Hesabım
    Yaşamaya Bak
    Ortalama puan
    3,1
    5 Puanlama
    Yaşamaya Bak hakkında görüşlerin ?

    1 Kullanıcı eleştirisi

    5
    0 Eleştiri
    4
    0 Eleştiri
    3
    1 Eleştiri
    2
    0 Eleştiri
    1
    0 Eleştiri
    0
    0 Eleştiri
    Turgay Buğdacigil
    Turgay Buğdacigil

    Takip Et! Takipçi 1.326 Eleştirisini Oku

    3,5
    22 Haziran 2022 tarihinde eklendi
    Senaryosunu da yazan Mike Mills'in yönetmen koltuğunda oturduğu "C'mon C'mon"; "Ha(y)di Ha(y)di" anlamındaki, siyah - beyaz bir psikolojik drama olarak geliyor karşımıza...

    Gelin isterseniz, Mike Mills'in, (Annette Bening tarafından canlandırılan) annesi ile (Christopher Plummer'da vücut bulan) babası ve kız kardeşi Abbie Porter (Greta Gerwig) arasındaki ilişkiye odaklandığı; kısmi otobiyografik "20th Century Women”ın (2016) ardından, 8.3 milyon dolarlık bir bütçeyle çektiği bu filme biraz daha yakından bakalım...

    ***

    - Detroit -

    Johnny (Joaquin Phoenix), yapımcı ortaklarıyla tüm ülkeyi dolaşarak; çocuklarla, yaşamları ve gelecek hakkındaki düşünceleri hakkında röportajlar yapan bir radyo gazetecisidir...

    ***

    Akşam olup da, zaten tek başına bir hayat sürdüren Johnny kalmakta olduğu otel odasına geçtiğinde; telefona sarılarak, bir yıl önce kaybettikleri anneleri Carol'ın (Deborah Strang) ölümünden bu yana bir türlü görüşmedikleri kız kardeşi Viv'i (Gaby Hoffmann) arar...

    Los Angeles'ta yaşayan Viv'den, dokuz yaşındaki yeğeni Jesse (Woody Norman) hakkında bilgi edinirken Johhny; San Francisco Senfoni Orkestrasından, muhteşem bir iş teklifi almış olan kardeşinin kocası Paul'ün (Scoot McNairy), Oakland'a taşındığını da öğrenir...

    Üstelik kısa bir süre sonra Viv'de, Oakland'a geçecektir...

    Ama Oakland'a götürülmeyerek Los Angeles'ta bırakılacak olan Jesse'ye, kimin bakacağı da net olarak belli değildir...

    ***

    - Los Angeles -

    Duydukları üzerine, ciddi anlamda davranış bozuklukları göstermekte olan babası ve annesinin de onunla daha fazla ilgileniyor olması sebebiyle kendini; bir "yetim" olarak nitelendiren Jesse'ye bir süreliğine göz kulak olacak olan Johnny soluğu, Los Angeles'ta alır...

    Kız kardeşi, Johnny'e sarılarak kendini farklı hissederken; ağaçların birbirleriyle, bir yer altı mantar ağıyla bağlanarak iletişim kurduklarını söyleyen Jesse'de dayısını, belli belirsiz hatırlamıştır...

    ***

    Ertesi sabah...

    Viv, Oakland'a kocasının yanına giderken Jesse'de evlerinin salonunda, yüksek sesle klasik müzik dinlemektedir...

    ***

    Derken...

    Johnny, diğer çocuklarla yaptığı söyleşinin benzerini, bir de Jesse ile denemeye kalkışsa da; Jesse'nin tercihi, dayısının teçhizatıyla oynamak şeklinde tezahür eder...

    Ardından da beraberce dışarıya çıkarak, Los Angeles sokaklarında dolanırlar...

    ***

    Bir "flashback" geçişiyle Johhny; hasta annesinin henüz hayatta olduğu ve kız kardeşiyle mütemadiyen tartıştığı eski günlere, bir dönüş yapar...

    Elbette çok sürmez...

    Ve...

    Gece yatmadan önce hikayeler okuduğu yeğeninin yanındadır yine Johnny...

    ***

    Neyse...

    Johnny kendince çok önemli bir tespitte bulunmaktadır...

    Şöyle ki, kız kardeşinin kocası Paul; Angela Holloway'in "The Bipolar Bear Family: When a Parent Has Bipolar Disorder" (2006) isimli 28 sayfalık kısa öyküsündeki "Bipolar Kişilik Bozukluğundan" mustarip baba ayıyı andırmakta olup bebek ve anne kutup ayılarını üzüntü ve endişeye sevk eden tavırlar sergilemektedir...

    Ne midir, bu Biboplar Bozukluğu hadisesi?

    Çok uzatmadan, Medicalpark'dan yaptığımız bir alıntıyla:

    "Bipolar bozukluk, iki farklı hastalık dönemiyle karakterize, ilerleyen iki uçlu bir ruhsal bozukluktur ve eski adıyla manik-depresif hastalık olarak bilinir... Kişinin duygu durumu coşkunluk veya taşkınlık olarak adlandırılan manik dönem ile çökkünlük olarak tanımlanan depresif dönem arasında, iki uçta değişkenlik gösterir... Bu dönemler aralıklı olarak yatışıp daha sonra tekrar alevlenebilir ancak hastalığa ait dönemlerin birbirini takip etmesi, tanı için önemli kriterlerden biridir... Belli bir süre manik duygu durumunda olan hasta daha sonra hastalığın yatışması ile birlikte haftalarca hatta aylarca hiçbir belirti göstermeyip tamamen normal ruh haline dönebilir... Ancak hastalığın yeniden alevlenmesi ile depresif dönem başlar ve kişi belirli bir süre boyunca mutsuz, karamsar, kaygılı bir duygu durumun içerisinde olur..." diyerek özetleyebiliriz...

    ***

    - Oakland -

    Gittikçe paranoyaklaşan kocası Paul'ün durumundan söz etmesinin yanı sıra birkaç gün daha Los Angeles'ta kalarak Jesse'ye bakmasını ve hatta okula da götürüp getirmesini rica edecek olan Liv, kardeşine telefon açar...

    Tamam olmasına tamamdır da...

    Johnny'nin Cuma günü New York'taki bir röportaj da, hazır bulunması da gerekmektedir...

    ***

    Neyse...

    Bir çaresini bulacaktır Johhny...

    Ancak Viv, oğlunun Johhny ile birlikte New York'a gitmesine izin vermeyecek ve kardeşinden; Jesse'ye bakabilecek birini bulmasını isteyecektir...

    Bunu kabullenir gibi görünen Johnny, Jacqueline Rose'un "Mothers: An Essay on Love and Cruelty" (2018) kitabı aracılığıyla; bir anne de olan kız kardeşini anlamaya çalışır...

    ***

    - New York -

    Johnny ve Jesse'nin ayak basarak, önceden planlanmış röportajı gerçekleştirecekleri şehirdir ve an itibarıyla da, Johnny ile Viv arasında; "Çocuğunuz, New York'u Los Angeles'tan daha çok sevdiğini söylüyor..." ve "Küçük hain... Keşke onu, orada görebilseydim... " biçimindeki telefon mesajlaşmaları geçmektedir...

    Kısa bir süre sonra Johnny ve Jesse'ye, aynı radyo ekibindeki Fernando "Fern" Thomas (Jaboukie Young-White) ile Roxanne'de (Molly Webster) katılırlar...

    Dakika 36...

    Geride sizleri, entelektüel seviyesi de bir hayli yüksek olan ve klasik müzik sevenlerin kulaklarının pasını silen bu filmde; aralarında Kirsten Johnson'ın "Cameraperson" (2016) belgeseli ile Claire A. Nivola'nın "Star Child" (2014) adındaki 40 sayfalık çizgi hikayesine de yer verileceği 73 dakikalık bir psikolojik analiz daha bekliyor olacak...

    Keyifli seyirler,
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top