Türk sinemasında daha önce pek denenmeyen bir tür denemiş yönetmen onur ünlü;absürd ve dram filmi özelliklerini taşı çok dikkatimi çeken noktalar şunlar oldu;özellikle kamera açıları mükemmel olmuş,diyaloglar çok anlamlı ve dikkat çekici ve tabiki kurgusu müthiş olmuş özellikle birbiriyle alakalı sahneleri bağlanması çok iyiydi eksileri yok mu var mesela konu yavaş ilerleyiyor nitekim daha hızlı akmalıydı diye düşünüyorum ama ben beğendim sonuçta değişik bir tür kazanmış oldu türk sineması bu nedenle başarılı
Tamamıyla absürt ve cool bir film,bunu niye söyledim çünkü filmi izlerken duvarlardan geçen birini gördüğünüzde böyle saçma bir film olur mu demeyin çünkü bu film baştan sona absürt karakterlerle dolu bir film.Açıkçası izlemeden önce beklentilerim vardı fakat tam olarak beklentilerimi karşıladığını sö siyah-beyaz olması filme bir cool'luk katmış hatta bazı sahnelerin ışıklandırması ve çekim açısı o kadar güzel ki insan hayran kalabiliyor,fakat bence filmin işleyişi kesinlikle yavan olmuş.Aslında konusu ve karakterleriyle çekici bir film fakat hikayenin işleyişi gerçekten kötü,niye bu kadar ağır işleyen zaman zaman sıkan zaman zaman gereğinden fazla uzatılan sekanslar konmuş ki? Ben ağır filmleri sevmeyen biri değilim benim için önemli olan olayların ne hızla aktığından ziyade olayların işlenişi ve sunuş biçimidir fakat bu filmde sanırım bütün her şeyi karakterlerin absürtlüğü üzerine kurmuşlar çünkü olay örgüsü bana kalırsa daha iyi bir film çıkabilirmiş fakat hikayenin işlenişi yüzünden film için çok iyi film müzik kullanımı çok başarılı ne zaman o iki müzik girse film bambaşka bir etkileyiciliğe bürünü arada filmin finali gerçekten başarılı olmuş.Son olarak ben filmi ne beğendim ne beğenmedim; farklı,ilginç ve absürt bir film,şunu da söylemeliyim ki Türk sineması adına iyi bir film diyebilirim çünkü bu tarz filmler pek bizim sinemamızdan çıkmıürt dramları sevenlere tavsiye edebilirim.
Onur Ünlü bence modern zamanın divan şairi gibi bir adam. Günlük, sıradan hayatın içine absürt, fantastik, hatta varoluşsal felsefeyi boca ediyor. Ali Atay’ın karakteri Cemal’in ve diğerlerinin “süper güçleri” aslında bizim modern dünyada taşıdığımız görünmeyen deformasyonları temsil ediyor. Her biri bir insanın ruhsal hastalığının, bastırılmış yönünün veya kaderle baş edememe biçiminin fiziksel bir yansıması.
Şimdi biraz tahliye edelim bunu:
– Cemal’in kurşun geçirmezliği: duygusal olarak ölü. İnsanlara karşı hissiz, yani kimse artık içine işlemiyor. Gerçek acıyı hissetmediği bir noktada “kurşun” da işlemiyor zaten. – Birinin görünmez olması: kimliğini yitirmiş insan. Toplumda kimse onu fark etmiyor, var ama yok. – Zamanı durdurabilen karakter: geçmişle yüzleşemeyen, o anı sürekli dondurup içinde yaşayan kişi. – Uçabilenler, ateş saçanlar vs.: hepsi kendi içindeki bastırılmış arzunun patlaması aslında. İnsan, sıradanlığın içinden çıkamayıp mucizeye sığınmak istiyor.
Filmin siyah-beyaz olması da bu fantastik dünyanın “rüyamsı” olmasından değil, daha çok bir duygusal renk körlüğüne işaret ediyor. Karakterler moral olarak gri alanda yaşıyorlar; iyiyle kötünün net olmadığı bir evren.
Sonuçta “Sen Aydınlatırsın Geceyi” süper kahraman filmi değil, süper kırılmış insanlar filmi. Her biri kendi yarasını doğaüstü bir yetenekle kamufle ediyor. Ama ne kadar güç kazanırlarsa kazansınlar, değişen bir şey olmuyor. Çünkü sorun sistemde, kaderde ya da doğaüstü güçlerde değil; insanın kendi içindeki boşlukta.
Ünlü’nün o ironik mizahı da tam burada devreye giriyor: Tanrı’nın bile “yorgun” olduğu bir evrende, kahraman olmanın anlamı kalmıyor. Film bir noktada şöyle diyor: “Mucize arama, çünkü zaten senin hayatın yeterince garip.”
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.