MAHSUN, SEN BİR MU'CİZ* MİSİN?
Öyle ağdalı cümleler olmayacak yazacaklarım. Bu kez söylemek istediklerim bir ateş deryasındaki kıvılcımlar gibi saçılacak etrafa. Ufaktan yakacak. Bu kez, aklımın söyledikleriyle değil, dilimin ucuna gelen ile ağzıma geleni karıştırıp yazacağım. Yazıyı, makale deneme eleştiri formuna da sokmak değil gayem. Sadece bir ”yazı” olacak, bütün anlamlandırmalardan ve kategorilerden bağımsız. Okun(a)mayan mezar taşları gibi olmayacak dile getireceklerim. Bir çağlayan gibi içimde barındırdığım taşları yerlerinden sökeceğim. “Taşlar yerine oturdu mu acaba?” diye sormadan. Sadece ‘taşımacılık’ yapacağım. Siz de alın o taşları. Nereye koymak isterseniz koyun, ister gediğine koyun, isterseniz de “taş yerinde ağırdır” deyip kıpırdatmayın. Siz bilirsiniz.
Gelelim taşlara. Mermerci olmanın verdiği bilgi birikimle söyleyebilirim ki, ben taştan anlarım. Bu seferkiler pek bir sert. Mahsun nasıl olsa duymaz, boşverr söyleyelim ya, ne olacak ki! Siz her ne kadar onu sesinin tınısıyla ya da o hazin hikayeli filmleriyle tanımış olsanız da; “Mahsun” “Mahzun” yani “üzgün, üzülmüş” demek değildir. O, aslında adının tam anlamıyla “sarp, sağlam ve kuvvetli” demektir. Bu da bir “taş gibi” olma durumunu ifade eder. Atılan ya da atılacak olan taşlara karşı dirayeti gerektirir, ama nedense hiç taş atılmaz ona. Taş atmak, bilirsiniz, biz de birilerine dokunacak bir söz söylemek demektir. Ancak, duyamıyorum. Bu da beni kızdırıyor.
Son zamanlarda moda oldu kötüye iyi payesi vermek. Nişânesi bol çoook kötümüz(!) var. En çok da sinemada. Hani ben biraz zor beğenirim. Beğendiğimde de öve öve bitiremem. Bu sinema da böyledir, edebiyatta da, ha bir de aşkta da. Gerçi aşkta “değerbiçiciliğim” biraz bonkördür ama, n’apalım işte benim de aşil topuğum bu.
“Yazıya bak” “sadede gel” diyenleri duyuyorum. Ama ben baştan söyledim zaten. Böyle çabuk çabuk konuşuyormuşum gibi yazıyorum. Eğer sıkılırsan okuma, aç bir telefon, hem de ne zamandır aramıyorsun beni. Mahsun’un filmi “Mucize” hakkında konuşuruz. “Abi cidden nasıl da kötüydü” diye söze başlayıp, “Dramatik komedi miydi?” o diye falan bir önemsiyor gibi yapma halleri içine gireriz. “Puhahah” diye kahkahayı basmak da cabası olur. Bir taraftan da filmi yere göğe sığdıramayanlara çamur atarız. Tamam Mahsun’a taş atıcaz da, diğerlerine çamur atmanın böyle bir gururunu yaşarız işte, ne var bunda canım ( Gülücük bile kullandım yazımda, iyice suyunu çıkardım )
Arkidişler bu filmde ne buldunuz allasen? diye soruvecen indi. Gereksizce bir ayrıntı olan yakışıklı Talat abi’mizin ege şivesiyle konuşmasını mı beğendiniz. Yoksa, o birbirinden beter hangi yöreye ait olduğu bilinmeyen bozuk Türkçeler mi espriliydi? Mesela o dağ köyünde 60’lı yıllarda kocakarıların bile Türkçe biliyor olması ve muallim beyle sohbet etmeleri ne kadar gerçekçiydi, değil mi? Gülüyorum sadece. Hani hep gerçek hikayeler hoşumuza gidiyor ya. E bu da öyleymiş. Hep masalsılaştırıyorsunuz ya gerçeklikleri. Gerçekliği neden bize olduğu gibi yansıtamıyorsunuz, anlamıyorum. Al sana güzel bir konu. Bunu öyle işlemene, süslemene gerek yok. Tamam hayatın kendisinde hiç mi yok komedi? Var. Gülümseme? O da var ama olmamış işte. O dişler de olmamış, o şaşı gözler de olmamış. Şiveler hiç olmamış. Şive vermeyin ya, bırakın düzgün bir Türkçe ile konuşsunlar. Ha çok mu gerçeklik vereceksin. Bırak Zazaca konuşsunlar. Aralara serpiştirmişsin işte, ama olmamış. Lezzetli olmamış. Keyif vermiyor. Ya o kız isteme törenindeki absürtlük. Bu mu yani yörede kız istemenin usulü. Komedileştirmişsin belli ki, ama olmamış. Kur’an’ın bilmem kaçıncı ayetinin adı nedir? sorusuyla yöredeki dinselliği ön plana çıkarmaya çalışmışsın, bu bana geçmedi. Sonra, yine gelin olacak kızların olmazsa olmazı yemek pişirebilme yeteneklerini “Kuru Fasülye” tarifiyle taçlandırdığını zannetmişsin ama olmamış. Ya sen bu filmdeki yörenin Palu olduğunu söylüyorsun da, Palu nereee, kuru fasülye neee? Kel alaka. Gömme(löl), sırın, kalla, kufteye dekerdî, ayran çorbası, germîya doyine, malêz, lopik, pılık gibi yöresel yemekler varken, sen bamya, kuru fasülye sayıyorsun. Oooo senle işimiz var. Daha en baştan yöreye ait kültürel öğeler bilinmiyor. Ha bir de kadınların kıyafetleri. Mahsun, sen Palu Zazalarına Şırnak ve Mardin esintileri getirmişsin be gülüm. E tabi o dönemde moda çok önemli. Bu ayrıntı kaçmazdı. Eşkıyaya ne demeli peki? Onlar da modayı takip ediyorlar. Hatta Cemilo’n Hercule’e özenmiş olmalı, neyseki malzemeden çalmışsın da, kaplan postu giydirmemişsin. Biraz gerçeküstücülük var sende, anlamadım değil hani!
Ha bir de, EŞKIYA önemli. Onu bir göklere çıkarıyorsun alttan alttan, sonra da birden bire ehlileştiriyorsun. Hem de devlet eliyle. Eşkıya hem devletin daha okulu olmayan köyüne okul yapıyor; bir taraftan ağalık sistemine karşı çıkıyor. Ne güzel! Ama öte yandan da, bak ama suç bu, teslim ol diyorsun. Hem nalına hem mıhına durumları yani Her nabzı şerbetlendirmekten 10 aldın bak, bu kıyağımı da unutma, otur!
Kadron iyi, ama oynayamamışlar. Onların suçu değil, belli ki senle alakalı bir durum. Kadronda tek bir oyuncu gördüm, ustalıkla kendisine biçilen rolü başarmış. Aziz karakterini canlandıran Mert Turak. Kendisini tebrik ediyorum. Rolünü çok başarıyla oynamış. Zaten herkes o yüzden sevdi filmi anladın mı? Senin yapamadığın ortaya koyamadığın senaryo, kurgu, teknik vs. ne varsa hepsi Mert Turak’ın başarısı. Hepsi o çocuktan dolayı. O çocuk kaça anlaştıysa, ona 10 katını vermelisin bak. Bir de ben çocuk oyuncu seçimlerini beğendim. Belli ki, filmin çekildiği yörelerdeki çocuklar onlar. Ama sen hiç farketmedin mi? Hepsinin kalemi aynı renk. Tamam. Farzedelim ki bu olur, ya peki hepsinin aynı uzunlukta olması. Bunlar küçük detaylar filan falan değil. Yapacaksın kardeşim. Sen git Menemen ve Foça’da çekilen sahnelere gereksizce o kadar para harca, sonra biz de susalım, bunları söylemeyelim. Herşey çok güzeldi deyip, alkışlayalım öyle mi?
Velhasılkelam ,daha çok atacak taşlarım var cebimde, ama şimdi senin de kafanı kırmayalım. Gerçi şimdi sende kafa kalmamıştır. Göt şişmesinden dolayı tek parçasındır. Doğruya doğru, beğenmedim. Görsellik desen verememişsin. Anafikrin iyi, ama senaryolaştıramamışsın. Kurgun zayıf. Duygusallığı o sürekli yüksek tonla verdiğin müzik ile yapmaya çalışmışsın, olmamış. Kahkalar filan hep piçce(!) söylenmiş repliklere geldi. Hele fragman. Ağzımı bozucam biraz ama maşallah “ şişir sok(abazalığa son) cinsinden, anlayan anladı.
Beğenenler neyi beğendi bana bir söylesinler, hatta ikna etsinler. Ben de bir rahatlayayım, şu toplumun beğeni skalasını bi çözeyim.
*mu'ciz: insanı aciz bırakan iş, Argoda: Uyuz, gıcık
Sevgiler,
Muraz Miraz Arslan
12/01/2015