En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
ORHAN SANDIKCI
454 değerlendirmeler
Takip Et!
4,5
23 Aralık 2025 tarihinde eklendi
Gerçek bir olaydan alıntı yapılan Lion; Tam bir duygu seli. Dramı sonuna kadar hissedeceğiniz, göz yaşlarınıza hakim olamayacağınız bir baş yapıt olarak karşımızda. Aday olduğu ödülleri hak eden bir filim. Bulunduğu dönemin güzel yansıtıldığı, içler acısı bir yaşam mücadelesi ve 25 yıl sonra gelen kavuşma anı. Çocuğun oyunculuğuna da bayıldım doğrusu rolünü çok güzel oynamış. Bu çocuklara kanat açan, yaşam veren o güzel insanları da kutlamak gerek, helal olsun. Ben filmi çok beğendim. Tavsiye ederim, mutlaka izleyin ve izlettirin.
Harika bir filmdi yapimcilarin ve emegi gecen herkese tsk ederim hic kalkmadan izledim ve tekrar izledim hatta bazi bolumlerde hungur hungur agladim allah butun cocuklarin yaninda olsun hic bir cocuk annesiz kalmamali
dünyanın en iyi filmlerinden biri benim için. senaryosu,oyunculuk,atmosfer,kurgu her şeyi mükemmel. Her izlediğimde ağlarım emeği geçen herkese teşekkür ederiz KESİNLİKLE İZLENMELİ!!!!!!!!!!
gerçek hikaye kaybolan hintli çocuğun 25 yıl sonra öz annesini bulma hikayesi.. Sürükleyici.. Sonu biraz daha kısa olsa etki daha da artardı, sonlarda bazen sıkıyor inceden.. Genede güzel bir film olmuş..
Muhteşem bir hayattı..( filmdi kimine göre ama yaşanmış bir hayat izledik) en çok beni etkileyen ise filmin ve hayatın asıl kahramanlarının o erişilmez düşüncesi oldu. Avustralyalı bir çiftin filmde geçen cümlesi'" Babanıza bu yüzden aşık oldum. Çocuk istemeyen bizdik. Bir çocuk dünyaya getirsek onun hayatını ne kadar güzelleştireceğimizin garantisi yoktu ama biz sizin gibi sorunlu çocukları seçerek hayatlarına dokunmak istedik." Ve insana bunca çocuk kaybı ve her türlü istismarın yaşandığı dünyamızda fütursuzca çoğalmak yerine, kedi sahiplenir gibi herkes bu düşüncede bir çocuğun hayatına dokunsa gelecek o zaman daha güzel olur mu acaba diyesi geliyor. Film güzel çok şükür ki Lion için mutlu bitiyor sonu.. keşke her çocuk öyle şanslı olsa.. izleyin. En azından yaşanmış hayatlara gözlerimizle temas etmek de güzeldir. Bir şey kaybettirmez her zaman kazandırır.
Film gerçekçi bir hayat hikayesi olmakla beraber mükemmel oyunculuklar la beraber içinize işleyen bir duygusallık la harmanlanacak.. bence mükemmel bir filmdi..
Hikaye gerçek, üzücü bir hikaye. Ama filmi bitirene kadar can verdim diyebilirim. O kadar yavaş, o kadar durağan bir filmdi ki bir çok yeri atlayıp atlayıp geçtim. İzlenmeye değer mi
Senaryosunu, filmin başrol karakteri Saroo Brierley’in Larry Buttrose ile beraber yazdığı otobiyografik “A Long Way Home” (2013) isimli kitabından uyarlayarak Luke Davies’in kaleme aldığı “Lion”, yönetmen koltuğunda oturan Garth Davis’in ilk uzun metrajlı sinema filmi…
“İki farklı oyuncu kadrosu” ile birbirleriyle bağlantılı “iki değişik hikâyenin” anlatıldığı bu biyografik drama, 1986 yılının Khandwa Hindistan’ında başlıyor…
Beş yaşındaki Saroo (Sunny Pawar), ağabeyi Guddu (Abhishek Bharate), kız kardeşi Shekila (Khushi Solanki – Rohini Kargaiya) ve taş ocağında çalışan annesi Kamla (Priyanka Bose) ile birlikte yaşamaktadır…
Son derece yoksul olan ailenin Guddu’nun bir gece işinde yük taşıyarak kazandığı paraya da ihtiyacı bulunmaktadır…
Annelerinin haberi ve izni olmamasına karşın kardeşinin ısrarına dayanamayan Guddu, çalışmak üzere onu da yanında götürür…
Saroo çok küçük iş de bir gece işi olduğu için normal olarak Saroo’nun uykusu gelir ve indikleri tren istasyonundaki bir bankta uyuyakalır…
Guddu’nun giderken, “Buradan ayrılma!” diye tembihlemiş olmasına rağmen Saroo biraz dinlenip kendine geldiğinde, ağabeyini aramaya koyulur…
Koyulur, koyulmasına da…
Guddu’nun adını seslenerek şaşkın şaşkın gezinirken perondaki bir trene biner ve bir kez daha uyuyakalır…
Uyandığında artık o, Khandwa’dan 1.600 km doğudaki Kalküta, Doğu Bengal’e doğru yol almakta olan bir trenin içindedir…
İşin daha da kötüsü bölgede konuşulan Bengalceyi hiç bilmemesidir…
Böylelikle kimselere, derdini de anlatamadığı gibi dımdızlak ortalıkta kalmıştır…
Geceyi bir alt geçitteki diğer kimsesiz çocuklarla geçirmeye kalkar ama orada çocuk tacirlerinin saldırısına uğramasının ardından kaçarak canını zor kurtarır…
Evine yayan dönmek üzere tren yoluna çıkan Saroo orada, bambaşka niyetlere sahip güler yüzlü Noor’a (Tannishtha Chatterjee) rastlar…
Karnını doyurduğu gibi yıkanarak temizlenen Saroo’nun da bulunduğu Noor’un evine sabah, Rama (Nawazuddin Siddiqui) gelir…
Bir tuzağa düşürülmek üzere olduğunu fark eden Saroo, oradan da kaçar…
İki ay sokaklarda sürünen Saroo, 1987 yılında kendisini evlat edinecek Avustralyalı Sue (Nicole Kidman) ve John Brierley (David Wenham) çifti ile tanışmasına vesile olacak olan bir çocuk bakım evine gönderilir…
Bir yıl sonra aralarına Mantosh’da (Keshav Jadhav – Divian Ladwa ) katılır…
Ve…
Bu ilgi çekici hikâyenin ikinci bölümü yirmi yıl sonrası ile devam eder…
Bundan sonrasında Saroo’yu Dev Patel canlandırırken, mevzuya Saroo’nun sevgilisi Lucy’de (Rooney Mara) dahil olacaktır…
Elbette pek çok sorunun yanıtlanacağı, Dev Patel ile senarist Luke Davies’in birer BAFTA Ödülü kazandıkları filmin, temposunda ciddi anlamda “frene basıldığını” hissettiğimiz gerisi her zamanki gibi tamamen sizlerde…
Gerçekten çok güzel bir filmdi başından sonuna kadar sıkılmayacağınıza emin olabilirsiniz, sonunda duygulanmamak elde değil gerçekten zaman kaybetmeden izleyin derim.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.