Yönetmen koltuğunda...
Joshua Oppenheimer, Christine Cynn ve Anonim olarak adlandırılan Endonezyalı bir grubun oturmakta olduğu "The Act of Killing"; biyografik bir devlet terörü ve dolayısı ile de tarihi bir suç draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
"En İyi Belgesel" kategorisindeki Academy Ödülü'ne aday gösterilirken...
Aynı kategorideki BAFTA ve Berlin Uluslararası Film Festivali ödüllerini kazanma başarısını elde eden bu belgesele biraz daha yakından bakalım...
***
Belgesel...
Fransız filozof Voltaire'in...
"Öldürmek yasaktır... Dolayısıyla, tüm katiller cezalandırılır... Tabii kitleler halinde ve trampet sesleri eşliğinde öldürmedikleri sürece.."
Şeklindeki ünlü sözlerinden biri ile başlarken...
***
Tarihsel arka plana dair...
"1965'te, (Devlet Başkanı Sukarno liderliğindeki) Endonezya hükümeti ordu tarafından düşürüldü...
(General Suharto yönetimindeki) Askeri diktatörlüğe karşı gelen, sendika üyeleri, topraksız çiftçiler, entelektüeller ve etnik olarak Çin kökenlilerden oluşan kitle, komünist olmakla itham edildi...
Ve böylelikle de...
Bir yıldan kısa bir sürede batı hükümetlerinin de yardımıyla, bir milyonun üzerindeki 'komünist' katledildi...
Bunun için de ordu, paralı askerler ile gangsterleri kullandı...
İktidarda olan bu adamlar, iktidara geldiklerinden beri karşıtlarına zulüm gösterdiler...
Bu katiller ile buluştuğumuzda, yaptıklarıyla ilgili hikayeleri bize gururla anlattılar...
Bunun nedenini anlamak için, katliamlarla ilgili sahneleri, arzu ettikleri gibi canlandırmalarını istedik kendilerinden...
İşte bu filmde zaten...
Söz konusu süreç ile sonuçlarını dokümante etmektedir..."
Biçimindeki bir bilgilendirmeye de yer verilir...
***
Ardından da bizlere...
O dönemin en azılı ve tanınmış eli kanlı katillerinden...
En az 1.000 kişiyi bizzat öldürdüğünü iddia eden Anwar Congo (kendisi) ile bir gangster ve paramiliter lider olan Herman Koto (kendisi) tanıtılır...
***
Fakat...
"Spoiler" vermek suretiyle...
Fırsat bulup da bugüne kadar bu eşsiz vasıftaki belgeseli izleyememiş olanların ağızlarının tadını kaçırmamak amacıyla biz de...
İşte tam da bu önemli dönüm noktasındayken...
Anlatımımızı bitiririz...
Dakika 17...
***
Endonezya'da yaşatılan dehşetin...
En açık haliyle gözler önüne serileceği belgeselin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; her bir anını, şaşkınlık içinde izleyeceklerini düşündüğümüz...
İnsanlık utancı niteliğindeki, 100 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,