Canavarın Çağrısı
Ortalama puan
3,4
36 Puanlama

7 Kullanıcı yorumları

5
1 Eleştiri
4
3 Eleştiri
3
3 Eleştiri
2
0 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Turgay Buğdacigil
Turgay Buğdacigil

Takipçi 2.431 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
1 Şubat 2022 tarihinde eklendi
Senaryosunu, aynı isimli kendi romanından (2011) uyarlayarak Patrick Ness'in yazdığı ve Katalan sinemacı J. A. Bayona'nın yönetmen koltuğunda oturduğu “A Monster Calls”, fantastik bir drama olarak geliyor karşımıza...

Gelin isterseniz Byona'nın, ağırlıklı olarak; kendisinin ilk iki filmi "El orfanato / The Orphanage" (2007) ve "Lo imposible / The Impossible" (2012) ile Guillermo del Toro'nun filmlerinde de yer almış olan teknik ekiple birlikte kotardığı bu filme biraz daha yakından bakalım...

İngiliz bir ailenin oğlu olan 12 yaşındaki Conor O'Malley (Lewis MacDougall), mezarların çöktüğü ve aynı çöküntünün oluşturduğu bir uçurumun içine, elinden tutmaya çalıştığı kanser hastası annesi Elisabeth "Lizzie" Clayton'ın da (Felicity Jones), elinden kayarak düştüğü kabus gibi bir rüyadan sıyrılarak uyanır...

Yatağından doğrulup, odasındaki pencerenin önüne doğru seğirttiğinde de saat 12.07'yi göstermektedir...

Bir başına yaptığı sabah kahvaltısını kendi hazırlayan Conor, evden çıkıp gittiği okulunda, her zamanki gibi başına ekşiyen Harry (James Melville), Sully (Oliver Steer) ve Anton'un (Dominic Boyle) zorbalıklarına maruz kalır...

Neyse...

Daha da önemlisi, evde Conor'ı annesinin hazırladığı bir sürpriz beklemektedir...

Ne midir o?

Elbette ki, tanıma şansı bulamadığı büyükbabasının sinema makinası ile gece izleyebilecekleri "King Kong" (1933) filminin makarası...

Filmden sonra odasına çıkan Conor, saat yine 12.07'yi gösterdiğinde bu kez kara kalem resimler çizdiği masasının başında ve uyanıktır...

Masasından düşerek pencerenin önüne kadar yuvarlanan kalemlerinden birinin peşinden pencereye yönelerek camı açan Conor, evlerinin karşısındaki mezarlığın tepesindeki görkemli Porsuk Ağacının; kendisine üç hikaye anlatacağını, gerçeklerden oluşan dördüncüsünü de kendisinin anlatmasını istediğini söyleyerek konuşan bir yürüyen canavara (seslendiren Liam Neeson) dönüştüğünü görür...

Bu olaydan fazlasıyla etkilenerek korkan Conor soluğu, geceyi geçireceği annesinin yatağında alır...

Sabah uyanır uyanmaz dışarı çıkarak söz konusu ağacı şöyle bir kontrol eden Conor'ı evin salonuna girdiğinde; kendilerine mutfakta çay hazırlamasını isteyen büyükannesi (Sigourney Weaver) ile kemoterapi neticesinde saçları döküldüğü için gelirken büyükannenin yanında getirdiği perukları kontrol eden annesi karşılayacaklardır...

Büyükanne'nin kendi odasına yerleşmesi sebebiyle alt kattaki bir kanepenin üzerine kıvrılarak uzanan Conor, filmin en başındaki çöken mezarlar rüyası ile saat tam 12.07'de, daldığı uykudan bir kez daha irkilerek uyanır...

Ve canavarın anlatacağı, ana kahramanlarını yaşlı bir kral, bir cadı, bir prens ve bir köylü kızının oluşturduğu ilk hikayeyi dinlemek üzere evin kapısının önüne davet edilir...

Tabii ki, diğer üç hikaye gibi bunun da ayrıntılarına girmiyoruz...

Ertesi gün okuldan eve döndüğünde Conor, annesinin tedavi amacıyla hastaneye yatırılacağı için birkaç günlüğüne büyükannesinde kalacağı ve vakti zamanında kendilerini terk ederek Amerika'ya göçmüş olan babasının da (Toby Kebbell) ziyaretlerine gelmekte olduğunu öğrenir...

Derken Conor:

Üst katında, içinde sürprizler barındıran kapısı kilitlenmiş bir odanın bulunduğu ve kimyalarının bir türlü uyuşmadığı büyükannesinin evine gönülsüzce yerleşirken; aynı evin kapısını, sevinçten havalara uçmasını sağlayan babası çalar...

Ama yalancı bahar kıvamındaki bu sevindirici duygu yoğunluğu çok kısa sürer...

Zira Amerika'da bir başka çocuğu daha olan ve Los Angeles'ta yaşayan babası, Conor'ı sadece Noel tatilinde yanına istemektedir...

Yani sonuçta Conor, bir ayağı çukurda olan annesi ile evinde istediği şekilde davranarak bir türlü rahatlayamadığı büyükannesi arasına sıkışıp kalmıştır...

Babasının bir lunaparka götürerek eğlendirip, yedirip içirmesinin ardından saat 06.00'da büyükannesinin evine bıraktığı Conor'ın, bir diğer alternatifi de; antika değerindeki duvar saatinin ayarlarıyla oynamak suretiyle zamanı, 12.07 olarak değiştirerek "hayallerinde ürettiği" dev yaratığı bu kez de, büyükannenin evine davet ederek ikinci hikayeyi anlatmasını da sağlamaktır...

Dakika 45...

43 milyon dolarlık bütçesinin önemlice bir kısmının görsel efektlere gittiğini tahmin ettiğimiz filmin geride kalanında sizleri; Conor'ın göz yaşlarının duygusal anlar da yaşatacağı, 63 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...

Eminiz, vizyona girdiği yıl sinema salonunda severek izlediğimiz bu filmi, sizler de beğeneceksiniz...

Keyifli seyirler,
Fundalina Jolie
Fundalina Jolie

Takipçi 178 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
8 Kasım 2016 tarihinde eklendi
Film, harika animasyonlar eşliğinde kurgulanan ve duygu yoğunluğu gittikçe artan bir yapım olmuş.
Canavarın Çağrısı filmi, Patrick Ness’in Siobhan Dowd'un özgün fikrinden esinlenerek kaleme aldığı aynı adlı romanının uyarlaması. Ness aynı zamanda filmin senaristi.
Filmin oyuncuları çok güçlü ve başarılı isimlerden oluşuyor. Hikayeyi ise Conor rolüyle Lewis MacDougall’ın gözünden takip ediyoruz. MacDougall küçük yaşına rağmen başarılı bir performans sergiliyor. Diğer oyunculara ise söylenecek bir söz yok.
Deniz O.
Deniz O.

Takipçi 170 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
23 Haziran 2017 tarihinde eklendi
Öyle bir an vardır ki hayatımızda; çocuk olamayacak kadar büyümüşüzdür, yetişkin olamayacak kadar küçüğüzdür... Özellikle de şartlar bizi erken olgunlaşmaya, bazı sorumluluklar almaya ittiği zamanlarda.

Bir çocuk için ebeveynler hayatta kalmak ile eşdeğerdir. Hem dışsal hem de içsel olarak onları kurtarmak için ellerinden geleni yaparlar. Eğer anne ve baba, ruhen veya fiziksel olarak orada değilse, çocuk ya “onun için” ya da “onun gibi” yapar... Boşanmış bir ailede erkek çocuk giden babanın yerini doldurur veya hasta olan bir anneye sahip çocuk, annesine bir anlamda ebeveynlik yapmaya kalkışabilir ancak onun acısını paylaşmak anneye yaklaşmak için tek seçenek gibi gözükür...

A Monster Calls filminin kahramanı Conor’ın babası yurt dışında yaşamaktadır ve ikinci evliliğinden de bir evladı vardır. Annesi ise oldukça hastadır... Anneannesi destek olmak adına onların evine gelir ancak Conor onunla pek anlaşamaz... Tüm bu yaşadıklarının üzerine Conor rüyasında dev bir ağaç kılığındaki canavar ile mücadele vermektedir.

Rüyasındaki canavar Conor’ın korkuları ile yüzleşmesine yardımcı olmaya çalışmaktadır. Ona çeşitli hikayeler anlatarak ona aydınlatmaya çalışır... Daha derin bir çerçeveden baktığımızda, Conor’ın hasta olan annesinin hastalığının bir anlamı vardır. Annesi muhtemelen aileden birini takip etmektedir... Her kişinin, her olayın ardına baktığımızda bir önceki kuşaklardan taşınan kaderler olduğu ortaya çıkar. Ortada ne failler ne de kurbanlar kalır... Sadece olan olaylar vardır... Yüzeydeki hikayeler bir masal haline gelir. Gerçek diye bağlandıklarımız erimeye başlar...

Yazının tamamı blogtadır; Tuvalet Kağıdına Notlar...
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler