Hesabım
    Sosyal İkilem
    Ortalama puan
    3,3
    16 Puanlama
    Sosyal İkilem hakkında görüşlerin ?

    3 Kullanıcı yorumları

    5
    0 Eleştiri
    4
    2 Eleştiri
    3
    1 Eleştiri
    2
    0 Eleştiri
    1
    0 Eleştiri
    0
    0 Eleştiri
    Sırala
    En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
    tersköşeli
    tersköşeli

    Takipçi 57 değerlendirmeler Takip Et!

    4,5
    9 Mayıs 2024 tarihinde eklendi
    Teknolojinin ilerlemesi ile birkaç adamın icat ettiği sosyal medyanın şeytani bir tarafı olduğunu anlatmaya çalışan bir belgesel. Sosyal medya, ilk etapta kötü niyetli bir zeminden çıkmamış olabilir zira genel amacı ''sosyal insan''a sosyalleşme imkanı tanıyarak mutluluk/dopamin aşılamak. Bunu karşılığında da para kazanıyorlarsa nolmuş yani, hakları değil mi? diye düşünebiliriz. Ama gelgelelim bunu icat edenlerin kontrol edemedikleri problemler baş göstermiş vaziyette, bunları öngörememiş olmak eleştirilebilir ama olan oldu ve bunu nasıl kontrol edebilirizi düşünmemiz daha akıllıca sanırım. Bizza yabancı dil öğrenmek için indirdiğim bi uygulamadan edindiğim birkaç yabancı arkadaşımdan örnek vermek istiyorum. Aralarında yabancı dilini geliştirme kaygısı olan yalnızca bendim sanırım, hepsi derin bir yalnızlık hissiyle bu tip platformlara girmişlerdi. Yalnızlık hissini sosyalleşerek gidermek isteyen; arakadaş arayan derttaş arayan zombilerle doldu çevremiz. Oysa bunun sebeplerinden biri de belki yine sosyal medya. Hastalığın hem kendisi olup hem de ilacın kendisi olduğunu iddia etmek... Bu size bir şey hatırlattı mı? Evet bu uyuşturucu mekanizmasının ta kendisidir. O zaman el sallayın, siz de bir uyuşturucu bağımlısısınız. Hemen hepimiz öyleyiz. 2024 itibariyle sosyal medyanın aktifliğinin 2010 lardan sonra daha fazla arttığını varsayarsak genç nesil bundan pozitif olarak da negatif olarak da en fazla etkilenen kesim durumunda. Belgeselde kendini yaralama ve intihar vakalarındaki kritik artışı gösteren grafikler gerçekten distopik bir senaryoda olduğumuzun göstergesi. Daha genç olan oğlan ve kızın bu bağımlılıktan fütursuzca etkilenmeleri, kızın telefonsuzluğa dayanamayıp camı kırması sahnesi, oğlanın politik söylemlerin esiri olmasıyla başını belaya sokması, bunlar en yakınımdaki gençleri anımsattı bana, bizzat kız kardeşim de dahil. Daha geç yaşlarda sosyal medyayı keşfedenler ise hayatın diğer taraflarının daha çok farkında olduklarından daha biliçnçliler diye korkarak genelliyorum(şüphelerim de epey fazla). Çoğu -özellikle ebeveynler- çocuklarının gözünü ekrandan ayırmamasından şikayetçidirler ve yasaklamaya, kısıtlamaya çalışırlar ama gelgelelim bir bebeğe yemek yedirmek için de bu uyuşturucuya başvurmaktan geri durmazlar. Hem gel vakit geçirelim deyip hem de sıkılınca ''neden gidip telefonuna filan bakmıyorsun?'' diye çıkışırlar. Oysa dopamin eksikliğini de gideremesi gereken başta ailedir. Çocukların bu durumda suçu ne? Gneç beyinler onay alma beğenilme iç güdüsüyle sosyal medyanın kucağına atlıyor, oradaki maratondan yorulunca da mental ihtiyaçlarını karşılayamamanın epresifliğiyle intihara ya da kendini yaralamalara başvuruyorlar. Acaba insanların bizim hakkımızda ne düşündükleri sosyal medya çağından önce de bu kadar kritik önemde miydi? Bu platformların zaman içinde insanların zayıflıklarından faydalandıklarını fark etmeleri de bunu değiştirememiş oysa. Bizzat Sean Parker ''bilinçli bir şekilde yine de buna devam ettik'' diyerek itiraf ediyor belgeselde. Ana sebebi ise buna ne kadar devam ederlerse o kadar fazla içeri para akması malesef. ''Hepimiz birer kobayız'' cümlesi de doğal sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Öyle hızlı bir yaşam sisteminin içinde yaşıyoruz ki insanların 2 dakika boş durmaya sabrları yok, ve işte bu kısa sürelerde de bize eğlenceli, bilgi içerikli, ilgilerimizi barındıran ve bunlarla bize dolu dolu bir 2 dakika vadeden sosyal medyaya gidiyor hemen elimiz. Yaşadığımız her saniye dolu olsun istiyoruz. Oysa bomboş içeriklerle 2 dakikalık diye başlayıp 52 dakika sonra kendimize geldiğimizde hayatı ne kadar dolu ya da boş yaşadığımızı sorguluyoruz.. ya da sorulamıyoruz.. her neyse.. belgeselde de örneğini verdiği üzere sosyal medyanın algoritması size kaçacak tavşan delikleri yaratıp olabildiğince sizi ekran başında tutmak. Truman Show örneği de epey isabetli kanımca; milyonlarca Truman Show dolanıyor sokaklarda. Gerçeğin ne olduğunun bu denli belirsiz olduğu bir dünyada artık çeşitlilikleriyle ve yüzyılların kültürel birikimiyle onlarca toplum yok. Artık aynı sosyal medyanın kültüründe yetişen tek bir insan topluluğuyuz dünyada ve bu çatışmaları da beraberinde getiriyor haliyle. İnsanlar kolayca örgütlenebiliyor, kolayca manipülasyon yapıp yeni yetişen zihinlerle oyun hamuru gibi oynayabiliyor. Kaynağı sorgulanmadan inanılan komplo teorileri, asılsız haberlerle oluşan bilgi zehirlenmesiyle insanın neye inanacağını şaşırtıyor; hayatın anlamını, ahlakı, sınırları trilyonlarca yanlış bilginin içinden ayıklamaya çalışırken tonla zaman kaybediyorsunuz, psikolojik rahatsızlıklar yaşıyorsunuz ve bunun sonu hiç de iyi bir yere gitmiyor. Türk toplumu da bundan epeyce etkilenen toplumlar içinde malesef, toplum yapımız okumayı, araştırmayı, doğru düşünmeyi pek bilmeyen bilinçsiz bir toplum ve gittikçe de bu tek toplum operasyonunun kurbanı olarak kimliğimizi kaybediyoruz. Belgeselde geçen bir diğer çarpıcı cümle de şuydu ''Varoluşsal tehdit sosyal medyanın kendisi değil, toplumdaki kotu yonleri ortaya cikarabilme yetisindedir''. Sosyal medya elbette tamamen zarar değil; hem bir ütopya hem bir distopya vadediyor lakin toplu bir irade ile sosyal medyanın sınırsızlığı kontrol edilmeye çalışılmalıdır. Eğer bir umut varsa bu şekilde vardır. Aksi takdirde varoluşsal bir tehdit oluşturabilir diyor belgeselin sonunda ki bu da yapay zekanın kontolü tamamen ele almasıyla olacaktır, nitekim zaten büyük oranda yapay zekanın hayatımıza hükmetmesiyle yaşıyoruz. Havalı olan değil doğru olan sistemi kurduğumuzda belki kurtulabiliriz..
    Hayrullahmutlu1999
    Hayrullahmutlu1999

    1 değerlendirme Takip Et!

    3,5
    22 Eylül 2020 tarihinde eklendi
    Son 10 yılda hayatımıza tam anlamıyla giren sosyal medyanın , farklı yönlerini ele alan bir belgesel. Açıkçası insanı, davranışlarını sorgulamaya ittiğini söyleyebilirim. Büyük teknoloji şirketleri tarafından maruz kaldığımız manipülasyonlar ve illüzyonlar yüzünden, ekrana bağımlı depresif ve kaygılı insanlar haline geldik. Belgeselin en vurucu cümlesi bence şuydu: Biz bu illüzyondan öncesini bilen son nesil mi olacağız?
    sirius
    sirius

    1 değerlendirme Takip Et!

    4,5
    7 Ekim 2020 tarihinde eklendi
    neden mutsuzum neden yakın çevrem mutsuz neden herkes daha da mutsuz olmaya başladı diye soruyorsanız, izlemenizi gerektiren sebepleri içeriyordur.

    geçmişi günümüzü ve geleceği size rehber eden, teknolojinin psiko-sosyolojik etkilerini, devletlerin ve şirketlerin de içinde olduğu bir bütün olarak düşünmenizi sağlayacak bir belgesel…
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top