Senaryosunu...
Mark Chappell kaleme alırken, yönetmen koltuğunda da Tom George'un oturmak da olduğu "See How They Run"; komedi tarzda kurgulanılmış bir polisiye olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
"Yılın En İyi İngiliz Filmi" kategorisindeki BAFTA ödülüne de aday gösterilen bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
- Londra'nın Batı yakası, 1953 -
Film...
Kulis de cesedi bulunan Leo Kopernick'in (Adrien Brody)...
"Agatha Christie'nin (Shirley Henderson) "Fare Kapanı"... Bana göre, ikinci sınıf bir cinayet romanı... İzlediğimden demiyorum hani...
Ama polisiye işte... Hepsi birbirinin aynısı...
Olayın örgüsünü biliyorsunuz...
Tüm önemli karakterlerin takdim edildiği upuzun bir giriş... Yaşadıkları dünyayı biraz kavrıyorsunuz... Sonra aralarından en sevimsiz olanı öldürülüyor...
Hayatından bezmiş bir dedektif olaya dahil oluyor... Her şeye burnunu sokmaya başlıyor... Tanıklarla konuşuyor... Bazı yanlış yönlere sapıyor...
Sonra tüm şüpheliler, misafir odasında toplanıyor ve dedektif, en olmayacak ahmağı işaret ediyor... Çünkü adam, ne bileyim, ayakkabılarını bağlamış olabilir...
Ama ben ne anlarım...
İngilizler buna bayılıyor...
Oyun ortalığı yıktı... Hatta, yaptığı gişeyi saymıyorum bile...
İşte bu da, kasanın başında duran kişi, Petula Spencer (Ruth Wilson)...
(Agatha'nın bizzat katılmayıp, sadece pasta gönderdiği) Yüzüncü performansı kutlamak amacıyla düzenlenen, müsrifçe bir etkinlik...
Paranoyak karısının kollarında dans eden, film yapımcısı John Woolf'un (Reece Shearsmith), oyunun filmini çekmek istemesine şaşırmamalı...
Ben de, burada devreye giriyorum... Adım Leo Kopernick... Önemli bir Hollywood yönetmeni...
Oyundan biraz daha az sıkıcı olan film uyarlamasını çekeceğim... Yazar, dev bir kibir abidesi olunca zor iş...
Senarist Mervyn Cocker-Norris (David Oyelowo)...
Elbette eğitimli... Ağdalı lafları iyi biliyor... Fakat yazmayı geçtim, sanki hiç film seyretmemiş gibi bir hali var...
Buralarda çekici bulunan ne var?
(Tiyatro oyununun, başrol oyuncuları) Sheila Sim (Pearl Chanda) ve Richard "Dickie" Attenborough (Harris Dickinson)...
Çocuk, kendi ses tonuna bayılıyor... Konuşma yapma ihtimali yarı yarıya...
Yüzü bulup, halen oyunda olan bir şey daha mevcut... Petula'nın annesi (Ania Marson)...
İhtiyar manyak, deniz ürünlerine bayılır...
Dedikodusunu yapmak bana düşmez ama şuradaki kızların, Amerikan aksanı ve bir çift çorap için yapmayacakları şey yok...
Ancak kocaları...
Tamam...
(Doğrudan birazdan üzerine atlayarak yere yıkacağı, asıldığı Sheila'nın kocası Dickie'yi kastederek)...
Galiba birinin artık sana dersini vermesi gerekiyor... O kadar kolay ikna olmazlar...
Bunların hepsi, biraz da dolambaçlı bir yoldan, niye sahne arkasında üstümü değiştirmek zorunda kaldığımı anlatmak içindi...
(Üstünü değişmek üzere kuliste, suratını gizlemesi sebebiyle, kendisini tanıyamadığı birisinin saldırısına uğradığında)...
Böyle olacağını tahmin etmeliydim... Daima, en sevimsiz karakter güme gider...
Polisiye işte... Hepsi birbirinin aynısı..."
Şeklindeki girişiyle başlarken...
***
Bu davadaki soruşturma da...
Alkolik Müfettiş Stoppard (Sam Rockwell) ve soruşturma çalışmalarına yeni başlayan, çaylak Polis Memuru Stalker (Saoirse Ronan) tarafından yürütülür...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 18...
***
Üstündeki gizem perdesinin aralanarak...
Leo'nun katili olarak piyangonun kime vuracağının ortaya çıkacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenmedik sürprizleri de bünyesinde barındıran, 80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,