Hesabım
    Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum
    Ortalama puan
    3,2
    6 Puanlama
    Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum hakkında görüşlerin ?

    2 Kullanıcı yorumları

    5
    0 Eleştiri
    4
    2 Eleştiri
    3
    0 Eleştiri
    2
    0 Eleştiri
    1
    0 Eleştiri
    0
    0 Eleştiri
    Deniz O.
    Deniz O.

    Takip Et! Takipçi 170 Eleştirisini Oku

    4,5
    8 Eylül 2020 tarihinde eklendi
    Hayvanlar anda yaşar, oysa insan zihni zaman hareket eder, umut kavramı buradan çıkar. Umut bir varsayımdır. Gelecekte mevcut durumun daha iyi olacağına dair bir varsayımdır bu. Oysa evrendeki olaylar döngüler şekildedir. Dalgalar gibi inişler çıkışlar vardır. Yaz ve kış, yaşam ve ölüm... Tüm evren zıtlıklardan oluşur. Yaşamın yenilenebilmesi için ölüm şarttır. Yeninin başlaması için eskinin bitmesi gerekir. Bunun için en ideal mevsim ise kıştır: Ölüm.

    Bir şeyleri bitirmek, içimizde geliştirdiğimiz duygu, düşünceler ve bunların bir harmanı olarak geliştirdiğimiz içsel kişilikler için de geçerlidir. Zira zihnimiz bu evrensel döngüden nefret eder. Onun için bedenin sonsuza kadar yaşaması asıl hedeftir. Hayatta kalmak ailemize uyum sağlamayla başlar ve yarattığımız kişilikleri beslemekle devam eder.
    spoiler: I’m Thinking of Ending Things (Her Şeyi Bitirmek İstiyorum) isimli filmin iki karakteri; Jake ve sevgilisi, Jake’in ailesini ziyaret etmek için yola çıkarlar ve işler garip bir şekilde devam eder. Bir de filmde arar ara gösterilen bir hademe vardır. Filmde karmaşık metaforlar kullanılmaktadır. Öncelikle kış ve kar, ölümü ve bir şeylerin sonunu simgelemektedir. Jake, kız arkadaşına farklı farklı isimlerle seslenmektedir. Onun yaptığı iş de devamlı değişmektedir. Kız arkadaşı ile konuştukları bir çok konu Jake’in evinde bir yerlerde saklıdır. Okunan kitaplar, fotoğraflar,çizilmiş resimler... Bodrum katı genellikle bilinçdışını temsil etmektedir. Jake oradan nefret eder. Orada bir delik olduğunu belirtir. Orada çamaşırlar yıkanır. Temizlik ve su... Su, duyguları temsil eder. Jake’in anne ve babası ve değişik yaşlarına gider ve geri gelir... Kız arkadaşına ve kendisine yapılan eleştirilerden Jake hiç mennun olmaz. Annesi biraz daha oğluna düşkün gözükmektedir, babası ile daha da mesafeli olan Jake oldukça gergindir. Bu ilginç senaryodan çıkabilecek sonuçlardan biri Jake ile kız arkadaşının aynı kişi olduğudur. Çocukluk fotoğlarından birinde kız arkdaşı da kendi fotoğrafının orada ne aradığını sorar. Aynı zamanda Jake ile hademe de aynı kişidir. Çamaşır makinesinin içindeki kıyafetler hademenin kıyafetleridir. Tüm film, Jake’in hayal ettiği geçmişi ve kafasının içinde bitirmeye çalıştığı meselelerdir. Olan olaylar, gerçekleşmeyen hayaller... İç dünyasına ve geçmişe yolculuk ettikçe, bu durumdan rahatsız olan gardiyanlar yolculuğa devam edilmemesi konusunda mesajlar verirler. Bu kapı tutuculardan daha sonrasında ise acı çekmiş, dışlanmış travmatik parçalar ortaya çıkmaya başlar. Dondurmacıdaki kızın ellerindeki yaralar ile Jake’in yaraları aynıdır. Jack’in onaylanmaya ve görülmeye ihtiyacı vardır. Kız arkadaşı onun bu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan yanını simgeler. Merdivenlerden derine indikçe sorunun daha da derinde olduğunu fark eder. Anne ve babasının etkisinde, okulunun etkisinde kaldığı ve bu ortamda hayatta kalmak üzere oluşturduğu duygu ve düşünceler yığınıdır Jack... Onlara karşı sesini çıkartamamış “iyi çocuktur”... Hayatı boyunca umut etmiş ancak hep hayal kırıklığına uğramıştır. Hayatında yaptığı yanlışlar için kendini eleştirmektedir. Artık yüzleşme vakti gelmiştir. Geçmişte ne olursa olsun artık güvendedir... “Evrende tarafsız gerçeklik yoktur. Herkesin bakış açısına göre kendi gerçekliği vardır. Bu filtreler geçmiş deneyimleri ile koşullanmıştır. Zamanda ilerlemiyoruz, zaman bizim üzerimizden geçiyor.” “Bu kadar az insanın ölmeden önce ruhuna sahip olması üzücü. Emerson, der ki – İnsanda nadir görünen şeyözgün eylemdir – Bu, çok doğru.Çoğu kişi aslında başkasıdır. Düşünceleri, başkasının fikirleridir.Yaşamları taklit arzularıysa birer alıntıdır.”
    Turgay Buğdacigil
    Turgay Buğdacigil

    Takip Et! Takipçi Eleştirisini Oku

    4,0
    25 Kasım 2020 tarihinde eklendi
    “I'm Thinking of Ending Things”, senaryosunu da Iain Reid’in, böylesi ancak Stephen King tarafından yazılabilecek aynı isimli "göz kamaştıran" romanından (2016) uyarlayarak yazan ve kendi sinema anlayışını:

    "Gerçekten hiçbir çözümüm yok ve çözüm getiren filmlerden hoşlanmam. İnsanların üzerinde düşünebilecekleri durumlar yaratmak istiyorum. Yapmanız gereken ilk şeyin, kendinizi sevmeyi öğrenmek olduğunu söyleyerek biten bir filmden nefret ederim. Bu son derece aşağılayıcı, küçümseyici ve aynı zamanda oldukça anlamsız. Benim karakterlerim, birbirlerini ya da kendilerini sevmeyi öğrenmezler" diyerek tanımlayan 1 Academy ve 3 BAFTA ödüllü Charlie Kaufman’ın yönetmen koltuğunda oturduğu “kışkırtıcı” bir drama…

    Yani açıkça görüldüğü gibi Kaufman, “taklit” ve “klişe / basmakalıp” söylemlere sahip sıradan filmlerle uğraşmayacağını, tarzına ilişkin açıklamalar aracılığıyla daha yolun en başındayken belirtmiş zaten yıllar öncesinde…

    Tabii anlayana…

    Bu kısa girişin ardından filmimize gelecek olursak…

    Film, ortalıkta Lucy, Louisa, Amy ve Yvonne gibi isimler uçuşurken gerçek adını bir türlü öğrenemediğimiz genç bir kadının (Jessie Buckley), terk etmeyi düşündüğü erkek arkadaşı Jack ( Jesse Plemons) ile çıktığı otomobil yolculuğuyla başlıyor ve izleyiciyi hiçbir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığı bambaşka bir dünyaya götürüyor…

    Kendisine bundan böyle Louisa diye hitap etmeyi tercih edeceğimiz bu “genç kadının”, adı gibi gerçek mesleğini de öğrenemiyoruz…

    Şair midir, ressam mıdır, kuantum fiziği okuyan bir öğrenci midir yoksa bir cafe de garson olarak çalışmakta olan birisi midir?

    Aslında aynı şeyler, fizikçi olduğu söylenen Jack içinde geçerli…

    Her ikisinin geçmişlerine dair de çok fazla bir şey bilmiyoruz…

    Neredeyse her şey, “gri” tonda ve “berrak” olan herhangi bir ayrıntı da yok ortalıkta…

    Ancak otomobilde yol boyunca bu ikili arasında yapılan farklı konulardaki söyleşi ve sarf edilen o iddialı sözler, sıradan insanların akıl edebileceği türden olmayıp kesinlikle ciddi anlamda bir eğitim ve entelektüel birikim de gerektirmektedir…

    Neyse ki, şiddetini artırmaya başlayan kar ve bu kültür sağanağı ile dolu olan filmin ilk 20 dakikalık bölümünün ardından, Jack’in annesi (Toni Collette) ile babasının (David Thewlis) yaşadıkları, koyun ve domuz besiciliği yapılan çiftlik evine varırlar…

    Artık izleyiciyi, “haunted house / perili, hayaletli ev” konsepti çerçevesinde tasarlanmış olan bu evin içinde de türlü türlü sürprizler beklemektedir…

    İsterseniz biz sadece iki tanesini vermekle yetinelim:

    Örneğin Louisa’nın, Jack’in çocukluk yatak odasında, Kanadalı şair Eva H.D.’nin “Rotten Perfect Mouth” (2015) isimli şiir kitabının “Bonedog” sayfasının açık olduğu sahne…

    Ki, “Eve dönmek korkunç” dizesi ile başlayan bu şiiri Louisa, otomobilde gelirken kendi yazmış gibi Jack’e ezberden okumuştur… Bu bir…

    Evin Jimmy isimli sevimli ve uysal köpeğinin, sürekli ıslak olması da iki olsun…

    Filmdeki bir diğer önemli karakter de Jack’in mezun olduğu lisenin yaşını başını almış olan temizlik görevlisidir (Guy Boyd) …

    Bu arada unutmadan, Robert Zemeckis ve “A Woman Under the Influence” (1974) filminde “şizofren” Mabel Longhetti karakterini canlandıran Gena Rowlands Cassavetes’e saygı duruşu yapılırken, gerçekte Kaufman’ın izleyiciye ipucu vermeye çalıştığını da belirtmiş olalım…

    Şimdi ne demek mi istedik?

    Doğrusunu isterseniz biz bir şey demedik…

    Diyen, Iain Reid ile Charlie Kaufman’ın bizzat kendileri…

    Biraz zahmet olacak ama Netflix standartlarının, aynen Cuaron’un “Roma” (2018) sındakine benzer bir biçimde fazlasıyla üzerine çıkılan bu filmi dikkatlice bir kez daha izleyin, eminiz hikâyenin özünü kavrayacaksınız…

    Keyifli seyirler,
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top