En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Ugur Tazegül
Takipçi
672 değerlendirmeler
Takip Et!
5,0
1 Kasım 2011 tarihinde eklendi
Paramparça Aşklar ve Köpekler (İspanyolca: Amores Perros) Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritunun 2000de çektiği ilk uzun metrajlı filmi. 2001 yılında "En İyi Yabancı Film" dalında Oscar ve Altın Küre adayı olan film, Şikago, Tokyo, Cannes, Los Angeles, Moskova, Havana Film Festivalleri gibi pek çok uluslararası festivalde toplam 30 ödül aldı.
Meksika şehrinde bir trafik kazası üç kişinin yaşamını yitirmesine sebep olur. Genç delikanlı Octavio, kardeşinin karısı Susana ile kaçmaya karar verir. Köpeği Cofiyi kaçışlarına yardımcı olacak paranın elde edilmesine aracı olarak kullanırlar. Uysal bir sokak köpeği Cofiden bir köpek dövüşlerinin değişmez şampiyonu olan bir canavar ortaya çıkarır. Kardeşinin karısı ile yaşdığı dokunaklı aşk üçgeni, yasak aşkın geri dönüşsüz bir yol haline gelmesiyle daha da karmaşıklaşır.
Bu arada, 42 yaşındaki Daniel güzel model Valeria ile birlikte yaşamak için ailesini terk eder. Yeni hayatlarını kutladıkları gün Valeria trajik bir kazada sakat kalır. Peki her şeye sahip olduğunu düşündüğü anda tüm hayatı birden bire değişen Daniel ne yapacaktır? Bu kaza ve sakatlık,aşklarını yıpratmaya başlar, artık aşklarının gerçek sınanmasıdır yaşanan.
Yıllarca hapis yatmış kiralık katil olarak çalışan eski komünist gerilla El Chivo kaza yerine geldiğinde Octavionun ölmek üzere olan köpeği Cofiyi bulur, onu alır ve iyileştirir. Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.Cofi eski mutlu,sakin günlerine kavuşmuştur ancak artık gizli dünyasına sakladığı vahşilik ve şiddet,El Chivoyu çok üzecek bir acı süprize sebep olur. El Chivo, Cofi ile ne kadar benzeştiğini görür, kafasına silah dayadığı Cofinin "ben bana öğretileni yaptım" bakışı ile kendi iç çatışmasını yaşar ve köpeği vuramaz. Ancak olayların akışı, seyirciyi bile hadi artık dedirtecek bir noktaya getirir.Sonrası, kendisini saklamış ve uysal bir hayat sürmüş eski komünist bir gerillanın diğer yüzünün sahneye çıkmasıdır ki bu kötüler için sonun başlangıcıdır
Filmin ortalarındaki durağan ve azcık sıkıcılık muhteşemliğinden hiç bir şey kaybettirmemiş. bu tada sahip filmler 3-4 senede bir ancak yapılıyor. Benim ilk 10umda
AMORES PERROS meksikalı yönetmen ALEJANDRO GONZALEZ INARRITU ya dünya çapında bir başarı sağladı dersek yeridir sanırım..dünyada 30'un üstünde ödül alan film bu yılki İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'ndede Dünya Festivallerinden bölümünde gösterildi...filmin en büyük adaylığı tabiki oscar olsa gerek..ama karşısında öyle bir rakip vardı ki? iki daldan birinde kesin oscarı alacak gözüyle bakılan (en iyi film-en iyi yabancı film) Kaplan Ve Ejderha 'nın olmasıydı..işte bu durum AMORES PERROS un alabileceği en büyük ödüle ulaşmasını engelliyordu..(şayet ben amores perros'u seyrettikten sonra en iyi yabancı film oscarını kesin bu filme verirdim diye düşünmüştüm) ..film aslında türüne yeni birşeyler katmıyor..(bu tarz çoklu hikayelerden oluşan filmlere)..ama şurası kesin türününün en iyi örneklerinden biri...bu tarz filmler ORSEN WELLES'ın CITIZEN KANE'i ile başladı dersek yanılmayız..CITIZEN KANE'de ortada dönen bir kaç hikaye yoktu ama aynı karekterin üstünde anlatılanlarla ortaya çıkan olaylar vardı..örneğin bir sahneyi birkaç kişinin anlattıklarıyla ayrı ayrı açılardan seyretmemiz bu türün doğuşunun ilk örneğidir..daha sonraki yıllarda birçok film bu yolu denedi..ama hiçbiri başarılı olamadı..çünkü mutlaka biryerlerde bir eksiklik oluyordu..ya oyuncular,ya senaryo,ya yönetmen yani mutlaka birşeyler yetersiz kalıyordu..daha sonra bütün dünyada fırtınalar kopartan RESERVOIR DOGS geldi...filmde zaman kavramının olmaması olayların bir oraya bir buraya gidip gelmesi ve herkezin üzerinde tartıştığı kanlı sahneleri bambaşka bir tarzı müjdeliyordu bize...bu CITIZEN KANE'nin mayasından yoğrulmuş ama daha çok ''bende sizi şaşırtıcam ama benim olayım farklı'' der gibiydi..böylece artık kara film diye adlandırdığımız yeni bir tarzlada tanışmış oluyorduk..kara filmler daha çok kaybedenlerin hikayesidir..paramparça hayatların bu düzen içinde nasıl oluyorda ayakta durduklarını ve beklenen sonun nasıl geldiğini gösteriyordu..konu neredeyse hep kaybeden insanlar üzerine kurulu olan bu tarz filmler birden öyle bir patlama yaptıki artık dünyanın heryerinden herçeşit kara film örnekleri sinemalarda yada festıvallerde gösteriliyordu..sadece kara film diye adlandırmak aslında belirli bir seyirci potansiyelini film gösterilmeden önce garantiliyor gibiydi..(ama bu türün ilk çıkış zamanları) daha sonralar okadar kötü örneklerini seyrettiki bu tarzın garanti seyircileri bile artık bu tür filmlere ilgi göstermez oldu..veee TARANTINO'nun bütün dünyada en çok ilgi gören filmi PULP FICTION çıktığı zaman artık kara film diye anlattığımız filmler bambaşka bir başyapıtla karşılaşıyordu..aslında PULP FICTION bayağı geniş bir yelpazeye sahipti...zaman kavramı yine yoktu..yine ordan oraya atlıyorduk..filmin içnde ayrı ayrı çekilse üç değişik film ortaya çıkacak kadar geniş bir senaryo vardı..üç ayrı öykü..ama oyuncular kahramanlar hep aynı..hepsi bir yerlerde kesişiyor...bir oyuncu bir öyküde başrol oynuyorken sonraki öyküde konuk oyuncu rolüne dönüşüyor..ve perdede seyredilenler karmaşık gibi görünsede olaylar toplandıkca bambaşak boyutlara gidiyor..her sözün her hareketin ilerleyen dakikalarda değeri daha bir artıyor...PULP FICTION CITIZEN KANE'nin başlattığı türün artık zirvesinde olan bir film diye biliriz..daha sonraları bu tarzlarda yine güzel filmler çevrildi..özellikle bunlardan biri Danıel Alfredson'nun TIC-TAC 'ı ...tıc-tac da festivallerden ödüllerle dönen başka bir kaybedenler öyküsüydü..yine içinde birkaç öyküyü barındıran ve olayların kesiştiği sahnelerle filmi bambaşka boyutlara taşıyan bu film müzikleriylede oyunculuklarıylada öne çıkıyordu..önceki yıllarda İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'ndede gösterilmiş olan film ne yazıkki bahsettiğimiz bu tanıtım olayları yüzünden çok kişi tarafından bilinmektedir..ama türünün en iyi örneklerinden biridir diye bilirim..günümüze yaklaştıkcada bu tarz ama yeni olaylarıda içine alarak gelişen bir kara film bolluğu yine eskisi gibi çok ilgi görmeye başladı..özellikle JACKIE BROWN,SNATCH,BİLİNMEYEN KOD gibi aynı tarzın değişik versiyonlarını seyrettik...ama artık bu tarz filmlerin seyircileri etkilediği kadar sinema eleştirmenlerinide etkilediği apaçık ortada...gün geçmesinki bu tür filmler festivallerden ödüllerle dönmesin...işte AMORES PERROS bu türün en önemli filmlerinden biri..nitekim aldığı ödüllerde ortada..ama benim aklım hala bu filmin oscara bukadar yaklaşmışken eli boş dönmesinde kaldı...umarım bu tarz filmler hiç ilgilerini kaybetmeden dahada yeni şeyler katarak sürer gider...
farklı hikayelerle insanların yolunu kesiştirerek çıkartılan öykülerden film yapmak isteyen sevgili yönetmenlerimizin defalarca izlemesi gereken bir film hiç bir hikayeyi cozutmadan anlatmış bu yeni usta yönetmen zaten rüştünü 21 gram filmiyle de kanıtladıayrıca filmin şarkısı da muhteşem tavsiye ederim fragmanını izlerseniz eğer işitirsiniz amores perros
’’Biz Aslında Kaybettiklerimiziz’’Bu sözlerle çıkmıştım sinemadan ve adeta beynimden vurulmuşa dönmüştüm.Bir trafik kazasında hayatları kesişen üç farklı karakter.zerre kadar ışık yok,ümit yok, hiçbirşey yok!Mükemmel bir kurgu,özgün bir anlatım.Dört dörtlük bir yapım.10/10!...
Filmi film yapan 3 hikaye arasında ki mükemmel kurgu. Hiç bir çelişkiye ve tesadüfe yer bırakmadan Yönetmen mükemmel bir iş çıkarmış. Oyuncuların kabiliyeti ise filmi taçlandıran son parçalar. Kısacası 10 puanı sonuna kadar hakeden arşivlik bir film...
Aşklar köpekler muhteşem bir film. en son mesajı yazan arkadaşla bir konuyu tartışmam gerekiyor. belki aşklar köpekler karizmasını büyük ölçüde gael garcia bernal'e borçlu olabilir. ve gael garcia bernal'de bu film dolayısıyla yaptığı karizma için filme çok şey borçlu olabilir. ama burada izleyici olarak bu film için girdiğimiz onca rağmen gael garcia bernal'i söz konusu ederek bir borçtan söz edemeyiz. çünkü gael garcia bernal bu filmden sonra yedek kulübesinde oturmuştur. ne "günah" ne motosiklet günlüğü bize onu bir armağan olarak sunmaktadır.
türündeki eniyi filmlerden biriydi kesinlikle hayatların kesişmesini çok ustaca anlatmış ve bu çerçevede şiddeti de şahane yerleştirmiş ustaca bir yapım
İzlediğim en iyi filmlerdendir ki zaten favori filmlerimde de mevcuttur. Senaryonun akışıyla, birbirlerinden habersiz kişilerin hayatlarının kilit noktasında buluşmaları... Kayıplar, aşklar ve ihanet... Aşkın bitmesi ya da sonsuz olması... Aşklarda paramparça, köpeklerde... Kesinlikle izlenmesi gereken bir film, şiddetle tavsiye ediyorum...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.