Buğday
Ortalama puan
3,2
42 Puanlama

12 Kullanıcı yorumları

5
5 Eleştiri
4
3 Eleştiri
3
1 Eleştiri
2
1 Eleştiri
1
1 Eleştiri
0
1 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Amir Han
Amir Han

Takipçi 452 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
3 Aralık 2017 tarihinde eklendi
Semih Kaplanoğlu'nun üçlemelerini izlemiştim. Bu film her ne kadar post apokaliptik tarzda çekilmiş olsada jenerikte onun ismini görmesek de onun çektiğini anlıyabiliyoruz. Kendine has bir çekim tekniği var.
Bu filmde hikaye olarak sanki bir Hızır ile Musa durumu var. (Cemil ve Erol'un yolculuklarında).
Film; doğanın bitirildiği noktada iki bilimadamının yeniden insanoğlunun yaşamsal yiyeceği olan tahıllardan buğdayın tekrar devreye sokulmaya çalışıldığı sekanslardan oluşuyor.
Film yavaş tempoda ilerliyor fakat anlatmak isteğini izleyiciye aktarmada bir sıkıntısı yok.
Tahıl ve et üretiminde kendi kendini besleyebilen bir ülkeyken şimdilerde ithalatla kendimizi besleyebilme konumuna düştüğümüz şu günlerde bu film daha bir ilgi çekici ve ibretlik.
Mutlaka izleyin toprağın ve tohumun önemini kavrayalım.
mumillica
mumillica

Takipçi 52 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
28 Nisan 2018 tarihinde eklendi
Semih Kaplanoğlu' nun yedi yıl sonra çektiği Buğday (Grain) filmi, ele aldığı konu itibariyle post-akopoliptik bilim-kurgu türe yakınlığı olması ve İslami referansların, tasavvufi yaklaşımın işlenişi ile benim için Türk sineması adına şimdiden milat bir filmdir. Ülkeler arası sınırların artık olmadığı, büyük şirketler tarafından korunan topraklar ve dışında kalan ölü topraklar olarak ayrımlaşmanın yaşandığı, teknolojinin oldukça ilerlediği belli olmayan bir zamandayız. Verimli topraklar toplanıp belirli alanlarda korunmaktadır ve buralarda ekin yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bu ekin alanları çok büyük elektrik kuleleriyle korunmaktadır. Alanın dışı ise, insan dışı canlı varlıkların yok denecek kadar az olduğu, asit yağmurlarının yağdığı, salgınların ise kol gezdiği bir dünyadır. Yönetmen günümüz dünyasının en büyük tehlikelerinin gerçekleştiği bir dünya kurarak bu tehlikelerin ne kadar ciddi bir boyuta ulaşabileceğini gösteriyor. Açılışla beraber kurulan atmosfer ve görüntü yönetimi oldukça üst düzey. İncelikli bir iş olarak sizi hemen etkisi altına alıyor. Şirketin profesörlerinden Erol, her seferinde başarısız olunmasından, başka bir anlam çıkararak, daha önce bu konu ile ilgili tez yazan Cemil' i bulmak için ölü topraklara yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukla beraber film başka bir türe evriliyor. Bilim-kurgu olarak akan hikaye, içsel bir arayış hikayesine dönüşüyor. Kuran-ı Kerim' de yer alan Kehf suresinde geçen Hz. Musa ile Hz. Hızır' ın kıssası üzerinden ilerleyen hikaye, anlatımı ve biçimi olarak kendine has bir özgünlüğe sahip. Tabiki burda Kaplanoğlu' nun özgü stili kendini belli ediyor. Tarkovsky' nin Stalker filmi ile benzerlikler bulunması ve filmde geçen karakterlerden birinin isminin Andrei olması da yönetmenin hayranlığının bir göstergesi. Kıssada geçen tüm olayları hikayeye göre izliyoruz. Bir nevi derviş yolcuğu da diyebiliriz. Erol bu yolda Cemil' in mürşitliğinde seyri sülük ediyor. En belirgin anlatım dergah sahnelerinde yer alıyor. Hakikata ulaşmak - filmin içinde M maddeciğine - için insanın kendini araması, buğdayın içindeki çizgi misali her şeyin birliğe ulaşması gibi tasavvufi söylemler somut bir şekilde karşımıza çıkıyor. Soyut olarak yer alan söylemler ise seyirci tarafından bulunmayı bekliyor. Filmin siyah beyaz olarak çekilmesi, farklı soylardan insanların filmde yer alması, film dilinin ingilizce olması biçim bakımından filme pozitif etki ediyor. Filmin tüm seyircilere hitap etmemesi ise en büyük dezavantajı olarak görülebilir. İnanç olarak zayıf kişiler ya da inançsız kişiler filme zaten bir önyargıyla yaklaşacaktır ki inanç konusunda kendilerine yapılmış bir müdahale gibi gelecektir. Bu nedenle o grubu içine çekememesi o gruba hitap edememesi eksi yönü. Semih Kaplanoğlu' nun filmografisi içinde yer alan bu inanç meselesi genellikle hep bulunmayı beklerdi fakat Buğday ile artık gözümüzün önünde. Belki birçok seyirci bu parçaları bulmayı yeğleyebilir ama kendi açımda bunu göz önünde izleyip tasavvuf metinlerini arayıp bulmak daha hoşuma gitti. Buğday' ı kesinlikle izleyin. mumillica.net
AKIN ŞENEL
AKIN ŞENEL

Takipçi 22 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
25 Aralık 2024 tarihinde eklendi
Siyah ve beyaz bir dünya. Ne bir renk ne bir umut. Semih Kaplanoğlu'nun Buğday filmi, insan ile doğa, bilim ile inanç, yaşam ile ölüm arasındaki ince sınırları sorgulatan, izleyiciyi varoluşun derin karanlıklarına çağıran bir yapıt. Film, modern insanın doğadan kopuşunu, hem fiziksel hem de manevi boyutlarıyla ele alarak, bu yabancılaşmanın bireysel ve toplumsal sonuçlarını sorgular.

İnsan ve Toprak Arasındaki Kopuş
Filmde toprak, yalnızca bir üretim alanı değil, ulaşılması güç bir kaynak hâline gelmiştir. Tarım, laboratuvarlara taşınmış, doğa insana yabancılaşmıştır. Toprağın çoraklaşması, insanın doğaya verdiği zararların ve kendi köklerinden uzaklaşmasının bir göstergesidir. Toprak, aynı zamanda insan için manevi bir bağın sembolüdür. Cemil’in buğday tohumlarını arayışı, sadece fiziksel değil, manevi bir arayışın temsili olarak dikkat çeker. Film, insanın doğadan kopuşunun yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ruhsal bir çöküşe neden olduğunu açıkça ortaya koyar.

Teknolojinin doğayla olan bağı koparma süreci, insanın doğaya hâkim olma çabasının bir sonucudur. Ancak bu çaba, doğanın özerkliğini geri kazanmasına ve insana karşı direnç göstermesine yol açmıştır. Filmde, buğdayın yeniden keşfi, kaybedilen bağların yeniden kurulması için bir dönüşüm umudu taşır. İnsan ve toprak, birbiriyle uyum içinde olmadıkça, ne fiziksel ne de manevi bir dengeye ulaşılabilir.

Siyah-Beyazın Gücü
Filmin siyah-beyaz estetiği, modern dünyanın duygusuz, steril ve yapay yapısını vurgular. Renklerin eksikliği, insanın ve doğanın kaybolan canlılığını simgeler. Siyah ve beyazın zıtlıkları, insanın varoluşsal çatışmalarını ve doğayla olan bozulmuş dengesini gözler önüne serer. Bu tercih, filmi zamansız bir boyuta taşıyarak, hikâyeyi evrensel bir mesaj hâline getirir. Siyah-beyaz dünya, hem insanın manevi kuraklığını hem de doğanın fiziksel çoraklığını güçlü bir şekilde yansıtır.

Sessizlik: Modern Dünyanın Çığlığı
Filmde sessizlik, insanın doğayla ve kendisiyle olan bağının kaybını ifade eden bir araçtır. Diyalogların azlığı ve minimal ses kullanımı, modern dünyanın anlamsız gürültüsüne karşı bir tepki niteliğindedir. Cemil ve Erol’un yolculuğunda sessizlik, karakterlerin içsel hesaplaşmalarını ve manevi arayışlarını görünür kılar. Aynı zamanda, doğanın sessizliği, insanın zararlarına karşı verdiği suskun bir çığlık olarak hissedilir. Sessizlik, yalnızca bir boşluk değil, karakterlerin dönüşüm yaşadığı bir meditasyon alanıdır.

Modern Dünyanın Eleştirisi
Buğday, modern dünyanın insanı doğadan, diğer insanlardan ve kendinden uzaklaştıran sistemini güçlü bir şekilde eleştirir. Tarımın ve doğanın endüstrileşmesi, insanın doğayla olan bağını koparmış, onu yalnızlaştırmıştır. Film, bireysel ve toplumsal yalnızlığı işlerken, tüketim kültürünün insanı ve doğayı nasıl sömürdüğünü açıkça gösterir. Doğanın tüketilmesi, sadece çevresel bir kriz yaratmaz; aynı zamanda insanın ruhsal çöküşüne de neden olur.
Film, umutsuz bir atmosfer yaratırken, Cemil’in buğday tohumlarını arayışı bir umut ışığı sunar. Bu arayış, yalnızca fiziksel bir kurtuluş değil, aynı zamanda manevi bir dönüşüm çabasıdır. Kaplanoğlu, doğayla yeniden bağ kurmanın, modern dünyanın yarattığı bu krizden çıkışın anahtarı olduğunu vurgular.

Yeniden Doğuşa Çağrı
Buğday, insanlığın bir kırılma noktasında olduğunu açıkça ortaya koyar. Modern yaşamın yarattığı kaos ve tüketim kültürünün tahribatı, insanı ve doğayı çoraklaştırmıştır. Ancak film, bu kırılmanın bir yeniden doğuşa dönüşebileceğini ima eder. Cemil’in buğday arayışı, insanlığın özüne dönme çabasının bir sembolüdür. Bu yeniden bağlanış, yalnızca fiziksel değil, manevi bir dönüşümle mümkün olabilir.

Kaplanoğlu’nun mesajı açıktır: Doğaya ve kendimize dönmeden, insanlığın anlamını yeniden bulması mümkün değildir. Film, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak, kendi hayatını ve bu kriz içindeki rolünü sorgulamaya davet eder. Buğday, modern dünyanın eleştirisini yaparken, insanlığın yeniden bağ kurma ve özüne dönme gerekliliğini güçlü bir şekilde hatırlatır.
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler