Hesabım
    Hillbilly Elegy
    Ortalama puan
    3,0
    3 Puanlama ve 2 Eleştiri
    dağılımı 2 Eleştiri notla
    1 Eleştiri
    0 Eleştiri
    1 Eleştiri
    0 Eleştiri
    0 Eleştiri
    0 Eleştiri
    Hillbilly Elegy hakkında görüşlerin ?

    2 kullanıcı eleştirisi

    Turgay Buğdacigil
    Turgay Buğdacigil

    Takip Et! 37 Takipçi 953 Eleştirisini Oku

    3,0
    11 Aralık 2020 tarihinde eklendi
    Senaryosunu Vanessa Taylor’ın, J. D. Vance’ın (James Donald Bowman olarak doğmuş olan James David Vance) aynı isimli anılarından (2016) uyarlayarak yazdığı “Hillbilly Elegy”, yönetmen koltuğunda Ron Howard’ın oturduğu biyografik bir drama…

    Konu gereği yaptığı “çirkeflikleri” bayılarak izlediğimiz Amy Adams’ı bilmeyiz ama sıra dışı performansı ile büyükanneyi canlandırırken büyüleyen Glenn Close’un “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” kategorisindeki Academy Ödülünü kazanacağına kesin gözüyle baktığımız ve sırf o nedenle de 11 Kasım 2020 tarihinde Los Angeles’ta “sınırlı salon gösterimi” ile vizyona sokulmuş olan bu Netflix filmi:

    Jackson, Kentucky 1997’deki görüntülerle başlıyor…

    Karşılaştığımız ilk isimler de on üç yaşındaki J.D. Vance (Owen Asztalos), annesi Bev(erly) (Amy Adams), ablası Lindsay (Haley Bennett) ve büyükanne ile büyükbaba (Bo Hopkins) …

    Yazlarını Jackson’da geçirirken aile aslında Middletown, Ohio’da “üç ayrı evde” yaşamaktadır…

    Ve yine her zamanki gibi tatillerini tamamlayıp büyükbabanın kullandığı araçla Middletown’daki evlerine dönüyorlar…

    Kendilerini orada, Lindsay’in kocası Kevin (Jono Mitchell) beklemektedir…

    Aradan tamı tamına on dört yıl birden geçer…

    Yani artık 2011 yılındayız…

    Ohio Devlet Üniversitesinden Siyaset Bilimi ve Felsefe diplomasıyla mezun olan J. D. Vance (Gabriel Basso), dünyanın en prestijli ve pahalı eğitim kurumlarından biri olan New Haven, Connecticut’daki Yale Hukuk’ta (Türkiye’deki dört yıllık hukuk lisansı derecesine denk gelen) J.D (Juris Doctora) için dirsek çürütmektedir…

    Üstelik de okulun ücretini karşılayabilmek için bir restorandaki bulaşıkçılık dahil toplam üç iş de birden çalışmaktadır…

    Bu arada daha sonra karısı olacak olan okul arkadaşı ve sevgilisi (Hindistan kökenli) Usha Chilukuri (Freida Pinto) ile de tanışıyoruz…

    J. D.’nin okul harçlarını ve diğer giderlerini karşılayabilmesi için yapması gereken çok önemli bir iş daha bulunmaktadır…

    Ki o da katılacağı bir yemekli toplantıda Phillip Roseman’ın “gözüne girerek”, onun firmasında yaz stajı yapabilmektir…

    Toplantı esnasında bir ara kendisini ablası Lindsay arar ancak Roseman’ı yakalama telaşında olan J.D. telefonunu açmaz…

    Fırsat bulup geri döndüğünde ise “uyuşturucu madde bağımlısı” olan annesinin, aşırı dozda eroin kullanımı yüzünden hastaneye kaldırıldığını öğrenir…

    Hani zaten iç çamaşır değiştirir gibi erkek değiştiren annesi Bev bu kez, ablasından duyduğuna göre kendisi gibi keş ve dört yıldır da işsiz olan Ray (David Atkinson) ile takılmaktadır…

    Henüz dakikalar 20…

    Toplam 116 dakikalık filmin bundan sonrasının:

    J. D.’nin annesinin sevgililerinden tutunda yine annesinin kafayı bulduğu anlarda (“One Flew Over the Cuckoo's Nest” deki – 1975 kimi sahneleri ziyadesiyle anımsatan) yaptığı akıl almaz çılgınlıklardan ve büyükbabası ile büyükannesinin öldükleri bölümlerin de yer aldığı bol “flashback” geçişleri ile devam ettiğini görüyoruz…

    Ron Howard’ın bu tarz bir kurguyu tercih etmesi, düz anlatımdan hoşlanan sinemaseverlerin canını sıkmış olması oldukça yüksek bir olasılık…

    Fakat gerçekte J. D.’nin değil de “Çok kötü bir çocukluk geçirdim ile hayat bana hiç de adil davranmadı” modunda olup da “kendine acıyan” ve bunun acısını fazlasıyla sert bir biçimde çevresindekilerden çıkartmaya çalışan Beverly Vane’in hikayesinin anlatıldığı bu filmde, hiçbir şey havada kalmıyor…

    Emin olun gözlerinizin nemlenmesine de sebep olacak olan film bittiğinde her şey yerli yerine oturmuş olacak…

    Elbette filmde, aynen “Taşı toprağı altın olan İstanbul” gibi pırıltılı “American way of life / Amerikan yaşam tarzı” sahteliği de apaçık bir şekilde sergileniyor…

    Bitirmeden yorumumuza ilave edeceğimiz son husus, Howard’ın birer James Cameron ve Martin Scorsese klasiği olan “The Terminator” (1984) ile “Casino” (1995) filmleri üzerinden bu ustalara saygı duruşunu da ihmal etmemesi…

    Keyifli seyirler…
    Lika Gökdemir
    Lika Gökdemir

    Takip Et! Eleştirisini Oku

    5,0
    27 Ocak 2021 tarihinde eklendi
    Çok güzel bir filmdi. Yönetmenin kalitesi anlaşılıyor. İzlerken gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz. İzleyin izlettirin efenim:)
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    Back to Top