Uzay Yolcuları
Ortalama puan
4,1
516 Puanlama

52 Kullanıcı yorumları

5
11 Eleştiri
4
17 Eleştiri
3
17 Eleştiri
2
4 Eleştiri
1
2 Eleştiri
0
1 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
rudeonerudeone
rudeonerudeone

Takipçi 1.698 değerlendirmeler Takip Et!

3,0
9 Mayıs 2017 tarihinde eklendi
Kadrosu son derece iddialı. Son dönemin en popüler oyuncularından ikisini bir araya getiriyor ve yönetmenliğe de küresel düzeyde ismini "Imitation Game" ile başarıyla duyurmuş Morten Tyldum var. Film baştan aşağıya mantık hatalarıyla dolu, ancak zaten bir bilim-kurgudan ziyade romantik-komedi-dram sınıfına sokmakta fayda var. Bilimsel mantıksızlıklara hiç mi hiç takılmazsanız, konusu da ilgi çekici olduğundan keyifle seyredebilirsiniz. Lawrence ve Pratt'in kimyaları fena değil. Görsellik de öyle. Klişeler bolca var. Tamamen kafa boşaltma amaçlı, düşünmeden, sorgulamadan izlenecek bir yapım.
Engin Yüksel
Engin Yüksel

Takipçi 1.470 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
17 Ocak 2017 tarihinde eklendi
beklediğim kadar iyi bulmasam da izlemeye değer bir yapım ve özellikle Jennifer Lawrance'nin oyunculuğu ve zerafeti çok iyi 7/10
Ilknur K
Ilknur K

Takipçi 1.258 değerlendirmeler Takip Et!

2,0
5 Şubat 2021 tarihinde eklendi
Sinemada izlemiştim ve abartıldığı kadar iyi olmadığını hatırlıyorum. Başta sizi heyecanlandıran bir sahnesi var. Herşey size ilginç gelecek, sürükleyici bir film olacak diye beklentileriniz tavan yapıyor ama sonra boş dialoglar, gereksiz sahneler falan. İzlenebilir ama aman aman bir film de değil.
KaliteTAKİP
KaliteTAKİP

Takipçi 898 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
10 Şubat 2017 tarihinde eklendi
21. yüzyılın en önemli kadın oyuncusu Jennifer Lawrence ve Star-Lord olarak parlayan ve şuan tam bir yıldıza dönüşen Chris Pratt'ın buluşturan bilim kurgu soslu bir aşk hikayesi. Klasik kalıplı aşk hikayelerinden bıkmış hatta fragmanlarını bile gördüğümde kusma hissi uyandıran bir sinema sever olarak eser beni gülümsetti, hüzünlendirdi, heycanlandırdı. Belli kalıpları kullansa da hem arka planın farklılığı hem doğru tespitleri hem de klişeleri modernize etmesiyle yılın en taktir edilecek eserlerinden. 10 yıl sonra hatırlarmıyız bilmiyorum ama çok ses getiren Arrival gibi ne duygu sömürüsü yapıyor ne de mantık hatalarıyla boğuyor. Jennifer Lawrence hangi karakteri canlandırırsa canlandırsın heyecan verici bir performans ortaya koyuyor. Şımarık bir miras yedi gazeteciyi canlandırırken bu kadar yksek oktandan oynamasını eleştirenler de yok değil ama Alpacino ve Jack Nicholsan gibi iki efsaneyi ihtişamlı performansları nedeniyle en tepeye yerleştirmedik mi? bir kadın oyuncu yapınca neden eleştirme ihtiyacı duyuyoruz.
SPOİLER Yeni bir hayat umuduyla yola çıkan asıl oğlanımız talihsizlikler arasında yalnız kalır tam hayattan umudunu kestiğin de ona umut olacak kızı görür ve sophianın seçimi ne yakın bir tercih yapmak zorunda kalır. Aşk, mutluluk ve kendi hayalleri bir yerde sevdiğin kadının hayalleri bir yerde. Aslında çıkış noktası belirttiğim gibi oldukça bildik ama bunu bir uzay gemisine doğru oyuncular, doğru anlatım ve sömürü yapmadan uyguladığında sonuç Magnificent oluyor. Final daha vurucu yada gözyaşlarına boğacak şekilde de bitebilirdi. Bunun yerine daha insancıl daha gerçekçi bir yol izlemişler, tüm filme hakim olan anlayış gibi. iyi seyirler
Ugur Tazegül
Ugur Tazegül

Takipçi 672 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
28 Nisan 2017 tarihinde eklendi
BEYAZPERDE FİLM YORUMCUSU ARKADAŞIMIZIN BU FİLME 1.5 VERDİĞİNE İNANAMIYORUM ONLARCA KÖTÜ FİLME BOL KESEDEN PUAN VEREN ARKADAŞLARIMIZ BU FİLME NASIL 1.5 PUAN VERİR ŞAŞKINLIK İÇİNDEYİM KESİNLİKLE EN AZ 5 ÜZERİNDEN 4 PUANI ALMAYI HAKEDEN BİR BİLİMKURGU FİLMİ BİR YAPIM ALTTAKİ YAZIMI OKUYUN SONRA FİLMİ İZLEYİN FİLMİN PUANINI VERİN

Passengers (Uzay Yolcuları) filminin. İnternetten gelen yorumların filmi uzayda geçen bir Titanic’e (Titanik) benzetmesi ise umutlarımı iyiden iyiye köreltmişti. Bir türlü ısınamadığım ve her daim mesafeli yaklaştığım Jennifer Lawrence, Chris Pratt ve Michael Sheen üçlüsü de olunca, umutsuzca girdim o salonun kapısından içeriye. Çıktığımda ise yanıldığıma daha önce hiç bu denli sevinmediğimi fark ettim…

Yönetmenliğini The Imitation Game’den hatırladığımız Norveçli yönetmen Morten Tyldum’un üstlendiği, senaryosunu ise beklentilerin oldukça altındaki The Darkest Hour (2011) sonrası Prometheus ve Doctor Strange filmleriyle kendini toparlayan Jon Spaihts’in yazdığı Passengers, aşkın bilimkurguyla buluştuğu, gerilim ve heyecanın eksik olmadığı bir hikayeyi anlatıyor. 150 yıllık bir seyahatin sonunda varacakları gezegende yeni bir koloni kurması için bir şirket tarafından donduruculara yerleştirilen 5000 yolcudan birinin bir arıza sonucu uyanmasıyla başlıyor her şey. James ‘Jim’ Perston (Chris Pratt) isimli bu adam –ki kendisi aynı zamanda elinden her iş gelen bir mühendis– kimseye ulaşamadığı, kimsenin de ona ulaşamadığı uzayda bir başına kalıyor. Bir yıl boyunca elinden gelen hey yolu deneyen ancak bir çıkış yolu bulamayan Jim, sonunda bütün bu yalnızlığına kendisine eşlik edecek bir partner bularak son vermeyi kararlaştırıyor. Gördüğü anda vurulduğu Aurora Lane (Jennifer Lawrence) adlı kadının hayat hikayesine, kişiliğine dair bilgiler edindikçe, onun “doğru kişi” olduğuna daha da çok inanıyor. Onun hayatını elinden alıyor olmanın, onu da kendi gibi 90 yıllık bir hapse mahkum etmenin korkusuyla Jim, ömrünün sonuna dek birlikte olmak istediği bu kadını unutmaya çalışıyor. Ne var ki koskoca gemide bir başına kalan ve önünde onlarca yılı olan Jim sonunda Aurora’yı uykusundan uyandırmaya kararını veriyor. Birbirlerine tutulan ve bir yıl kadar mutlu mesut yaşayan ikilinin tüm mutluluğu ise önce Jim’in sırrının sonrasında da Jim’in uyanması ardındaki gerçeklerin gün yüzüne çıkmasıyla mahvoluyor. Ancak Jim ve Aurora’nın ilişkilerinden önce yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan gemiyi kurtarması gerekiyor.

Bayıldım..Tek kelimeyle çok beğendim.Bu kadar az izlenmesi beni her ne kadar şaşırtsa da IMDB puanın misliyle hak ettiğini düşünüyorum.İzlerken yer yer soluksuz kaldığım filmde içinde çok şey barındıran iki kişinin yaşam mücadelesini görmekteyiz.Çok kişi varken yalnız kalan insanlara inat, iki kişi varken hayatı ne kadar çok kişi haline dönüştürme seyrini filmde barındırdığı şekilde görmekteyiz. Başrollerimiz Chris Pratt ve Jennifer Lawrence gayet iyi iş başarmışlar.

Passengers filmini özetlemek gerekirse Matt Damon’ın geçtiğimiz yıl vizyona giren The Martian filmi gibi başlayan, sonrasında Titanic’e evrilen bir hikayeyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz sanırım. Zira filmin ilk bölümünde uzay gemisinde ya da daha açık konuşmak gerekirse ıssız bir adada bir başına kalmış bir adamın hikayesine tanıklık ediyoruz. Ancak bu hikayede The Martian’dan daha gerçekçi olarak kahramanımızın nasıl tükendiğini, nasıl hayatına son verme raddesine kadar gittiğini görüyoruz. Çünkü bu gemide, bu su yerine boşlukla çevrelenmiş adada amaçsızlığın getirdiği bir tükenmişlikle boğuluyor. Aurora’yı görmesi ve onun hayatına dahil olmasıyla ise filmin ikinci kısmı başlıyor, ancak bu iki bölüm arasındaki geçişi film, geminin android barmeni Arthur’un (Michael Sheen) akıl dolu tavsiyeleriyle mantıksal bir zemin üzerine oturtarak gerçekleştiriyor. Filmin finalden önceki son bölümü ise Jim’in vicdan azabı çektiği, Aurora’nın başkasının seçtiği bir hayatı yaşıyor olmanın verdiği kederle depresyona girdiği ve geminin de ilişkileri gibi sona doğru sürüklendiği bir süreci anlatıyor. Gerilim ve aksiyon dolu bu sürecin sonundaki final kısmı ise maalesef biraz uzatılıyor.

Filme dair en büyük şüphem, Pratt – Lawrence ikilisinin nasıl bir “çift” olacağı yönündeydi. Zira alışılagelmiş Hollywood aşıklarının taşıdığı özellikleri taşımayan ve bu türlü bir ilişki yaşamaları pek de kolay görünmeyen ikilinin uyum sorunu yaşacağı gerçeği kaçınılmazdı. Ancak hikaye içinde kendi kendine şekillenen karakterleriyle –ki bana kalırsa filmde takdiri en çok senarist Jon Spaihts hak ediyor– Jim ve Aurora’nın ilişkisi Hollywood romance’lerinin bilindik dinamiklerinden farklı bir zemin üzerinde hayat vuruyor. Ve oyuncuların bu karakterleri kolaylıkla benimsemiş olmasıyla da ortaya uyum sorunu olmayan, aksine mükemmel bir etkileşime sahip bir çift çıkıyor. Filmin mizahi anlamda dinamosu konumundaki Arthur rolünde karşımıza çıkan Sheen ise kusursuz performansıyla bu harika çifte eşlik ediyor.

Bir kaçış filmi olan Passengers, izleyiciyi minimalist mimarisiyle dikkat çeken Avalon’a (uzay aracının adı) koyup gündemin, dertlerin ve gerçeklerin uzağına götürüyor adeta. Su gibi geçen 116 dakika boyunca yaratıcı sahneleri (Lawrence’ın suda boğulduğu sahne tek kelimeyle harika) ve Hollywood romance filmleri standartlarının üzerindeki senaryosuyla adeta büyülüyor. Final kısmı dışında pek kusur bulamadığım Passengers (Uzay Yolcuları) gerçekten de Titanic gibiymiş; beni götürdüğü diyarlara yeniden gidebilmek için onlarca kez, sıkılmaksızın izleyebilirim.
Alp T.
Alp T.

Takipçi 441 değerlendirmeler Takip Et!

3,0
15 Ocak 2017 tarihinde eklendi
"Dünya'dan ayrılıp Homestead II adındaki yeni bir gezegene giden 5000 yolculu Avalon gemisi, 120 yıl süren yolculuğunun başındayken bir arıza geçirir ve Jim Preston adında bir yolcuyu buz kapsülünden uyandırır. Ve 1 yıl sonra da Auora Lane adında başka bir yolcu daha uyanır. Jim ile Auora, bu sorunu neyin yarattığını çözmeye çalışırlar ve bir yandan da birbirlerine aşık olmaya başlarlar."

Passengers, adının duyurulduğundan beri ilgimi çeken bir yapımdı. Çünkü her yıl 1 veya 2 tane başarılı bilim kurgu filmi çekiliyordu ve Passengers'ın da onlardan biri olacağını düşünmüştüm. Jennifer Lawrence ile Chris Pratt'in başrol olmasının yanı sıra konusu da oldukça orijinaldi. Fakat eleştirmenler filmi yerden yere vurdukları zaman beklentilerimi biraz düşürdüm. Peki film nasıldı?

Benim için ortalamaydı açıkçası. Yani herkesin sevdiği kadar sevmedim ama bir yandan da eleştirmenlerin yerden yere vurmasına da bir anlam veremedim. Film o kadar da kötü değildi!

İyi yanlarla başlayalım. Filmin konusu ve bu konuyu işleme tarzı çok başarılıydı. Her ne kadar konu biraz yavaş ilerlese de filmi izlerken hiç sıkılmadım, sürekli ne olacağını merak ettim. Bunun dışında ortaya atılan fikirler ve görsel efektler de çok iyiydi. Film beni teknik açıdan büyülemeyi başardı.

Oyunculuklar başarılıydı, özellikle de Chris Pratt. Jennifer Lawrence'ın performansını kötü bulmasam da filmin büyük bir kısmını Pratt göğüslediği için onun daha iyi bir performans sergilediğini düşünüyorum sadece. Barmen olan androidi canlandıran Michael Sheen de filmde çok iyiydi bu arada. Ve merak ettiğinizi biliyorum, filmde Laurence Fishburne da var. Şöyle izah edeyim: Fishburne'ün performansı oldukça başarılıydı fakat karakterinin kendisi çok gereksiz kalmış. Senaryo bir yere varamadığı için konuyu ilerletmek amaçlı Fishburne'ü filme 5 dakikalığına sokmuşlar ve çıkartmışlar gibi hissettiriyor. Bu da beni filmin kötü yanlarına getiriyor.

Passengers'la ilgili 2 büyük sorunum var. Bunlardan birincisi, filmin finali. Bundan daha saçma bir final düşünülemezdi! Size spoiler vermeden şunu söyleyebilirim; filmin sonunda 2 ana karaktere daha mantıklı bir son için ellerine bir fırsat geçiyor ama film mantıklı bir son yerine mutlu son yapmayı tercih ediyor. Aklım almıyor resmen. Her zaman mutlu son, iyi bir son anlamına gelmiyor.

Bu da beni filmin ikinci en büyük sorununa getiriyor. Film bu şekilde bittikten sonra "peki filmde başka ne olmuştu?" diye düşündüm. Ve koca filmde neredeyse hiçbir şey yaşanmadığını fark ettim. İlk 30 dakika epey yavaş ilerliyor, sonra ortada romantik bir durum oluyor, daha sonra hikaye klişeye bağlayıp iyice yavaşlıyor ve bu esnada da son 30 dakikada bir aksiyon atılıp hikaye bitiyor. Her ne kadar filmi izlerken eğlenmiş olsam da, böyle bir potansiyelden çok daha iyi bir sonuç çıkabileceğine emindim doğrusu ama bu konuda biraz hayal kırıklığına uğradım.

Eğer sinemalarda izleyecek eğlenceli, kafa dağıtacak bir film arıyorsanız Passengers'a hiç düşünmeden bilet alabilirsiniz. Hiç sıkılmayacağınıza eminim. Ama eğer daha mantıklı ve dolu dolu bir film bekliyorsanız biraz hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bu yüzden filmi izlerken beklentilerinizi düşük tutmanızda fayda var. İyi seyirler.

FİLMİN İYİ YANLARI:

+ Görsel efektler, yaratıcı fikirler.

+ Chris Pratt ve Michael Sheen.

+ Konseptinin işleniş tarzı.

FİLMİN KÖTÜ YANLARI:

- Finali.

- Koca filmde çok az şeyin yaşanıp potansiyelinin altında bir sonuç çıkması.

- Laurence Fishburne'ün karakteri aşırı gereksiz hissettiriyor.

TOPLAM PUAN: 6.5/10
Ahmet Büke
Ahmet Büke

Takipçi 935 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
9 Temmuz 2021 tarihinde eklendi
uzayda yolculuk eden 2 insanın uyanması ve aşk kavga hikayesş denebilir.. Süper sürükleyici ojjinal konulu iyi kadrolu uzay filmi
Fundalina Jolie
Fundalina Jolie

Takipçi 178 değerlendirmeler Takip Et!

2,5
15 Ocak 2017 tarihinde eklendi
Filmin çoğunluğu Chris Pratt ve Jennifer Lawrence'in performansı üzerine şekilleniyor. Onlara eşlik eden robot barmen Arthur rolündeki Michael Sheen ise çok keyifli bir iş oyunculuk sergiliyor.

Pratt ve Lawrence’ın uyumu hemen her sahnede hissediliyor. Filmde yer alan diğer iki yıldız, Laurence Fishburne ve Andy Garcia'nın rollerinin çok fazla olmadığının altını çizmek lazım. Michael Sheen’in android robot rolü ile en akılda kalıcı oyunculuğu sergilemesi biraz ironik.
Free Angel
Free Angel

Takipçi 498 değerlendirmeler Takip Et!

3,0
1 Ağustos 2019 tarihinde eklendi
Film güzeldi eğlendim sıkılmadım. Televizyonda show tvde denk gelip izledim. Sadece jim'in bu kadar bencilce davranıp kızı uyandırmasına sinir oldum biri bunu bana yapsa isterse dünyanın en yakışıklı adamı olsun yinede öldürürdüm onu. Bide kız gidip affetti ya onu...
Sertuğ T.
Sertuğ T.

Takipçi 161 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
21 Ocak 2017 tarihinde eklendi
- Zamanın herşeyi iyileştirdfiğini söylerler - Kırık kalpleri değil. Passengers uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Ama türkiyeye geç gelmesine inat filmi ancak başka yollardan izleyebildim . Ve film iyi olmuş. Passengersı 2016 filmi sayıyorum çünkü tam 2016 nın kapanışında çıkmış bir film . Arrival ve Rogue One gibi önemli bilimkurgu filmlerinin yanında film biraz sönk kalmış bunu kabul edebiliriz. Ama genede filmin geçtiği tek yer olan geminin içi buram buram bilimkurgu kokuyor. Öncellikle Filmin Konusu : Homestad adlı bir şirket 5000 kişiyi topluyarak baskı altında olan dünyadan Homestad 2 adlı dünyanın tıpatıp aynısı olan bir koloniye götürücektir ve bu varıoş aşaması tam 90 yıldır . Bu 5000 kişi hibrenasyon odası denen yerlerdeki kapsüllerde uyumaktadırlar . Bir gün bu gemi bir astreoid e çarpar. Ve bu çarpışmanın sonucunda bir hata sonucu Jim Preston adlı bir makine mühendisi uyanır . Gemiyi arar tarar ama etrafta kimseyi bulamaz. Bu süreç içinde tabi gemi ve varış noktası hakkında yeni bilgiler edinir. Bir süre burda eğlenir . Ama kısa zaman içinde yanlızlıktan boğulur . Bu yüzden film burdan sonra " Issız Adaya düşseniz ve yanlızlıktan ölecek olsanız birini daha riske atar mıydınız " sorusunun cevabı şeklinde ilerlemekte. Jim abimiz Aurora Lane ( Jennifer Lawrence) i uyandırır. Ve ikili arasında bir yerden sonra romantik bir bağ oluşur. Ta ki Aurora gerçeği öğrenene kadar " Konu olarak bu şekilde . Romantik kısımlar çok güzel işlenmiş Jennifer gene güzelliğinden ödün vermiyor ve oyunculuğu hatsafada Chris Praat zaten Galaksinin koruyucuları ve Muhteşem yedili gibi filmlerde nasıl oyunucluklar sergilediğini biliyoruz burdada o yeteneğinden ödün vermemiş. Film bir yerden sonra ilginçliğini kaybediyor ve büyüsü bozuluyor. Sanırım yaklaşık 40-50 dakikalık süren Romantik kısım işin büyülü kısmının üstüne örtü sermiş gibi evet güzel işlenmiş bir kısım ama ilginçliği bozuyor. Filmin sonunu çok beğenmedim açık söyleyeyim. Dram konusunda çok iyi değildi en azından duyguları iyiy yansıtamamıştı belkide. Laurence Fishburne filmin yıldızıydı zaten Matrixin Morpehusu bu filmdede ustalığını gene göstermiş. Malesef senaryoya çok bir etkisi olmamakla beraber az görünüyor . Ama bu kadarı bile yeterli. Görsel Şölenlik anlar var ve bu anlar süper. Barmen Arthur çok güzel olmuş bir android olarak filmin bilimkurgu sosunda çok büyük etkene sahip Kısacası bilimkurgu olarak sönük bir film Jennifer bile istese güzelliği ve oyunculuğuyla filmi terk başına yürütebilirdi o derece güzel oynamıştı .7 "Hayatımın Aşkı"
martinscorsese
martinscorsese

Takipçi 188 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
1 Ağustos 2017 tarihinde eklendi
Bilim kurgu ve aşk filminin harmanlaşmış hali, süresi ideal oyunculuklar güzel, hikayede ki çatışma yerinde. İzleyen pişman olmaz, izlemeyen çokta bir şey kaybetmez.
snkolas
snkolas

Takipçi 68 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
28 Şubat 2019 tarihinde eklendi
Yerçekimsiz havuz sahnesi mükemmeldi.Çok aksiyonlu ve heyacanlı bir film olmasa da farklı konusu ile keyifliydi
Yesim K
Yesim K

Takipçi 1 değerlendirme Takip Et!

3,5
16 Ocak 2017 tarihinde eklendi
Bu filme giderken bence beklentiyi çok yüksek tutmamak lazım. Oyunculuk iyi, görsellik iyi, 3D efektleri abartılı değil. Ancak, beklenmedik bir "twist" ya da orijinal bir hikayesi yok. Misal New York'ta aşk yerine, tebdili mekan yapıp "uzayda aşk" filmi olmuş.
Hilda
Hilda

Takipçi 125 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
14 Mayıs 2025 tarihinde eklendi
film bilim kurgu üzerine romantizm içeriyor yani uzayda aşk filmi gibi birşey. konu olarak gerçek hayatta karşılaşılabilecek bir durum.
İki kişi ,tek mekanda çekilmesine rağmen başarılı.
Baris Ö.
Baris Ö.

Takipçi 74 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
8 Mart 2017 tarihinde eklendi
Son dönemin en çok kazanan ve en gözde iki oyuncusu Chris Pratt ve Jennifer Lawrence'i bir yapımda buluşturan Passengers konu olarak çok orjinal bir senaryoya sahip olmasa da işlenişi bakimindan bir hayli ilginç. Bunca zamandır izlediğiniz aşk filmlerinin daha çok bir uzay versiyonunu andıran yapım izlerken sizi yormuyor ve sıkmıyor ama sonunda da sizi şaşırtmıyor. Görsel kalitesinin üst düzeyde olduğu filmden konunun geçtiği uzayın ve kahramanlarımızın orada neden bulunduğuna dair kısım gerçekten ilginç ve dikkat çekici. Kısaca özetlemek gerekirse gelecekte yıldızlar arası yolculuklar başlamış ve insanlar koloniler kurmak için yeni dünyalara seyahat eder hale gelmiştir. İste bu yolculuğu yapan bir gemide uzun bir uykuda olan insanlardan Jim Preston geminin bir kaza geçirmesi sonrasında uyanmıştır. Tek uyananin kendisi olduğunu ve geminin rotasına ulaşmasına da daha uzun zaman olduğunu fark eden Jim için yalnızlık çekilmez olur ve uykuda olan Aurora Dunn'ı uyandırmaya karar verir. Sonrasında ise işler biraz daha karmaşık bir hal alır. İste bu çizgide ilerleyen film hikaye olarak bilindik önce nefret et, sonra zor olaylari birlikte savuştur ve aşık ol temelli bir aşk hikayesi. Filmin sonu hariç neredeyse hiç bir aksiyonun yaşanmadığı yapımda yine de gariptir ki hiç sıkılmıyorsunuz. Filmi izlerken kendinizi Jim Preston'un yerinde olsam ben ne yapardım gibi düşünceler ile bulduğunuz anlarda olacak. Kisacasi konu olarak ilginç ama senaryo olarak bilindik bir yapıya sahip film kendini izletmeyi biliyor. Uzayda geçen bir aşk filmi ise aradığınız farklilik işte aradiğinizi buldunuz demektir. Hele de bir sevgiliniz var ise birlikte seyredeceğiniz yapim çıktı demektir. Benim puanım 10/6
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler