Senaryosunu da...
Esat Mahmut Karakurt'un aynı isimli romanından (1946) Bülent Oran ile birlik de uyarlayarak kaleme alan Muzaffer Arslan'ın yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Ankara Ekspresi"; romantik bir savaş draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Vakti zamanında...
Aydın Arkon'un yönettiği ve başrollerinde de, dönemin yıldız oyuncularından Turan Seyfioğlu ile Zeynep Sırmalı'nın yer aldıkları...
1952 tarihli ilkinden, ziyadesiyle farklı olan ve neredeyse de...
Artık, Yeşilçam dönemi Türk sinemasının, renkli olarak çekilmiş klasiklerinden biri haline dönüşmesinin yanı sıra...
Çarpıcı mahiyetteki, önemli sahnelerindeki görüntülerden birisinin, sinema tarihçisi Ali Özuyar'ın "Faşizmin Etkisinde Türkiye'de Sinema (1939 - 1945)" (2011) başlıklı kitabının, kapak tasarımına da konu olduğu bu ikincisine...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
II. Dünya savaşı esnasında...
Gerçek kimliğini gizleyerek, bir gazinoda şarkıcılık yapan Alman vatandaşı Hilda'yı (Filiz Akın)...
Kardeşi Yüzbaşı Maximillian (Kadir İnanır) ile Binbaşı Ludwig Colman'ın (Altan Günbay) ziyaretiyle başlar...
***
Zira...
Almanya'dan çıkıp gelen Albay Ernst von Klinger (Kayhan Yıldızoğlu)...
Kendilerini, konsoloslukta yapacağı, olağanüstü nitelikteki bir toplantıya davet etmiş...
Ve bu haberin de, ivedilikle...
Hilda'ya iletilmesi gerekmiştir...
***
Ki...
Vardıklarında da...
Filmin ana karakterlerinden bu önemli üçlüye...
Adolf Hitler'in, önlerindeki en büyük engellerden biri olarak gördükleri Türkiye'yi devre dışı bırakmak amacıyla...
İlk etap da, İstanbul ve Ankara'nın işgal edileceği...
"Ankara Ekspresi" adı verilen harekat planının ayrıntıları açıklanacak...
***
Bu bağlamda da, ilk iş olarak kendilerine...
Türkiye'yi, kendi saflarında savaşa sokmak isteyen İngiltere'nin, Ankara'ya iletilmek üzere hazırlatıp yolladığı "Orta Şark" planını ele geçirmek gayesiyle...
İngiliz Binbaşı Jackson'ın (Hüseyin Kutman), bindiği trenden kaçırılması vazifesi verilecek...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 15...
***
Amirlerince kendisine, Almanya'nın faaliyetlerinin durdurulması ödevi yüklenen...
Türk istihbarat subayı Binbaşı Seyfi (Ediz Hun) şahsiyetinin de, mevzuya dahil olacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; görür görmez, birbirlerine aşık olan Hilda ile Seyfi'nin...
Görev ve aşkları arasında yapacakları tercihlerin damgasını vuracağı, çarpıcı mahiyetteki...
70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,