En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.424 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
22 Mart 2026 tarihinde eklendi
Kurgusal mahiyetteki hikayesine uygun vaziyetteki senaryosunu da...
Vakti zamanında...
Kendi yarattığı 6 sezonluk, aynı isimli TV dizisinden (2013 - 2022) uyarlayarak Steven Knight'ın kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da, dizinin ilk sezonundaki 3 bölümü de çeken Tom Harper'ın oturmak da olduğu "Peaky Blinders: The Immortal Man"; sıra dışı olarak nitelendirebileceğimiz, bir suç draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
İşlenen konuyu anlamak ve de gerekli duygusal hazzı hissedebilmek maksadıyla...
Bırakın, ciddi bir hayran kitlesini peşinden sürükleyen, 6 sezonluk dizinin tamamının dikkatle izlenilmiş olmasını...
Böyle bir dizinin varlığından haberdar olmanızın dahi gerekmeyeceğini, gönül rahatlığıyla belirtmekten geri durmamamıza ihtiyaç bulunmamasına da ilaveten...
Kusursuz bir dönem atmosferini içeren prodüksiyon işçiliğiyle, beyaz perdeye aktarıldığını gördüğümüzü de, ifade etmek arzusunda olduğumuz bu Netflix platformu filmine...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
"Sachsenhausen Toplama Kampı'ndaki esirler aracılığıyla, 1940 senesinde...
Nazi Hükümeti, yüz milyonlar değerindeki sahte Sterling'i (GBP) bastı...
Parayı, Batı Avrupa'da faşizme karşı duran son ülke Büyük Britanya'ya sokmak için de bir plan yaptı...
Kafalardaki modele göre...
Paranın banka sistemine akışıyla, ekonomi çökecek ve savaşı da Almanya kazanacaktı..."
Şeklindeki bir bilgilendirmeyle başlarken...
***
19 Kasım 1940 gününün, gece vardiyası akşamında...
İngiltere'deki Birmingham Hafif Silahlar Fabrikası'ndaki çalışma arkadaşları...
Agnes'ın (Ruby Ashbourne Serkis) doğum gününü kutlarlarken...
Aynı saatler de, bir hava saldırısı düzenleyen Nazi uçakları...
Söz konusu fabrikayı, yerle bir etmektedirler...
***
Ki...
Bir zamanların, Peaky Blinders çetesinin, gözünü budaktan esirgemeyen efsanevi lideri Thomas "Tommy" Shelby (Cillian Murphy) ise...
Şimdilerde, kendini emekliye ayırdığı...
Bölgeye yakın bir arazi içindeki malikanesinde...
Münzevi bir hayat sürdürerek, geçmiş anılarla dolu olduğunu düşündüğü otobiyografisini yazmak için uğraşmak da...
***
Bu yüzden de...
Her kim olursa olsun...
Kimseciklerin, arazisine ve hayatına girmesini istememek de olup...
Bu durumu, tüm ihtiyaçlarını karşılayan yakın dostu Johnny Dogs'a da (Packy Lee) iletmektedir...
***
Derken...
Aralık 1938'de intihar ettiği söylenen...
Peaky Blinders'ın ilk liderlerinden ağabeyi Arthur ve erken yaşta hayatını kaybeden kızı Ruby'nin (Bonnie Stott) acılarını bir türlü unutamayan Tommy'nin ziyaretine...
Peaky Blinders'ın başına, en büyük oğlu Erasmus "Duke" Shelby'nin (Barry Keoghan) geçtiğini...
Ve kendilerine direnen yöre halkına rağmen, bombalanan fabrikadaki silahlar ile patlayıcılara el koyduğunu bildirecek olan kız kardeşi Ada Shelby Thorne (Sophie Rundle) gelir...
***
Zaten çok geçmez...
Almanya'da basılan ve tıka basa doldurulduğu çantalar içinde Liverpool limanına doğru...
Gemiyle yola çıkartılan, 350 milyon Sterling tutarındaki paranın muhaberatına dair ayrıntıları vermek üzere Nazi ajanı John Beckett'ta (Tim Roth)...
Astığı astık, kestiği kestik bir konumundaki, bıçkın karakterli Duke'un...
Nazi hükümetince görevlendirilen John Beckett'ın vazifesi...
Bu parayı, organize suç örgütleri aracılığıyla...
Britanya piyasasına sokmak...
Ve Peaky Blinders'ın da bu operasyondan, %20 oranındaki...
Yani rahatça kullanabileceği, 70 milyon Sterling tutarındaki bir payı almasını sağlamak olduğu ortaya çıkarken...
***
Aynı esnada...
Hem de, enteresan bir biçimde...
Eski sevgilisi ve Duke'un annesi Zelda'nın ikiz kız kardeşi Kaulo Chiriklo'da (Rebecca Ferguson)...
Tommy'nin evindeki davetsiz bir misafir olur...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 32...
***
Birbirinden değerli oyuncuların, performanslarıyla göz kamaştırmaya ve heyecanın da hız kesmeden artmaya devam edeceği filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenilmedik nitelikteki ters köşe sürprizler ile umulmadık gelişmeleri de bünyesinde barındıran, 80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Tommy Shelby efsanesinin 2026 yapımı bu sinema filmiyle dönüşü tek kelimeyle muazzam olmuş. Dizinin finalinden sonra Birmingham'ın o karanlık, puslu ve gerilim dolu atmosferini beyazperdeye bu kadar kusursuz aktarabilmeleri büyük bir yönetmenlik başarısı. Cillian Murphy'nin her zamanki gibi ekrandan taşıp izleyiciyi içine çeken oyunculuğu yine zirvede. Yalnız şunu özellikle belirtmeliyim; böyle sinematografisi güçlü, renk paleti karanlık bir şaheseri sürekli donan, piksel piksel olan veya reklam fışkıran kalitesiz yerlerde izlemek filme yapılabilecek en büyük hakaret. Ben bu görsel şöleni tesadüfen keşfettiğim Film İzle Max platformu üzerinden 1080p Full HD ve sıfır donma ile izledim. Görüntü kalitesi o kadar iyiydi ki, o atmosferin tam kalbindeymişim gibi hissettirdi. Filmin senaryo kurgusu, müzik seçimleri ve özellikle o nefes kesen final sahnesi günlerce aklımdan çıkmayacak. Hem filme tam puan veriyorum, hem de bu kaliteyi bozmadan bize ulaştıran Film İzle Max ekibine teşekkür ediyorum. Kesinlikle izlenmeli!
Birmingham’ın isli sokaklarında bazı hikâyeler bitmez… sadece yanlış anlatılır.
Thomas Shelby’nin hikâyesi de bitmemeliydi bir filmle. Bu, bir son değildi. Daha çok aceleye getirilmiş bir vedaydı. Oysa bu dünya, bir sezon daha taşırdı yükünü… karakterler nefes alır, hesaplaşmalar derinleşir, geçmiş bugünü daha sert yakalardı.
Ama bu anlatıda… geçmiş sadece bir kaçınılmaz sığınak gibi kullanılmış. Flashback’ler var, ama ruh yok. Thomas’a kitap yazdırmak… bu adamın savaşını kelimelere hapsetmek… bu, Shelby değil. Bu, bir gölgenin hatırası.
“Çingene Kralın Laneti” deselerdi… belki daha dürüst olurdu.
Çünkü bu hikâyede lanet var. Ama o lanet düşmanlardan değil… seçimlerden geliyor.
Bir adam inzivaya çekildiğinde… geri dönüşü bir anda olmaz. Hazırlık ister. Karanlıkla yeniden anlaşma yapmayı gerektirir. Ama burada… her şey fazla hızlı. Fazla kolay. Fazla yüzeysel.
Oysa Peaky dünyasında düşmanlar beklemez… plan kurar. Zihinle savaşır. Sabırla boğar. Çatışma dediğin… sadece kurşun değil, akıldır.
Burada ise… fırtına yok. Sadece son dakikalara saklanmış kısa bir patlama var. Bir ülkeyi kurtaran birkaç dakikalık bir oyun…
Bu, Shelby’lerin dünyası değil.
Atmosfer hâlâ güçlü. Oyunculuklar hâlâ sağlam. Ama ruh… başka bir yere savrulmuş.
Müzikler bile eskisi gibi konuşmuyor artık. Eskiden bir sahneye giren nota… karakterin içini açardı. Şimdi sadece eşlik ediyor.
Belki de sorun beklentiydi. Belki de bu hikâyeye fazla inandık.
Yine de… saygıdan izlenir. Çünkü bazı isimler… ne olursa olsun yarım bırakılmaz.
Ama gerçek şu: Bu bir final değil. Bu… eksik kalmış bir veda.
Bu filmin yerine diziye bir sezon daha ekleyip finale gitselermiş iyiymiş. Thomas Shelby'ye kitap yazdırmak, çokça flashbeck neydi anlamadım. Yalnız çabucak bitti.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.