Hesabım
    Disobedience
    Ortalama puan
    2,9
    8 Puanlama ve 3 Eleştiri
    dağılımı 3 Eleştiri notla
    0 Eleştiri
    0 Eleştiri
    2 Eleştiri
    0 Eleştiri
    0 Eleştiri
    1 Eleştiri
    Disobedience hakkında görüşlerin ?

    3 kullanıcı eleştirisi

    Alp T.
    Alp T.

    Takip Et! 283 Takipçi 441 Eleştirisini Oku

    3,0
    1 Mayıs 2018 tarihinde eklendi
    Yönetmen Sebastián Lelio, Gloria ve A Fantastic Woman'dan sonra arka arkaya üçüncü defa kadınların merkezde olduğu yeni filmi Disobedience ile karşımıza çıkıyor. Disobedience, babasının beklenmedik ölümü üzerine cenazesine giden Ronit (Rachel Weisz)'in burada kardeşi Dovid (Alessandro Nivola) ile çocukluk arkadaşı Esti (Rachel McAdams) ile buluşmasıyla başlıyor. Kısa bir süre sonra ise Ronit, Dovid ile Esti'nin aslında birbiriyle evli olduğunu öğreniyor. Fakat bütün bunlar olurken de Esti ile Ronit arasında kimsenin tam olarak anlayamadığı bir kimya vardır.

    Bu konuda Leilo, karakterlerini ve aralarında olan bağlantıları alışılmışın dışında bir şekilde tanıtmayı tercih ediyor. Filmde Ronit'in Esti için önemini ve Dovid ile Esti arasındaki evliliğin iç yüzünü öğrenmemiz biraz zaman alıyor. Bu esnada oyuncuların performansları ortada derin bir mazinin olduğunu ve karakterlerin içinde bulunduğu durumun sıradan olmayışını gözler önüne sermeyi başarıyor. Bu tarz filmlerde yönetmen, hikayeyi seyirciye anlaşılır kılabilmek için diyaloglar arasına seyirciye açıklayıcı cümleler yerleştirmeye ya da direk sesli anlatımla olanları anlatsa de, Leilo bunlara girişmiyor bile. Bu sayede film ilgi çekici yapısını korumayı başarıyor. Örneğin bütün fragmanlarda, hatta filmin posterinde bile Esti ile Ronit arasında bir aşkın yaşanacağı belli olsa da, film esnasında bu konu açıklığa kavuşmasına rağmen etkisini korumayı başarıyor.

    Leilo'nun bir önceki filmi A Fantastic Woman, sevgilisinin ölümü üzerine yas tutmaya çalışan trans bir kadının çevresi tarafından gördüğü baskıya odaklanıyordu ve Leilo bunu sadece ana karakter için değil, aynı zamanda seyirci için de bir kabus haline getirmeyi başarıyordu. Fakat şaşırtıcı derecede Disobedience, bu etkiyi belli bir miktarda azaltmayı başarıyor. Evet, filmde iki kadın arasında geçen yasak bir aşk ve Yahudilik dininin getirdiği sert kurallar gibi temalar olmasına rağmen, film bunların hiçbirini seyircinin gözüne sokmaya veya gereksiz yere ana karakterleri ayırmaya çalışan kötü adamlar yaratmaya çalışmıyor. Örneğin din konusu, ana karakterlerin baş etmesi gereken bir kötülükten ziyade sadece içinde bulundukları atmosferi etkileyen bir şey olarak işleniyor.

    Üstelik filmin bu konuları sert ve baskıcı bir şekilde anlatmasına gerek bile kalmıyor çünkü görsellik bakımından, Disobedience son derecede çarpıcı. Leilo'nun son filmi A Fantastic Woman'ın taşıdığı hayal gibi sahneler, renkli kıyafetler ve farklı mekanlardan sonra Disobedience'ın sadece belirli mekanlarda geçmesi ile taşıdığı klostrofobik yapı ve siyah-gri renklerin hakim olduğu renk paleti, filmin abartıya kaçmadan gerçekçi bir şekilde ilerlemesine yardımcı oluyor.

    Gerçi, filmin sahip olduğu özgün tempoyu son 30 dakikasında da taşıyabilmesini isterdim. Melodramatik tonun zirveye ulaştığı ve karakterlerin yaptığı tercihlerin büyük önem taşıdığı bu final kısmı, gereğinden fazla hızlıydı ve tahmin edilebilirdi. Son yarım saatte filmden bir anlığına koptuğumu ve hikayeye son derecede yabancı hissettiğimi söylesem yalan söylemiş olmam (bunun nedeni bir günde Persona ile Claire's Camera'yı arka arkaya izlemiş olmam da olabilir). Filmin finali, hikaye için gereken son dramatik vuruşa sahip değildi. Hikaye, soru işareti bıraktığı soruları yavaş yavaş cevapladıktan sonra film emin olmayan bir şekilde sonlanınca, filmin etkisi ister istemez biraz zayıflıyor. Ayrıca filmin ele aldığı durumun gerçekçi işlenmesine karşın ortada bulunan koşulların altının daha güçlü bir şekilde çizilmesi daha iyi olabilirdi. Hikaye, bulunması gereken derinliklere bir türlü inemiyor. Sonuç ise biraz fazla yüzeysel kalıyor.

    Yine de Disobedience, Rachel Weisz ile Rachel McAdams'ın güçlü kimyası, Leilo'nun yönetmenliği ve hikayenin taşıdığı eski usul, sade hava ile türünün benzerlerinden bir tık önde olmayı başarıyor doğrusu. Gerçi çıkan sonucun tam olarak harika olduğunu düşünmüyorum, finalde hikayedeki klişeler daha belirgin olmaya başlıyor ve senaryonun gerektiği derinliğe inememesi bazı sorunlara sebep olabiliyor. Bu bakımdan filmin yeni kuralları yıktığını söyleyemem. Yine de film sıkmayan temposu, anlaşılabilir ana karakterleri ve etkili atmosferiyle izlenebilir olmayı başarıyor. Beklentileriniz çok yüksek olmadan izlerseniz, pişman olmayacağınız bir yapım olacak.

    PUANIM: 6.4/10
    Turgay Buğdacigil
    Turgay Buğdacigil

    Takip Et! 37 Takipçi 954 Eleştirisini Oku

    3,5
    2 Temmuz 2021 tarihinde eklendi
    Bu akşam sırada, yönetmen koltuğundaki Sebastián Lelio’nun Naomi Alderman’ın aynı adlı romanından Rebecca Lenkiewicz ile birlikte sinemaya uyarladıkları bir film olan “Disobedience” var…

    Asıl büyük çıkışını, 1 Academy ve 3 Berlin Uluslararası Film Festivali ödülü dâhil 27 ödüllü “Una Mujer Fantástica / A Fantastic Woman” (2017) ile yapan Sebastián Lelio’nun beşinci uzun metrajlı filmi olan “Disobedience”ın, IMDB, Rotten Tomatoes ve Metacritic görünümleri oldukça pozitif…

    Bir başka değimle; filmin, 74/100 olan Metacritic (38 yorum) ortalaması ile 26.697 oy ile ulaştığı 6.6/10 luk IMDB izleyici puanı ortalaması ve 7.2/10 ve 3.8/5 olan Rotten Tomatoes (205 yorum) ve (2.500 üzeri) izleyici puanı ortalaması fazlasıyla tatminkâr…

    Ancak aynı şeyi, dünya prömiyerini 10 Temmuz 2017’de Toronto Uluslararası Film Festivalinde yapan 6 milyon dolar bütçeli filmin gişesi için söylemek pek de olası değil…

    Öyle ki, ABD’de 24 Nisan 2018’de vizyona giren filmin, 11 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla brüt gişe hasılatı sadece 5,6 milyon dolar olup 8 milyon dolarda takılıp kaldı...

    Gerçi durum, bir çuval dolusu ödülüne rağmen, yine gişe özürlü olan “Una Mujer Fantástica / A Fantastic Woman” (2017) içinde çok farklı değildi…

    Bu haliyle de Sebastián Lelio, yüzü gişede bir türlü gülmeyen bir yönetmen profili sergilemeye devam ediyor...

    Bakalım şeytanın bacağını ne zaman ve nasıl kıracak?

    Aslında gişede tutunamayan bu filmin:

    Kâğıt üzerinde bakıldığında 1 Academy ve 1 Golden Globes ödüllü Rachel Weisz ile Rachel McAdams ve Alessandro Nivola’nın baş rollerinde oldukları oyuncu kadrosu, bırak fena durmamayı iddialı bile görünüyor…

    Hele bir de kameranın arkasında, “This Is England” (2006), “The King's Speech” (2010), “Les Misérables” (2012) ve “The Danish Girl“(2015) gibi filmlerinde görüntü yönetmeni olan Danny Cohen’in oturduğu düşünüldüğünde…

    Hal böyle olunca da, neredeyse evdeki hesabın çarşıya uymadığı bu gişe sonucu, insana gerçekten de biraz şaşırtıcı geliyor…

    Sanıyoruz bunun nedenini, belki de çok bilinmezli nedenlerini anlayabilmek amacıyla filme biraz daha yakından bakmamız gerekecek…

    Ama bunun için, “Yıllarca New York’ta yaşadıktan sonra haham olan babasının ölümü üzerine Londra’ya ailesinin yanına dönen Ronit” diye başlanan filmin hikâyesine, hiç ama hiç girmeyeceğiz…

    Filmin daha ayrıntılı hikâyesini merak edenler IMDB ve diğer mecralardaki özetler ile “MatthewMc” tarafından yapılmış olan incelemeyi okuyabilirler…

    Zira doğrusunu isterseniz, her zamanki gibi biz yine "ayın karanlık yüzüne" bakmayı tercih edeceğiz…

    Nasıl mı?

    Öncelikle şunu söylemeliyiz ki, filme “homofobik” bir çerçeveden bakmak ve o şekilde yorumlamaya çalışmak son derece yanlış olur…

    Bize göre Sebastián Lelio ve Rebecca Lenkiewicz’in asıl göstermeye çalıştıkları şey de bu değil zaten…

    Onların tek derdi, Rav Krushka’nın cenazesi nedeniyle bir araya gelen insanlar aracılığıyla insan ve toplum hayatındaki düşünsel farklılıklara dikkat çekmek…

    Bu farklılıklar, "dediğim dedik" şeklindeki uzlaşmaz çelişkiler halini aldığında kimi toplumlarda onarılamayacak fay hatlarına neden olurlarken filmimizdeki örnekte olduğu gibi hikâye Londra’da yaşandığı için birkaç ufak sıyrık ve morartıyla da atlatılabilmektedir…

    Hem de söz konusu farklılık, dünyanın en katı kurallarına sahip dinlerinden biri olan Museviliğe mensup insanlar arasında yaşanıyor olmasına rağmen…

    Peki, nedir filmde anlatılan bu farklılıklar?

    1. Mensubu olduğu dini ve o dinin kuralları etrafında şekillenmiş gelenekleri hayatının merkezine oturtanlar,

    2. Ronit gibi bir NewYorker olarak, fanatik bir hahamın kızı olmasına rağmen, dini değil de günlük yaşamın koşuşturmasını hayatının merkezine yerleştirenler,

    3. Esti gibi mahalle baskısı ve çaresizlik nedeniyle, üstelik de farklı düşünsel ve cinsel tercihlerine rağmen, mensubu olduğu topluluğun dini kurallarına “boyun eğenler”…

    İşte filmde anlatılmaya çalışılan “boyun eğmeme” yahut “biat etmeme” yani özgürce “seçme” hali tam da budur bilakis…

    Gerek başta Rachel Weisz, Rachel McAdams ve Alessandro Nivola olmak üzere bütün oyuncu kadrosunun performansı gerek Danny Cohen’in kamerası ve gerekse de Sebastián Lelio’nun kurgusu nedeniyle büyük bir keyifle izleyerek arşivimize de dâhil ettiğimiz bu film için puanımız 3,5…

    Bu filmiyle bir kez daha doğru yolda olduğunu gördüğümüz Sebastián Lelio, bu insan kalitesi ile pek mümkün olmasa da, umarız bir gün gişedeki talihsizliğini de yener…

    İzleyecek herkese keyifli seyirler,
    Ahmet Büke
    Ahmet Büke

    Takip Et! 2 Takipçi 464 Eleştirisini Oku

    0,5
    11 Mart 2021 tarihinde eklendi
    karma karışık başladı.. Sıkıcı. Uzun sahnelerde var… anlaşılmaz.. Sanat filmi tadında... benim için seyretmeye değecek bir film değil
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    Back to Top