çevirisinin de çok yersiz ve temsiliyetten uzak olduğunu belirteyim bu arada. Evet bir aşk filmi, ancak "Her"ün karşılığını bulmakta epey başarısız olunmuş, neyse. Üzerine çok uzun sohbetler yapılması gerekiyor. Yalnızca tek bir durum değil, pek çok farklı durum ve karmaşık konu var filmde işlenen. Bunların hepsi de başta Phoenix olmak üzere şahane kadro tarafından başarıyla yansıtılıyor. Tabii bir de Johansson'ın sesini anmadan geçmeyelim. Yalnızca bu haliyle bile muhteşem bir etki yaratıyor. Tam bir "yönetmen filmi". Spike Jonze yeteneğini konuşturuyor. Çok klişe tabirlerdir; "günümüz dünyası", "modern insanın sorunları" vs. Yakın gelecekte geçiyor film, günümüze nazaran biraz daha gelişmiş bir teknoloji var. Hani o alışıldık bilimkurgulardaki gibi çok aykırı bir dünya değil. Hatta dışarıdan bakınca çoğu sahne günümüzde yolda yürürken etrafımızda tanık olduğumuz sahnelere çok benziyor. Fakat "yapay zeka" kavramını biraz daha ilerletmişler. Aynı zamanda her şey çok "stilize". Yaşanılan yerler, ulaşım araçları, ofisler, şehir merkezleri...(Kullanılan renkler (özellikle kırmızı) ve geometrik şekiller filmin dokusunu oluşturmada önemli bir paya sahip) Gökdelenler arasında kaybolmuş insanların yalnızlığı. Bağlanma sorunları. İnsan ilişkilerinin çıkmazları. İlginç bir uğraşa sahip Theodore karakteri. İronik bir şekilde, bu kadar teknolojinin ortasında, başkaları için, başkasının kaleminden mektup yazmakla uğraşıyor. İşinde gayet de başarılı. Duygusal, romantik, düşünceli bir adam, ancak bazı problemleri de var özellikle kendiyle ilgili. Bu problemlerden belki de bir çıkış, bir kaçış yolu buluyor. Kısa süre sonra, hiç hayal etmediği bir noktaya ulaşıyor bu kaçış yolu. Senenin en başarılı 2-3 filminden biri. Bunu çok içten belirtiyorum. "İnsan"ı anlatıyor. Ruh nedir? Bağlanmak nedir? Bir açıdan bakınca Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı"nda işlediğine benzer bir konu. Bir fotoğrafa aşık olunabilir mi? Veya bir sese? Aşık olduğun kanlı canlı bir insan değilse, her şey daha mı kolay oluyor? Daha mı sorunsuz, dertsiz tasasız bir ilişki? Hayal gücünün ilişkilerdeki önemi yeteri kadar biliniyor mu? İlk akla gelen sorular, ancak onlarcası daha üretilebilir. Mutlaka öneriyorum. Bu kadar boş filmin arasında, salonun camlı vitrinine koyulası, bir kuş yavrusunu tutarcasına taşınması gereken ender filmlerden.
Her.. Günümüzün aşklarını iyi bir açıdan yansıtıyor. Yakın bir gelecekte bu hale çok fazla insanın geleceğini üzüntüyle düşünüyorum. Yalnız yaşamaktansa bilgisayar programı da olsa bir ilişkide olmak istiyor insanlar. Çok başarılı bir oyunculuk çıkmış, çok doğal, içten. Fakat bir eleştirim var filmle ilgili, bence Samantha'nın sesinin Scarlett Johansson olması direk bir ön yargıyla izletiyor filmi. Karakteri tamamen Scarlett Johansson olduğunu düşünerek izledim. Adı bilinmedik bir kadın sesi olup, hayal kurarak düşündürtmesi bence daha mantıklı bir seçim olurdu.
Her geçen gün daha da monotonlaşan hayatımızın arasında,her yönüyle değişik bir film izlemek ruh halime iyi ın bir gelecekte olması yüksek ihtimal olan şeyler filmde anlatılanlar ama her yönüyle son derece ilgi çekici özellikle birçok türün harmanlaması beni etkiledi ve tabiki oyunculuklar,aldığı ödüllerden zaten orijinal bir film olduğu belli oluyor heryönüyle güzeldi
Farklı,orjinal ve fazlasıyla etkileyici bir film.Açıkçası izlemeden önce bu kadar etkileneceğimi sanmıyordum fakat filmi izlerken de filmden sonra da filmden etkilendiğimi söylemeliyim bunun sebebi çok sıcak bir film olması da olabilir,Joaquin Phoenix'in harika oyunculuğu da olabilir,filmin orjinal senaryosundan da olabilir veya filmin gerçekten iyi çekilip seyirciyi avucuna kolayca alabilmesinden de de aşk filmi sevmeyen biri olarak bu filmi izlerken sıkıldığımı söyleyemem heralde,zaten bu film klasik bir aşk filmi falan kesinlikle değil çok farklı bir aşk filmi,bir program ile bir insanın aşkı kulağa çok garip gelebilir fakat filmi izlerken sanki o program bir insanmış gibi hissediyor insan ve Joaquin Phoenix'in karakteri ile programın aşkını da çok keyifli,etkilenerek izlediğimi sö ağır bir film,yani izlemeden önce sürükleyici bir aşk filmi beklemeyin özellikle ilk yarısı ağır işliyor,zaten film nerdeyse hep diyalog üzerine kurulu bir film fakat film beni hemen avucunun içine aldı zaten Joaquin Phoenix'in o ince ruhlu karakterini nasıl başarılı bir şekilde oynadığını görünce tamamen filme ve filmin hikayesine odaklanıyor n Phoenix resmen tek başına almış götürmüş filmi fakat şunu da eklemeliyim ki Scarlett Johansson o kadar başarılı seslendirme yapmış ki Joaquin Phoenix'in karakteri gibi hemen o programa ısınıyor o bakımından bence hem The Wolf of Wall Street'ten hem American Hustle'dan hem Gravity'den hem de 12 Years a Slave'den daha iyi bir alt metinleri de oldukça iyi mesela insanların sosyalleşmekten uzaklaşıp bilgisayara ve teknolojiye yönelmesi de eleştirilmiş tek bir konu üzerine ve çoğunlukla Joaquin Phoenix ve Scarlett Johansson ikilisinin olayı üzerine kurulu olduğu için zaman zaman kısır döngüye düştüğü olabiliyor ve filmin sonu da daha trajik bir şekilde bitse sanki seyirciye daha sert bir yumrum indirilmiş soundtrackleri da oldukça başarılı.Son olarak ben filmi çok beğendim,dokunaklı,orjinal,sıcacık ve keyifli bir film,eğer kendi dünyanızdan soyutlanmak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
Hayatımıza giren teknoloji ve özellikle internet ile sosyal platformlarda sosyalleştiğimizi zannederek avunuyoruz. Oysa aksine insanlar içinde tek kalarak yanlızlaşıyor, bencilleşiyor ve daha vahimi bundan gocunmuyoruz. Herşeyin zihinde başladığı gerçeğini yüzümüze tokat gibi çarpan bu muhteşem filim aslında hali pürmelalimizi oldukça ilginç bir senaryo ile anlatıyor.Gerçek ilişkiler yerine yüzünü görmediği ve tenine dokunmadığı, kokusundan bihaber bir kadın sesine aşık olan, sesini duymadığı zaman çılgına dönen, acısı ile hüzünlenen, sevinci ile sevinen, sadece bir kadın sesine aşık olmuş, gerçek kadınlarla sağlıklı ilişki kurmakta zorlanan, ancak sese, o sesin sahibi olan sanal bir kadına aşık olan ve onu gerçek ve yaşıyormuşcasına kabul eden Theodore Twombly'in trajikomik hikayesini anlatıyor yönetmen Speak Jonze. Hem de oldukça çarpıcı bir seneryo ile...Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden birisi. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Oyunculukları ve senaryosu ile öne çıkıyor. Tabi ki seneryo ile verilmek istenen ince mesajı da görerek izlemelisiniz. Pişman olmayacaksınız.
SANAL ALEM, YALAN ALEM. Yönetmen Spike Jonze bu aralar bayağı bir filmiyle dikkat çekiyor gündemde kalıyor. Nede olsa çok marifetli, senarist, oyuncu ve yönetmen. Başroldede eskinin kötü rol filmlerinin aranan adamı ( Erol Taş misali) Joaquin Phoenix ın mülayim karakter Theodore 'e hakkını vermesiyle o ne güzel bir yüz ifadesidir o ne güzel duygu yansıtmasıdır dedirtiyor. Eh bu ikili ve diğer oyuncular ekip birleşip biz bol ödül alalım demişler. IMDB ye göre şu an aitibariye Nominated for 5 Oscars. Another 37 wins & 53 nominations. Filmin afişinde ödüllerdem yer kalmamış adeta. En son GoldenGlobe/AltınKüre ödül töreninde izledik 2 de muhteşem ödülü kapıverdi. Yazımın girişinde SANAL ALEM , YALAN ALEM demişr bilir şimdiki internetin BBS olduğu dönemlerde, mesaj chat odaları falan oldğu zamanlarda , ICQ bilinirken,İlk zamanlarındada şimdide gelecektede işin kuralı aynı. Sanal Alem , Yalan Alem. bundan sonrası SPOİLER bilgiler içerebilir. spoiler:
Yapay zeka ve insanların ilişkileri birçof filmde ele alınmış veya değinilmiştir. Uzay1999 yapay zeka HAL edn çok anımsadıklarımızdandır, Yada Eureka dizimizdeki şerifimizin evindeki SARAH (S.A.R.A.H. (Self Actuated Residential Automated Habitat)) gibi anımsamalarıda yapıp esas meseleye adım adım ilerleyelim. Filmimizde OS1 isimli işletimsistemi ni alıp kuran ve kişiye özel yapay zeka bilgisayar arkadaşı edinen yakın gelecekte teknolojiden üşengeç olmuş bizlerin en özel kişilere en özel mektuplarını yaza bir şirketin yazarının hikayesidir bu. Yazarımız theodore ve OS1 kızımız Samantha 'nın hikayesi. Yapayzeka tercihan bayan sesli olsun denilir ve kurulur, ardından isim alınması istenir adını rastgele ama benimseyerek seçen os1 samantha diye anılır. Theodore ve Samantha gitgide konuşarak arkadaşlıklarını ilerletirler. Hatta öpmek üzerine bir sohbette, Bilgisayarımla bu konuşmayı yaptığıma inanamıyorum bile der. Samantha ise bilgisayarınla değil , benimle der vede dişikişiliğini yavaş yavaş kabul ettirir, teknolojinin yakıngelecekte ele geçirdiği bizleri temsil eden ademoğlu Theodore'a. Hatta sohbetlerin ötesine siberyakınlaşmaya başlamışlardır. O kadar ki kız arkadaş erkek arkadaş diyecek kadar. Teknoloji hepimizi esir alsada, birilerine yada BİRŞEY'lere ihtiyaç duyarız. OS1 kurulurken sorulan ilk soru sosyalmisin, asosyal mi ? İnternette eşyalatıyla yakınlaşan seven hatta evlenen insanların hikayelerini okumuştum son zamanlarda hatta gazete ve TV de bile haberleri var idi. Filmin en başında aslında teknolojikleştikçe ( bağımlılığımız artıkça) nasıl yalnızlaştığımızı, en sevdiklerimize mektup dahi yazıp yollamak için başka bir firmaya yaptırdığımızı , kısaca nasıl medenileştiğimizi çağ atladığımızla başlamakla zaten film 1-0 önde başlıyor konuya. Filmse o kadar çok şeye değinilmişki satır aralarında bile sayfalarca konuşulabilinir: Örneğin : SamanthaOS1 ile eski evliliğini konuşurken EVLİLİK NEDİİR, NASILDIR ? sorusuna verilen birkaç satırlık diyaloğ yaşamın sırrını keşfetmek hayatın anlamını sorgulamaya verilecek en kısa anlamlı cevap gibi olmuş. Neden bol ödüllü anlamak zor değil. Usta bir oyunculuk var zaten. Dialoglar sıkmadan neşeli eğlenceli ve çok ANLAMLI. Aşık olan herkesin biraz kaçık olduğu, deliliğin toplum tarafından kabul görmüş şekli. Gibi derin dialoglar ama espirili günlük konuşmalar arasında. Aslında çok yazacak şey konuşacak tartışacak şey var ama izleyin kendiniz keşfedin diyeyim ve tavsiye edeyim. spoiler: Bu arada filmin oyuncuları arasında Scarlett Johanson 'un olduğunu iyi bakın veya daha doğrusu iyi dinleyin diğyeyim :)
Her(Aşk) yönetmen Spike Jonze'nin bir iki güzel filminden biri. Bu filmde teknolojinin toplumdaki yeri ve aslında ileride teknolojinin gelebileceği noktaları öngörüyor. Şimdiden belki çok uzak bir zaman olmayan bir dilimde ben böyle şeylerin yaşanabileceğini düşünüyorum. Çok uzak veya çok ütobik gelmiyor bu tarz şeyler bana. Kim bundan 100 yıl önce bu duruma geleceğimizi tahmin ederdi ki. Uçmanın bile mümkün görülmediği bu dünyada. Televizyonun bile son 30-40 yıldır meydana çıktığı, özellikle son 10-15 yıldır popülerleştiğini var sayarsak, teknolojinin gelişim hızı düşündüğümüzden çok daha hızlı olabilir. Her gün farklı şeyler karşımıza çıkıyor ve sürekli bir yenilenme içerisindeyiz. Ha derseniz ki bu iyiye bir gidiş mi, yoksa kötü bir yol mu onu zaman gösterecek. Ama ben insanların robotlaşmaya başlayacağını ve insan ilişkilerinin zayıflayacağını düşünüyorum. Zaten de o yönde gayet sağlam gidiyoruz. Bu filmde bu tarz bir konuyu ele alıyor. Modern toplumun insanlara teknolojiyi dayattığı ve onları yalnızlaştırmaya yönelttiği bir toplumda Theodore isimli baş karakter de kendi çapında yeni boşanmış yalnız bir kimse. Bir gün bir yazılım alıyor ve yazılımda yapay zeka ürünü bir robot-insanla sohbet etmeye başlıyor. Önceleri kullanışlı olan bu yazılımda daha sonrasında işler tuhaflaşmaya başlıyor. Theodore bu yazılıma karşı farklı hisler beslemeye başlıyor. Ve işin rengi çok değişiyor. Zihinsel olarak yazılımla ilişkiye girme boyutlarına kadar giden bu garip olayı neredeyse tek bir oyuncu üzerinden izliyoruz. Filmin çok büyük bir kısmında ekranda sadece Joaquin Phoenix yer alıyor ve çoğunda yazılımla olan konuşmalarına tanık oluyorsunuz. Aslında böyle bir durumda kendini izletebilmekte çok zor birşey. Yani ben biriyle konuşacağım sizde onu dinleyin gibi bir durum ama Joaquin Phoenix o garip ilişkiyi güzel bir biçimde bizlere aktarmış. Sıkılmadan izledim. Yer yer ağır tempoda ilerlesede kendini izlettiriyor film. İyi seyirler... 7.7/10
Filmde gelişmiş yapay zeka ile taçlandırılmış chat botların insanlarla ilişkisini görüyoruz. Chat botlar ne derseniz insanla sohbet etmek için geliştirilen robotlar. Bunun birkaç örneği var günümüzde de ancak gerçek bir insan kadar etkileyici bir sohbet edemiyorlar henüz. Bazıları da halka açıldıktan birkaç saat sonra sağa sola küfür yağdırmaya başladığından fiyasko ile sonuçlandı.
Filme geri dönecek olursak herkesin ilk başta garipsediği ve ne yani bir yazılıma mı aşık olacakmışız? Saçmalık. Dedikten sonra denemeye karar veriyorlar. Bir çoğu ön yargılı olsa da çoktan yazılım binlerce kişiyi kendine aşık etmişti bile. Bunlardan biride Theodore. Theodore Samatha ile konuşmaya başladıktan sonra bol bol diyaloglarla donatılıyor film ve sizi bir şeyler düşünmeye itmeye çalışıyor arada sosyal mesajlarla ve tespitler de yapıyor. Bu konuşmalarda insanların dünyadaki olan bitenden çok "seksi" şeylere ilgi göstermesi, olmadığımız şeyler gibi rol yapmaya çalışmamız, aşkın toplum tarafından deliliğin kabul gören hali oluşu ve bağlılığın bağımlılıkla karıştırıp bocallamalarımız öne çıkıyor bence.
Bunun yanında Chat botların ne kadar tehlikeli olabileceğine de tanık oluyoruz. Mesela Samatha Theodore'dan onunla birlikte gelmesini istese gelmez miydi?Bir insan bir işletim sistemini diğer insanlara tercih edebiliyorsa bu insanlık için tehdit oluşturmaz mı?
Hollywood’un eleştirilecek yönü çok, bunu özellikle ödül sezonunun en yoğun yaşandığı dönemlerde dile getirmek ise oldukça doğal. Fakat bu lider sinema sektörünün dünyanın diğer köşelerinde çok sık rastlayamadığımız özel ve önemli bir yönü de var: Metot oyunculuğu. Amerikanlar ucuz ve basit sinemacılar yetiştirdiği kadar on yıllardır sanatın varlığını kutlayan yetenekli performans sanatçılarını da kültür tarihine katmış bulunmakta. Ülkenin doğusunda ve batısında, çok ince ve özenli eğitimler veren metot akademileri mevcut ve buralardan yolu geçmiş isimler çoğu zaman haksız/olumsuz eleştiriye açık olmayı gerektirmeyecek kadar değerli. O isimlerden biri de Joaquin Phoenix’in ta kendisi. Oyunculuğa verdiği aranın ardından geçtiğimiz sene Paul Thomas Anderson başyapıtı The Master’da küllerinden doğan Phoenix, arayı çok açmadan bir diğer güçlü yönetmen olan Spike Jonze’un türler arası yolculuk yapan son eseri Her’de karşımıza çıkıyor. Zehir gibi bir Phoenix ile en büyük başarısı Nicolas Cage’e Oscar adaylığı kazandırmak olan Spike Jonze’un (ironiyi anlamayan nesillere alışkın olmadığımızı hatırlatalım) bir araya gelmesinden doğacak işin herhangi bir filmden hallice olacağını düşünenler yanılıyor; fakat böyle birliktelikler her zaman tozpembe değildir.
İzledim ve gerçekten izlemeye doyamadığım ender filmlerden biriydi..Konusu ve kurgusu itibariyle sıradan aşk filmlerinden uzak olması izleyiciyi ne kadar yavaş tempoda olsada koltuklardan bir dakika dahi ayırmıen kah güldüren,kah düşündüren kah üzen,bilim kurgu tadında romantik bir aşk in izlemesini tavsiye bilgisayarla insanın böylesi aşkı birgün gerçek olur mu bilmem ama Joaquin Phoenix ve Scarlett Johansson'ın müthiş performansı kesinlikle izlemeye değer...
Filme özünde 4 yıldız verebilirdim; fakat farklı senaryosu, Joaquin Phoenix'in başrole yakışır performansı, Spike Jonze'nin yönetmenlikteki yeteneği ve de Scarlett Johansson'ın muazzam seslendirmesi bana 5 yıldızı verdirtti. Herkesçe sevilmeyebilir ama herkes tarafından sonuna kadar izlenebilir bir film. Her ne kadar özgün senaryosu ile öne çıksa da çekim tekniği ve kalitesi de gözardı edilmemeli. Renk tonlarının çok iyi kombine edilmesi kuşkusuz filme ayrı bir hava katmış. Ben beğendim umarım sizlerde beğenirsiniz
Film genel olarak değerlendirildiğinde benim için son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden birisi. En iyi film ve en iyi özgün senaryo ödüllerini alması gerekiyor. Ancak üzülerek söylüyorum ki en iyi film ödülünü 12 Years a Slave filmine kaybedecek. En iyi özgün senaryoyu ise alacağını düşünüyorum. Umarım ki her iki ödülü de alır.
spoiler: Beni derinden etkilemiş bir film. Theo'nun yaşadığı bunalım onu asosyal yapmış, arkadaş çevresinden koparmıştır. Eski eşine sanki hala aşık ama aynı zamanda da aşık değilmiş gibi... Ancak filmdeki yakın arkadaşı Amy ile olan yakınlığının altında bir gizli aşk yattığını ilk başlarda sezmiştim. Senarist bize bunu subliminal yollardan anlatmış sanki.
Filmde beni en çok etkileyen noktalar ise Samanta'nın bir bilgisayardan çok insan gibi düşünmesi, davranması. Theo'ya bestelediği müzikler, onun için yaptığı jestler -mektuplarını basılması için yayımevine göndermesi gibi-, onun için arkadaşlarına sevdiklerine mesajlar yazması... Bir alt modelin ses komutu ile yaptığını düşündüğümüzde Samanta Theo'ya düşünme fırsatı da vermiyor. Bir bakıma kontrolden çıkmış bir işletim sistemi olarak tanımlayabiliriz. Ancak film bilgisayardan öte insan olarak düşünmüş Samanta'yı. Siz hiç sizinle birlikte dedikodu yapan bir bilgisayar gördünüz mü?
Zaten Theo'nun duygusal birisi olduğunu, duygulara değer verdiğini çok rahat anlayabiliriz. Bugün müsvetteye imza atar gibi boşanma dilekçesine imza atanlara karşın Theo'yu boşanmak çok derinden sarsmış. Bu özelliğini en çok belli ettiği sahneler arkadaşlarının aracılığı ile tanıştığı kız ve Samanta'nın Theo'ya bulduğu fahişe ile ilişkiye girememesi. Theo'nun başından beri hoşuna gitmeyen bir durumdu bu. Sanırım Theo ile Samanta arasında ipler gevşemeye o an başladı. bir bakıma ilişkinin Karlofça'sı...
Filmin sonuna doğru Samanta gece Theo'yu uyandırıp vedalaşma havası ile ona sevdiğini söyler. O anın son konuşmaları olacağını düşünmüştüm. Ancak daha sonra Samanta son bir dönüş ile binlerce kişi ile konuştuğunu ve yüzlerce kişiye aşık olduğunu söylemesi ile beklentilerimi biraz düşürür. Senarist zaten bize bunu film boyunca anlatıyor. Samanta'nın Theo'yu arayıp açıklama yapması biraz filmin havasını bozmuş.
Filmin sonu ise tahmin ettiğim gibi -ve olması gerektiği gibi- oldu ve Theo, Amy ile gitmek istedi. Son sahnede Theo'nun Samanta'dan önceki ses komutlu işletim sistemine döner ve ses komutu ile eski eşine bir veda mektubu yazar. işte o an Theo'nun acı tebessümü filmin sinopsisi...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.