Her dergi ve gazetenin puanlama sistemi farklı olduğu için, Beyazperde, puanları 0.5 - 5 yıldız üzerinden, kendi barometresine göre vermiştir.
Basın Eleştirisi
Birgün
Yazar: Tuğçe Madayanti Şen
Filmin büyük temalarına karşın, ana karakterin iç dünyasının yeterince derinlemesine işlenmediğini düşünüyorum. Brody’nin oyunculuğu çok güçlü ama karakterin geçmişi ve göçmenlik deneyimi izleyiciye tam anlamıyla hissettirilmemiş. Bu kadar çok büyük tema bir araya getirilince, bazıları ister istemez yeterince geliştirilemiyor ve derinlik kayboluyor. Ama tüm bunlara rağmen, teknik ve sanatsal açıdan The Brutalist kesinlikle izlenmesi gereken bir film.
Eleştirinin tamamı için: Birgün
Habertürk
Yazar: Mehmet Açar
Filmin yönetmenliğini, anlatımını ve birçok sahneyi çok beğendim. Detaylarına girmek istemediğim açılış sahnesi, herhalde uzun süre aklımdan çıkmayacak. Toplama kampları ve soykırım gerçeğini yaşayan Avrupa’dan kalkıp ABD’ye gelen bir insanın duygusunu bundan daha iyi anlatan bir sahne görmedim daha önce. Gelecekte de benzerleri arasında en çok adı anılan sahnelerden biri olacağını düşünüyorum. İkinci yarının başındaki tren istasyonu sahnesi de akılda kalıcı. Brady Corbet, filmin kritik anlarında mobil kamerayla çektiği uzun planları tercih ediyor. Birçok yerde karakterlerin öznel bakış açısına göre kuruyor sahneyi ve kamerayı o şekilde kullanıyor. İkili veya daha kalabalık sahnelerde montaja çok başvurmadığı uzun çekimler çıkıyor karşımıza. Dar ölçekli mobil kamera çekimlerine sıklıkla başvurmasına rağmen “The Brutalist”, resimsel yanı ağır basan sabit genel planlarıyla da dikkat çekiyor. Birçok sahnede kamerasını oyuncuların çok uzağına koyuyor ve mekânı, kompozisyonu öne çıkaran resimsel kadrajlarla çıkıyor karşımıza.
Eleştirinin tamamı için: Habertürk
Hurriyet
Yazar: Uğur Vardan
10 dalda Oscar’a aday olan ve özellikle En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde iddialı görünen ‘The Brutalist’te ana karakterin ‘Amerikan rüyası’na tutunma çabalarını anlatan bölümlerin, bu rüyanın dışına taştığı kısımlara göre fazlasıyla çarpıcı olduğunu belirtmeliyim. László Tóth imzalı mimari eserin, onu inşa eden kişinin hayatındaki travmatik referanslar eşliğinde aktarıldığı ‘1980 Venedik Mimarlık Bienali’nde geçen final de çok etkileyiciydi. Özetle acılı hayatları, mimariyi, Amerikan kapitalizmini ustaca harmanlayan bu aykırı filmi kaçırmayın derim...
Eleştirinin tamamı için: Hurriyet
T24
Yazar: Atilla Dorsay
'Brutalist', bence tam olarak doyurmuyor. Bunca iddia, doluluk ve özgün olma çabası yer yer geri tepiyor. Kendi adıma, yine de sinefillere tavsiye edeceğim bir film. Hele Oscar’ların eşiğinde... Ama bir başyapıt değil...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.
Birgün
Filmin büyük temalarına karşın, ana karakterin iç dünyasının yeterince derinlemesine işlenmediğini düşünüyorum. Brody’nin oyunculuğu çok güçlü ama karakterin geçmişi ve göçmenlik deneyimi izleyiciye tam anlamıyla hissettirilmemiş. Bu kadar çok büyük tema bir araya getirilince, bazıları ister istemez yeterince geliştirilemiyor ve derinlik kayboluyor. Ama tüm bunlara rağmen, teknik ve sanatsal açıdan The Brutalist kesinlikle izlenmesi gereken bir film.
Habertürk
Filmin yönetmenliğini, anlatımını ve birçok sahneyi çok beğendim. Detaylarına girmek istemediğim açılış sahnesi, herhalde uzun süre aklımdan çıkmayacak. Toplama kampları ve soykırım gerçeğini yaşayan Avrupa’dan kalkıp ABD’ye gelen bir insanın duygusunu bundan daha iyi anlatan bir sahne görmedim daha önce. Gelecekte de benzerleri arasında en çok adı anılan sahnelerden biri olacağını düşünüyorum. İkinci yarının başındaki tren istasyonu sahnesi de akılda kalıcı. Brady Corbet, filmin kritik anlarında mobil kamerayla çektiği uzun planları tercih ediyor. Birçok yerde karakterlerin öznel bakış açısına göre kuruyor sahneyi ve kamerayı o şekilde kullanıyor. İkili veya daha kalabalık sahnelerde montaja çok başvurmadığı uzun çekimler çıkıyor karşımıza. Dar ölçekli mobil kamera çekimlerine sıklıkla başvurmasına rağmen “The Brutalist”, resimsel yanı ağır basan sabit genel planlarıyla da dikkat çekiyor. Birçok sahnede kamerasını oyuncuların çok uzağına koyuyor ve mekânı, kompozisyonu öne çıkaran resimsel kadrajlarla çıkıyor karşımıza.
Hurriyet
10 dalda Oscar’a aday olan ve özellikle En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde iddialı görünen ‘The Brutalist’te ana karakterin ‘Amerikan rüyası’na tutunma çabalarını anlatan bölümlerin, bu rüyanın dışına taştığı kısımlara göre fazlasıyla çarpıcı olduğunu belirtmeliyim. László Tóth imzalı mimari eserin, onu inşa eden kişinin hayatındaki travmatik referanslar eşliğinde aktarıldığı ‘1980 Venedik Mimarlık Bienali’nde geçen final de çok etkileyiciydi. Özetle acılı hayatları, mimariyi, Amerikan kapitalizmini ustaca harmanlayan bu aykırı filmi kaçırmayın derim...
T24
'Brutalist', bence tam olarak doyurmuyor. Bunca iddia, doluluk ve özgün olma çabası yer yer geri tepiyor. Kendi adıma, yine de sinefillere tavsiye edeceğim bir film. Hele Oscar’ların eşiğinde... Ama bir başyapıt değil...