Hesabım
    The Wife
    Ortalama puan
    3,2
    5 Puanlama
    The Wife hakkında görüşlerin ?

    2 Kullanıcı yorumları

    5
    0 Eleştiri
    4
    0 Eleştiri
    3
    2 Eleştiri
    2
    0 Eleştiri
    1
    0 Eleştiri
    0
    0 Eleştiri
    Turgay Buğdacigil
    Turgay Buğdacigil

    Takip Et! Takipçi 1.358 Eleştirisini Oku

    3,0
    14 Temmuz 2021 tarihinde eklendi
    Senaryosunu, Meg Wolitzer’in aynı isimli romanından uyarlayarak Jane Anderson’ın yazdığı “The Wife”, Björn Runge’nin yönetmen koltuğunda oturduğu bir drama…

    Prömiyeri, 12 Eylül 2017’de Toronto Uluslararası Film Festivalinde yapılan ve 17 Ağustos 2018 tarihinde ABD’de ardında da İngiltere ve İsveç’te vizyona giren filmin, 7.2/10 (36.965 oy) ve 3.7/5 (1.000 üzeri oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.1/10 (224 yorum) ve 77/100 (36 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları, orta karar bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylüyor gibi…

    Yine de isterseniz, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle bu filmi birde biz inceleyerek yorumlayalım ve ardından da puanlamaya çalışalım…

    Ancak, artık neredeyse yorumlarımızda geleneksel bir özellik halini aldığı üzere ayrıntılı incelemeye geçmeden önce “En İyi Kadın Oyuncu” kategorisinde Glenn Close’a Golden Globes ödülü kazandıran, yine aynı kategorilerde birer Academy ve BAFTA ödülü adaylığı bulunan bu filme ilişkin ilk tespitimizi paylaşalım:

    Karşımızdakinin; filmin, uçakla eve dönüş yolculuğu şeklinde gerçekleşen final sahnesinde, insana Glenn Close’un yudumladığı viskiden, “Bir tane de ben alayım” dedirtecek kadar sarsıcı bir hikâye ve senaryo uyarlamasına sahip olan güzel bir film olduğunu söyleyebiliriz…

    Öyle ki, 99 dakika boyunca istifinizi hiç bozmadan izleyip bitirebiliyorsunuz filmi…

    Elbette, filmin böylesi bir etkiye sahip olmasında Glenn Close’un göz dolduran performansının payı son derece büyük…

    Fakat o, kamera önünde bütün marifetlerini sergilerken, Jonathan Pryce ile Christian Slater’ın ayakta öylesine dikilip durduklarını söylemek, bu isimlere yapılmış ciddi bir haksızlık olur…

    Zira onlarda, senaryoda yazılı rolleri ne gerektiriyorsa, yapabileceklerinin en iyisini yapmışlar filmde…

    Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, kadroda yer alan oyuncular arasında, “Şu uymamış” denilecek birisi de yok zaten…

    Peki, herkesin bu filmdeki performansı için neredeyse koro halinde övgüler düzdüğü Glenn Close, yedi kez aday olduğu Academy ödülünü neden bu kez de alamadı?

    Bunun yanıtı çok basit…

    Çünkü o kategorideki Oscar heykelciği, son derece isabetli bir karar ile bu yıl, “The Favourite” (2018) de Kraliçe Anne rolünü oynayan Olivia Colman’a gitmişti…

    Umarız bir gün, Glenn Close’da şeytanın bacağını kırar ve (prestiji artık ciddi şekilde tartışılmaya başlanmış olan) bu ödüle ulaşır…

    Tabii ki, buraya kadar yazıp çizdiklerimizin tamamı, drama tarzı filmlerden hoşlananlar için geçerli…

    Eğer sinemadaki burcunuz “aksiyon”, yükseleniniz de bol görsel efektli “bilim kurgu” yahut “fantezi” ise, bizce bu filme hiç bulaşmayın…

    Yoksa yandı gülüm keten helva…

    Sonuç olarak, aynı zamanda iyi bir tiyatro seyircisi olmanın da verdiği avantajla hoşlanarak izlediğimiz bu film için puanımız 3, önerimiz ise “meraklısına iyi gelir” şeklinde olacak…

    Keyifli seyirler,
    Pars
    Pars

    Takip Et! Eleştirisini Oku

    3,5
    19 Mart 2019 tarihinde eklendi
    The Wife (Nobel Adayının Karısı)
    Aslında bir katilin hikâyesi. Bir intikam filmi. Ama ortada açıkça ne bir cinayet var ne de kan. “The Wife”. Bir Björn Runge filmi. Kadınların gücünün ve sabırlarının bir sınırı olmadığını anlıyoruz.
    Adını daha önce hiç duymadığım İsveçli yönetmen filmi bize sunarken farklı bir teknik kullanıyor. Filmde konuşan kişiden ziyade, dört ana karakterin suratına odaklıyor bizi. Bunlardan Joan Castleman rolündeki Glenn Close’ın yüzündeki anlamsız öfke, Nobel Edebiyat Ödünü kazanan yazar rolündeki Jonathan Pryce’ın zeki fakat huysuz ihtiyar rolü daha filmin başında bize birşeylerin ters gittiğini hemen aktarıyor. Çiftimizin müzmin mutsuz rolündeki oğulları ile bu ailenin peşindeki hırslı ve çıkarcı biyografi yazarını da dahil ettiğimizde ana karakterlerimiz şekillenmiş oluyor.
    Film yaşça biraz ileri çiftimizin sevişme sahnesi ile başlıyor. Sinemayı dikkatle izleyenler için bu çok klişe bir giriş. Mutlaka hikâyede bir anlamı vardır. Çoğu yönetmen için de ilk sahne takıntı konusudur zaten. Runge’ı bu konuda biraz amatör buldum.
    Amerika’da yaşayan çiftimize gecenin bir yarısı Stokholm’den gelen bir telefonla hikâye anlam kazanmaya başlıyor. Nobel edebiyat ödülünü kazandığını öğrenen Joe Castleman (Jonathan Pryce)’ın telefondaki şahsa “Biz bu sakalı boşuna ağartmadık” deyişi ne kadar rahatsız edici ise, sonrasında yatak üzerinde eşiyle zıplayarak kutlama yapması bir o kadar başarısına anlam katıyor. Aslında her iki tavrın da hikâyede bir yeri var.
    Bir taraftan film akarken, zaman zaman çiftin gençliklerine dönerek tanışma ve evlenme hikayelerini öğreniyoruz. Yazarın daha önce bir evliliği olduğunu, sonra boşanıp öğrencisi ile evlendiğini, Joan’in de çiçeği burnunda bir yazar olduğunu, Joe’nun biraz uçkuruna düşkün olduğunu görüyoruz.
    Bir sahnede Joan; ödül töreni teşekkür konuşmasında kocasından kendisine değinmemesini ister. Eşi neden diye sorduğunda yazarın çilekeş karısı olarak görülmek istemediğini söyler. Burada anlıyoruz ki, yardımcı roller hiç de Joan’e göre değil. Enterasan bir kişilik. Bir yazar söyleşisinde, bir başka kadın yazara “yazma” konusundaki tutkusundan bahsedince filme konu intikamın (belki de cinayetin) temelleri atılmış oluyor. Yayınevlerinin ve dergilerin erkeklerin kontrolünde olduğunu, kadın yazar olmanın zorluklarını öğrenmek onun hırs dolu dünyası için bir engel teşkil edemezdi, nitekim edemiyor.
    Ödül töreni öncesi Stokholm’e gelen ailenin kart zamparası bir gece otelin restaurantında özel fotoğrafçısı kıza kur yapmaya çalışarak şu dizeleri okur: "Ruhu yavaşça kendinden geçti. İşitince karın sakince yağdığını. Evrenin başından sonuna. Yağdığını sakince. Nihai sonlarının inişi gibi. Bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine." Otel odasındaki kalp krizi sahnesinde, yönetmenin dışarıda sakince yağan karı göstermesinin arkasında bu mısralara gönderme olduğunu düşünüyorum.
    spoiler: Yine zamanda geriye dönen sahnelerden önce şüpheyle yaklaştığımız halde sonunda yine de “Hadi be” diyerek öğreniyoruz ki, nobel ödülü kazanan kitap büyük oranda Joan tarafından yazılmış, karakterlere ve cümlelere büyüleyici bir anlam kazandırılmış. Bir sahnede kendi oluşturduğu karakteri savunurken şöyle diyor ve bizi de mest ediyor: “Elbisesindeki gözyaşı lekelerini çitiliyordu”.
    Ödül gecesinde İsveç Kralı ile yan yana oturan Joan’e Kral sorar: “Bir işiniz var mı?”. Var cevabını alınca “Nedir?” diye tekrar sorar. Joan’in cevabı manidar ve derindir: “I am a kingmaker (Kral yapıcı)” Kral karşı cevabı yapıştırır: “Ne demezsin, karım da aynı şeyi söyler”.
    Filmin sonunda yönetmen, eve dönüş yolunda, çeşitli notlar alınmış defterinde Joan’e yeni bir beyaz sayfa açtırarak “Mission completed (Görev tamam)” hissiyatını içinize bırakıp ekranı karartıyor. “The Wife” edebi konusu çerçevesinde ince espiriler ve erkek egemen dünyaya göndermeler içeren görüntüsü sıkışık ama derin bir film. Konulara bir “İsveçli” bakışı.
    Bu arada filmin Türkiye’de gösterim adını “Nobel Adayının Karısı” şeklinde çevirmişler ama doğrusu bence “Profesör Karısı” olmalıydı. Filmde geçen Joan’in ilk kitabının adına atfen. İyi seyirler.
    spoiler:
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top