Dövüş Kulübü
Ortalama puan
4,7
7523 Puanlama

562 Kullanıcı yorumları

5
337 Eleştiri
4
159 Eleştiri
3
15 Eleştiri
2
32 Eleştiri
1
5 Eleştiri
0
14 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Turgay Buğdacıgil
Turgay Buğdacıgil

Takipçi 2.375 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
22 Mayıs 2021 tarihinde eklendi
Senaryosunu, Chuck Palahniuk'un aynı isimli romanından (1996) uyarlayarak Jim Uhls'in yazdığı “Fight Club”, yönetmen koltuğunda David Fincher'ın oturduğu, 20. yüzyıl sinemasının "kült klasiklerinden" biri...

Vakti zamanında, vizyona girdiği yıl sinema salonunda izlediğimiz ve "2 Disc Collector Edition" olarak DVD arşivimize de eklediğimiz filmin, pırıl pırıl "repack" bir kopyası elimize geçince, hadi bir kez daha izleyelim ve izlemişken de yorumlayarak, insanları aslında ihtiyaç duymadıkları metaları, beyinlerini yıkayan reklamlar aracılığı ile tüketmeye ve bu gereksiz tüketimi gerçekleştirmek için de mutlu olmadıkları işler de sabahtan akşama kadar "modern köleler" biçiminde çalışarak, "kendine ve çevresine yabancılaşmaya" zorlayan kapitalist sistemin kıyasıya eleştirildiği bu film hakkındaki görüşlerimizi de paylaşalım istedik...

Abarttık mı?

Kesinlikle değil...

Hele bir de, geçtik mavi yakalıları, "patron" sınıfı ve üst düzey yöneticiler dışında kalanların yani sıradan seviyelerdeki beyaz yakalı ofis personellerinin ulaşabildikleri, düşük bütçeli her evde bulunan ve herkesin "pişti olduğu" bir seri üretim IKEA mobilya faslı var ki, tam da nokta atışı...

Hazırsanız gelin başlayalım...

Filmin isimsiz "Anlatıcısı / the Narrator" (Edward Norton) bizlerin öncelikle, Tyler Durden (Brad Pitt), Marla Singer (Helena Bonham Carter) ve testislerini aldırmış olan Robert 'Bob' Paulsen'dan (Meat Loaf) haberdar olmamızı sağlıyor...

Haberdar eder etmez de, hızlı bir geçişle geçmişe dönerek "kronik insomnia" rahatsızlığından mustarip olduğu için altı aydır uyuyamadığını ve artık her şeyi birbirine karıştırmaya başladığını itiraf ediyor...

Derken iş yerindeki müdürü Richard Chesler (Zach Grenier) kendisine, masa başı yerine her zamanki gibi yine bir şehir dışı bir görev vermiştir...

Uykusuzluğun verdiği acıyı dindirmek üzere doktorundan ilaç isteyen Anlatıcı ilaç yerine ondan, gerçek acının ne olduğunu anlaması için Salı akşamları, Metodist kilisesindeki testis kanserine yakalanmış insanların arasına katılması tavsiyesini alır...

Ve bizimki, "bir bakalım" diyerek gider de...

Gittiğinde de orada, birbirleriyle hikayelerini paylaşan mutsuz insanları görür...

Kendisi de "koca sığır" olarak tanımladığı, hüngür hüngür ağlayan Bob ile eşleşir...

Gerçi sadece Bob değil, Anlatıcı dışındaki hemen herkes birbirlerine sarılarak ağlamaktayken, Anlatıcı da göz yaşlarını serbest bırakarak onlara katılıverir birden...

Bu yöntem sayesinde artık tamamen rahatlamış ve bebekler gibi de uyumaya başlamış olması nedeniyle Anlatıcı, birdenbire kendini benzeri terapi gruplarının müdavimi haline gelmiş olarak bulur...

İşler tam da yoluna girdi derken, testis kanseri grubuna, kanser olmadığını tahmin ettiği Marla Singer adındaki (kendi ifadesiyle) bir "piliç"de katılınca, Anlatıcı'ya göre her şey sil baştan mahvolmuştur...

Zira ağzından sigarasını eksik etmeyen bu Marla'da kendisi gibi bütün terapi gruplarını turlamakta olup, bir anlamda kendi yalanları ile yüzleşmesine yol açmaktadır...

Böylelikle Anlatıcı yeniden, "ağlayamadığı ve uyuyamadığı" günlere geri dönmüştür...

Bu gelişme üzerine Rupert adını kullanan Anlatıcı Marla'ya, grupları aralarında bölüşmeyi teklif eder...

Ki böylelikle, en azından "iki sahtekar", birbirleriyle karşılaşmayacaklardır...

Marla'da bunu mantıklı bulunca, anlaşırlar ve birbirlerinin telefon numaralarını alarak ayrılırlar...

Büyük bir otomobil üretim şirketinde, "recall - geri çağırma" uzmanı olarak çalışan Anlatcı, kazaya karışan araçların durumunu tespit etmek ve ona göre bir yol haritası ortaya koymak üzere Amerika'nın dört bir tarafına uçmaktadır her gün...

Bu uçuşlarından birinde Anlatıcı'nın yolu, yanındaki koltukta oturmakta olan sabun satıcısı Tyler Durden ile kesişir...

Neyse...

Marka kıyafetlerinin bulunduğu çantasını yitirdiği bu son uçuşunun ardından, atladığı taksi ile orta sınıf burjuvaların yaşadığı Pearson Kulelerindeki evine gelir Anlatıcı...

Ancak o da ne?

Kafasını kaldırdığında, gaz birikmesi sonucunda oluşan büyük bir patlama ile darmadağın olan ve eşyaları da sokakta yerlere saçılan dairesindeki yangının devam etmekte olduğunu fark eder...

Zaten itfaiye ile polis, olay mahallinde harıl harıl çalışmaktadırlar...

Otele gitmek yerine Anlatıcı bir telefon kulübesinden, önce Marla'yı ardından da Tyler'ı arasa da ikisine de doğrudan ulaşamaz...

Fakat geceleri, "spoiler" olmasın diye açıklayamayacağımız sebeplerle, yarı zamanlı sinema makinistliği ve lüks oteller de garsonluk da yapan Tyler, hemen geri dönüş yaptığı için buluştukları barda, üç sürahi birayı beraberce mideye indiriverirler...

Dışarıya çıktıklarında da Tyler Anlatıcı'dan, kendisine sağlam bir yumruk atmasını ister...

Aynısını Tyler, Anlatıcı'ya yapar ve birbirlerini çok fena halde hırpalarlar...

Şimdi, Tyler'ın harabeyi andıran evine gitme işi vardır sırada...

Bu döküntü mekana bir ay içinde alışan Anlatıcı, Tyler ile yaptığı gece dövüşlerini de sürdürmektedir...

Öyle ki, neredeyse ikisinin de suratlarında çürümemiş herhangi bir yer bulunmamaktadır...

Hafta içi mecburen çalışan ikili, Cumartesi akşamları yalnız olmadıklarını da öğrendikleri sokak dövüşlerindedirler ve kendilerine katılanların sayısı da giderek çoğalmaktadır...

Çünkü kapitalist çürümenin tek mağduru sadece ikisi değildir...

Nihayet bizim asla değinmeyeceğimiz, Tyler'ın Dövüş Kulübünün kurallarını açıkladığı sahne de gelir ve çatar...

Yapılan bu dövüşler, mevcut sorunlardan hiç birini çözemese de, Lou'nun (Peter Iacangelo) tavernasının bodrumunda dövüşenlere, ibadet ederek rahatlatan bir terapi gibi gelmektedir...

Aradan tamı tamına sekiz hafta geçer ve Tyler'ın evinin duvarındaki telefon çalar...

Anlatıcı'yı arayan Marla'dır...

Dakika 48...

Geride, bomba gibi bir sürpriz finale de sahip olan 101 dakikalık bir bölüm daha mevcut...

Doğrusunu isterseniz yaklaşık 15 - 16 aydır bütün dünya, kapitalist üretim ve tüketim çarklarının durmaması adına benzer bir krizi yaygın bir şekilde Covid - 19 olarak bilinen SARS-CoV-2 virusu salgının da yaşıyor...

Eminiz bu konu da, çok kısa bir süre içinde Fincher gibi "klasik noir" ve "neo - noir" ögelerden fazlasıyla yararlanarak "doğrusal gitmeyen / non - linear" bir akış içinde filmlerini kurgulamayı seven ustaların çekerek beyaz perdeye aktaracakları senaryolar da kendilerine yer bulacaktır...

Fırsat bulup da bugüne kadar izlememiş olan sinemasever dostlara, Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter'ın döktürdükleri bu filmi hararetle öneriyoruz...

Keyifli seyirler,
lelaina
lelaina

Takipçi 116 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
20 Ocak 2007 tarihinde eklendi
sadece hollywood filmi olduğu için değil bir fransız yapımı bir türk yapımı veya bir çin yapımı da olsa aynı oyuncularla ve aynı yönetmenle çekilmek kaydıyla yine aynı etkiyi yapacağı kesin olan filmdir.bu filmin her saniyesi zevkle izlenir. neden zevkle izlenir çünkü her saniyesinde bir ayrıntı vardır filmin.her saniyesinde bir yerlerde bir köşede siz göremeseniz bile bir şekilde oralarda duran birşeyler anlatılmaktadır. daha önce gördüğünüz hiçbir filme benzemez. direk giden bir konusu varmış gibi görünür ama aslında apaçık bir konusu yoktur. adeta bir hikayeyi anlatmak için değil bir hikayenin nelerle beslenebileceğine dair şeyler içerir sadece. ayrıntılar evreninden kocaman bir alıntıdır. sonunda izleyip bitirdikten sonra sahip olduğunuz şeyleri tekrar tekrar sorgulamanıza yol açar.insanın bazı şeyleri görebilmesi için sahip olduğu herşeyi kaybatmesi gerektiğini analtır bi nevi...acıya dair şeyleri de görürsünüz. acı çekmekle dalga geçilir inceden inceye. herkes acı çekmekten korkar. suratının bozulmasından birşeyleri kaybetmekten korkar. nihilist bir esintiyle olayları algılamaya başlarsınız ki aslında insanın herşeyi kendi için yaptığı savıyla karşılaşırsınız. o anda b.k gibi hissedersiniz kendinizi. kendi yaptığınız onca saçmalık bir film tarafından pata küte suratınıza vurulur. kendini geliştirmek denen şeyin aslında gerçekten ne anlama geldiğini öğretiverir bu film size. ve inanın hiçbir fim sizi böyle oturduğunuz yerde hali hazırda bedava kendine getirmez.
theyurdal
theyurdal

Takipçi 712 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
12 Ocak 2015 tarihinde eklendi
film çok akıcı çok zevkli düşündürücü kesinlikle her sahnesini dikkatle izleyin
Sentetik Yazar
Sentetik Yazar

Takipçi 14 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
19 Ocak 2016 tarihinde eklendi
Bağımlılıklarımızı kırmamızı öğütleyen bağımsız olmayan film. Çok felsefik film hehe diye gezen liseli fanboyları bıktıran film. Sonundaki ucuz aşk finali ile kendi mesajına ve orjinal kitabına birazcık ters düşen film. Ama şüphesiz ki iyi bir filmdir. Detayları iyi kullanan bir film öncelikle, oyunculuk anlamında başarılı bir film, karanlık çekimleri kendini belli eden bir film. Filmde detaylı bir şekilde anlatıldıktan sonra son sahnede uygulamalı olarak yapılan 25. kare esprisi de şahanedir.
stillwater-2
stillwater-2

Takipçi 74 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
13 Nisan 2007 tarihinde eklendi
Dünya sinema tarihinin önde gelen yapımların birisi.Kurgu ve senaryo inanılmaz.Oyunculuk harika.Gerçekten izleyiciyi içerisine alan bir film.Şizofreni üzerine yapılmış kült filmlerden birisi.Kesinlikle izlenilesi bir başyapıt
echo20
echo20

Takipçi 57 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
25 Ağustos 2007 tarihinde eklendi
süperdi ya....bayıldım..sıkı bi dövüş filmi! izleyin!
Amir Han
Amir Han

Takipçi 452 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
12 Ağustos 2017 tarihinde eklendi
Bu zaman kadar nasıl izlememişim kendime hayret ediyorum. Bu filmi tam anlayabilmek için birkaç defa seryetmek gerekiyor. Her izleyişimde farklı bir detayı buluyorum. Mutlaka izlenmeli.
Engin Yüksel
Engin Yüksel

Takipçi 1.466 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
30 Ocak 2012 tarihinde eklendi
popüler kültürü sıkı bir şekilde eleştiren ve finalinde binaların yıkılışını sembolik düşünmemizi sağlayan muhteşem bir film 4,5/5
MojoRising
MojoRising

Takipçi 380 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
1 Temmuz 2011 tarihinde eklendi
Popüler kültür tarihini değiştiren o enfes filmlerden birisi daha. Bu film gibi filmler neden çekilemiyor artık anlamak kolay değil. Görsel ve zihinsel anlamda tam bir doyum noktası ve kesinlikle sinema tarihinin en önemli filmlerinden ''Dövüş Kulübü''. Zihnine sağlık Chuck Palahniuk ve yaratıcı görsel zekana sağlık David Fincher :) . Bu tüketim toplumu eleştirisi mükemmel filmi izlemeyen herkese -hala izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama- ''şiddetle'' tavsiye ediyorum.
tupac-dmx-96
tupac-dmx-96

Takipçi 31 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
6 Temmuz 2009 tarihinde eklendi
bu fılm tum zamanların en ıyı fılmlerı arasında ılk sıralarda coktan yerını aldı.bence ıyınınde otesınde bır fılm...
Filozofbaci
Filozofbaci

Takipçi 20 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
13 Eylül 2015 tarihinde eklendi
Öncelikle filmi izlememiş olanların dikkatini çekmek istiyorum. Filmin içeriği hakkında, izlemeden önce heyecanın kaçmaması açısından, bilinmemesinin iyi olacağı türden detaylar vereceğim.

Filmden etkilenmeyen yoktur sanırım.. Ben de beğenen ve defalarca izleyenlerden biriyim. Ama filmi beğenmiş olmak, analiz etmeye ve olumsuz yanlarını eleştirmeye engel olmamalı. Kişisel görüşümü bu sayfaya uğrayan ve kaç yıl geçmiş olmasına rağmen hala filmle ilgili soru işaretlerine cevap arayan herkese bir fikir verebilmek için yazıyorum..
Bu filmin senaryosu Chuck Palahnıuk'un aynı isimli romanından uyarlanmış. Yazar yeraltı edebiyatının günümüzde en iyi temsilcilerinden birisi.. Bir çok kitabını da okuyan ben, yazarın dünyaya ve sisteme eleştirel gözle baktığını söyleyebilirim. Sistemin çirkin yüzünü acımasızca ortaya koyan ve tokat etkisi yapan bir dili var.

Gelelim filme.. Kapitalist sisteme eleştiri yönelten, tüketici toplumu olmaktan çıkılması gerektiğini öğütleyen replikler var, evet.. Mutsuz ve bir nevi robotlaşmış, mutluluğu alışverişte arayan toplumun, bu düzenden bunalıp çözüm üretmesi yerine, filmi izleyip rahatlaması ve geçici bir moral sağlaması söz konusu..Bu gibi pasif eylemlerden kimseye zarar gelmez.. Toplumda büyük bir basınçla patlama olmaması için, zaman zaman küçük patlamaları yani küçük rahatlamaları sağlayacak bir şeyler yapmak iyi bir seçenek sayılabilir..Yani film kapitalist düzene karşıymış gibi görünse de, bu düzenin tercih ettiği "pasif insan modeline" katkıda bulunmuş oluyor.

Ve devam edelim.. spoiler:
Narratorun (yani Jack'in) hayatını düzeltmeye cesareti ve gücü yok. O gücü hayali kimliğinde buluyor, yani Tyler'da... Hayali kimliği onun hayatını da dünyayı da değiştirmek için gereken özgüvene, cesarete ve zekaya sahip. Bunun yolunun yakıp yıkmaktan geçtiğini düşünüyor Tyler. Ve filmin sonunda Tyler ölüyor. Görevini tamamlayan kişinin görevi bitmiş oluyor. Narrator, kendi yapmak isteyip yapamadığı şeyleri Tyler sayesinde yapmış oluyor. Ama aslında Tyler diye biri yok..

Ve verilen mesaja bakalım. Cesareti olmayan, hayatlarından bunalmış ve değiştirmek isteyen ama yeterli zekaya veya güce sahip olmadığını düşünen insanlar Tyler gibi birinin gelmesini bekleyecekler, Kendilerinin yerine, yapılmasını istediği şeyleri yapacak birinin gelmesini... O mucizenin bir gün gerçek olacağını düşünecekler. Ve beklemeye devam edecekler. Ve hayatları aynı şekilde sürmeye devam edecek.
Emek değerlidir. Değil midir? Gerek kitapta gerekse filmde emekçilerin köleye benzetilmesi günümüz dünyasındaki acı bir gerçeği ortaya koymak demek. Emeğin sömürüldüğü bir sistemi eleştirmek çok normal. Tüketim toplumu olmak yerine önce insan olduğumuzu ve birey olduğumuzu hatırlamamız gerekliliği de çok doğru bir mesaj. Ama bunlar, bizi çalışmamaya, boş yaşamaya, üretmemeye teşvik etmemeli ! Ya da anarşist davranışlara.. Bir kurtarıcının gelip her sorunu çözmesini beklemeye de !..

Sevgiyle kalın.. :)
hookers
hookers

Takipçi 274 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
17 Kasım 2007 tarihinde eklendi
Hakkında çok fazla yorum yapmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. Modern bir tüketim kültürü eleştirisi. Sıkı bir boks maçı gibi bir film!...
potasyum
potasyum

Takipçi 531 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
29 Ekim 2007 tarihinde eklendi
şizofren filmleri arasındaki en güzel film.edward norton yine harikaydı.
atakanozruh
atakanozruh

Takipçi 331 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
2 Haziran 2007 tarihinde eklendi
Kalitesini kanıtlamış bir yönetmen ve iki oyuncudan ancak bu kadar güzel bir film çıkabilirdi. İzlediğim en çarpıcı finallerden biri ve süper bir film. 9/10
-alp-
-alp-

Takipçi 195 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
15 Kasım 2010 tarihinde eklendi
Fight Club, sisteme getirdiği sert ve yerinde eleştirileri sayesinde 2000 li yılların en önemli taşlamalarından biri şüphesiz. Fincher usta, yaramaz bir çocuk gibi.. Tüm hünerlerini sergilediği filmin de çok eğlendiği ise belli oluyor. Norton, Pitt ve Helena Bonham Carterın oyunculukları ise usta işi.. Sonuçta; sağlam senaryosu, iyi oyunculukları ve çılgınca yönetimi ile kesinlikle görülmeyi hakkeden son derece sağlam bir film bu.. Her sinema severin arşivinde bulunmalı...
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler