Bize verilen hayat planı oldukça standart ve planlıdır. Demir parmaklıklı bir hapishaneyi andıran yatağımızla beraber bir çok konuda yönlendirilmeye başlarız. Derken anne, baba, çevre ve okul ile koşullanma ve kopyalama devam eder. Bu verimli bir şekilde çalışıp, bedeni hayatta tutmayı hedefleyen zihin için kolay adapte olacağı bir durumdur. Beynimiz, otomatikleşmiş her türlü davranışı yeni olanlardan daha az enerji harcayarak yapar. Değişikliğin olmaması onun güven ihtiyacını da karşılamış olur. Ancak içimizde başka bir şey merak içindedir; her şeyi sorgulamak ve içinden gelen, ona haz veren şeyleri yapmak ister... Bu kesinlikle zihin değildir. Oysa ki, sistem hiç bir zaman sorgulamayı sevmez. Bizlerin, belirlenmiş alan içerisinde dolaşmasını ister...
Bu bilgi çağında, gereksiz bilgi ile o kadar gömülmüşüzdür ki, en temel soruları sormayı akıl bile etmeyiz... Her şeyi bildiğimizi düşünürüz. Geçmiş bilgi ve deneyimlere dayalı düşünceler ve duygular hayatımıza hakimdir. Bildiğimizin doğru olduğundan emin olabileceğimiz tek şey vardır; o da var olduğumuzdur.
Swiss Army Man, ıssız bir adada intihar etmek üzere olan bir gencin, kıyıya vuran diğer bir gençle olan karşılaşmasını konu alır. Bu diyaloglarda genelde sorgulanmayan konular vardır. İlk temel soru ise; “Biz kimiz?” dir.
“Bu sensin. Bu da senin bedenin. Burada da beynin var. Burası bir şeyler hatırlayacağın yer. İnsanlar bu duruma gelebilmek için milyonlarca yıl evrimleşti. Tüm bu şeyleri yapıyoruz, bu hayatta kalmamıza yardım ediyor. Yani öyle sayılır...”
Bizlere öğretilen en büyük illüzyonlardan birisi bireyselliktir. Hatıra, yani bellek, yani beyin ile özdeşleşmiş bireyler olarak hep karşılaştırma yolu ile düşünür ve karşıtlıklarla öğreniriz. Olmamız gereken ile olduğumuzu düşündüğümüz şey arasındaki fark zihnin içinde strese yol açar. Bu sebeple olduğumuzu şeyi ne olmadığını keşfetmekten ziyade uyum sağlamaya çalışırız.
Mutluluk
“Gezegende yaşayan 7 milyar insan var. Oraya buraya koşan, göz kırpan, nefes alan ve yemek yiyen insanlar. Sen de onlardan biriydin. Muhtemelen mutluluğu arıyordun. Herkesin yaptığı şey budur. Seni mutlu edecek birini ararsın. Bir arkadaş, bir sevgili ya da bir köpek. Bazen de hayatının geri kalanını geçirmek isteyeceğin o insanla karşılaşacak kadar şanslı olursun. Buna da aşk derler...”
Tüm bu plan rekabete dayalı bir ödül sistemi ile desteklenmektedir. Acıdan kaçınan zihin, arzularının peşinde koşar. Buna da ‘mutluluk’ der... Hep bir mutluluk hikayesi peşindeyizdir. Öte yandan, zamana tabi olan her şey başlar ve biter. Acı da, mutlulukta da... Olumsuz duygular ve yönler ile yüzleşmedikçe, bu kısımları bastırır,sahte yaşamlar peşinde koşarız. Her gıdım mutluluk bir süre sonra etkisini yitirir ve daha fazlası için uğraşmaya başlarız. İşte, kısır döngü böyle çalışır.
Yazının tamamı blogta...