En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.429 değerlendirmeler
Takip Et!
3,0
19 Şubat 2021 tarihinde eklendi
Senaryosunu Benjamin August’ın kaleme aldığı “Remember”, yönetmen koltuğunda Atom Egoyan’ın oturduğu gizemini sonuna kadar korumayı becerebilen gerilim dolu bir drama...
2015 yılında çekilmiş olan bu filmi, 5 Şubat 2021 tarihinde yani tamı tamına bundan on dört gün önce hayatını kaybetmiş olan 1 Academy, 1 Golden Globe, 2 Primetime Emmy ve 1 BAFTA ödüllü usta oyuncu Christopher Plummer’ın anısına yorumlamak istedik...
Umarız yazdıklarımızı okuduktan sonra bu filmi, bugüne kadar fırsat bulup da izlememiş olanlar da izlerler...
Gelin isterseniz Auschwitz Toplama Kampı Blok Liderlerinden (Blockführer) Otto Wallisch’in yakalanarak ortadan kaldırılma mevzusunun anlatıldığı bu “yol hikayesine” biraz daha yakından bakalım...
Demans hastalığının pençesine düşmüş olduğu için karısı Ruth’un öldüğünü dahi anımsayamayan doksan yaşındaki Zev Guttman (Christopher Plummer) ile Auschwitz’de kendisi gibi Yahudi tutsaklardan biri olan Max Rosenbaum (Martin Landau), New York’daki bir yaşlı bakım evinde birlikte kalmaktadırlar...
Bakıcısı Paula’nın (Kim Roberts) kahvaltı için yemek salonuna götürdüğü Zev’in masasına yanaşan tekerlekli sandalyedeki Max ona, Ruth öldükten sonra yapmaya söz verdiği şeyi hatırlayıp hatırlamadığını sorar...
Elbette ki yanıtı hayırdır...
Nasıl hatırlasın ki zaten...
Fakat Max’e göre bu hiç de önemli değildir...
Zira Max, Zev’in yapmayı planladığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak not ettiği gibi yola çıkacağı zaman bir el rehberi olarak kullanabileceği talimatlar da içeren bu mektubu bizzat Zev’in kendisine teslim edecektir...
Peki, nedir bu kadar önemli olan bu görev?
Tabii ki de Rudy Kurlander sahte adını kullanan “gerçek” SS Otto Wallisch’i teşhis ederek yakalamaktır...
Neden mi “gerçek” dedik?
Zira Nazi avcısı Simon Wiesenthal’in iddiasına göre savaş sonrasında bu adı kullanarak yargılanmaktan kurtulmak üzere Almanya’dan Kuzey Amerika kıtasına kaçan dört Alman bulunmaktadır...
Neyse...
Bakım evinden gizlice ayrılarak Cleveland’a doğru yola koyulan Zev, trende kardeşleriyle yolculuk yaparak babasını (Duane Murray) görmeye giden küçük Tyler (Peter DaCunha) ile tanışır...
Bu arada aniden ortalıktan kaybolan babası Zev için polise de başvurmuş olan oğlu Charles (Henry Czerny) oldukça endişelidir...
Trenden inen Zev, istasyonda bir sürücü (Patrick Haye) tarafından karşılanır ve önce satıcının (James Cade) önerdiği Glock 17 marka bir tabanca alacağı bir silah dükkanına ardından da kalacağı otele götürülür...
Odasına yerleşir yerleşmez tüm organizasyonları ayarlayan Max’ten bir kontrol telefonu gelir...
Ne de olsa Zev’in aklı gidip gidip gelmektedir...
Ertesi sabah Zev, ilk Rudy Kurlander’ın (Bruno Ganz) evine gider...
Ancak o Auschwitz’de değil Kuzey Afrika cephesinde Erwin Rommel’in emrinde savaşmıştır...
Yani aradıkları kişi değildir ve bunu Max’e de bildirir...
Sıradaki Rudy Kurlander’i (Heinz Lieven) bulmak üzere Zev bu kez, Kanada’daki bir yaşlı bakım evine gider ama o da eşcinsel olduğu için Auschwitz’deki tutsaklar arasında yer almış olan bahtsızlardan biridir...
Bitti mi?
Olur mu hiç...
Dakika henüz 34...
Geride sizleri, iki tane Otto Wallisch adayı Rudy Kurlander ile sürprizlerle dolu “ters köşe” bir finalin de yer aldığı 60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor...
Oyunculuk iyi. Senaryo idare eder. Ancak Hollywood'un bu bitmeyen nazileri öldürme ve 2.dunya savaşı mağduriyetinden nemalanma işleri bitmiyor. Bu film de bu durumdan nasibini almış...
Dram ağırlıklı ve yavaş ilerleyen, Nazi - Yahudi içerikli ancak farklı konusu olan orta şeker filmdi. Ne olacak diye merakla beklerken kendini izlettiriyor. Filmin sonunda ise tahmin edilemeyecek kadar tam bir ters köşe.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.