Senaryosunu, bizzat serinin yaratıcısı Chris Sparling'in, yeni yazar ortağı Mitchell LaFortune ile beraber kaleme aldığı...
Yönetmen koltuğunda da...
Kapsamlı bir yorumunu, yine bu mecrada paylaştığımız 2020 tarihli ilkinde de olduğu gibi Ric Roman Waugh'un...
Kendilerine, para kazandıracaklarını uman yapımcıların ısrarı neticesinde, oturmaya devam ettiği "Greenland 2: Migration"; bilim-kurgu tarzda kurgulanılmış, bir aksiyon gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
İlk filmin gişe hasılatının verdiği cesaret ve gazla...
90 milyon dolar tutarındaki, öncekinden daha da abartılı bir yapım bütçesiyle...
Teknik nitelikteki, yeşil perde ve görsel efekt uygulamalarının, ciddi anlamda şaha kaldırılarak vizyona sokulmasına ek olarak...
***
En nihayetinde de...
Masa başında kotarılmış, bir post-prodüksiyon harikası olarak çekilerek...
Günün sonunda da, brüt 41,4 milyon dolarlık...
Gerçek de, bir iflasa da işaret eden, ziyadesiyle cılız bir getiriyle...
Doğrudan gişeye çakılan bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
Başrol karakteri John Garrity'nin (Gerard Butler)...
"Dünyanın %75'i, belki de daha fazlası... Hala bilmiyoruz... Yok oldu...
Çarpışmanın üzerinden 5 yıl geçti... Ama, (dünyaya çarpan kuyruklu yıldız) Clarke halen bizimle olan işini bitirmemişti...
Zira...
Yörüngemizde sıkışıp kalan parçacıkları da, bizi habersizce vuruyordu...
Onu, yeniden inşa etmeye çalıştık... Fakat dünyanın kendisi, henüz hazır değildi...
Ve bizi yeniden, yeraltına dönmeye zorladı...
Radyasyon, her yeri farklı şekilde etkiledi...
Çoğu yer, kavrulup kül oldu...
Bazıları ise, nedenini bilmediğimiz bir şekilde yemyeşil kaldı...
Hayat, kirliliğin içinden yolunu buluyordu...
Sığınağımız dayanıyor...
Elimizden gelenin, en iyisini yapıyoruz...
Yeraltında yaşamak kolay değil... Ama bulabildiğimizde mutlu da oluyoruz...
Birlik de..."
Biçimindeki, fazlasıyla iyimser bir bilgilendirmeyle başlarken...
***
Üzerindeki koruyucu kıyafet ve maskelerle...
Özellikle de yiyecek ve işe yarar malzeme bulabilmek umuduyla, yüzeyde keşfe çıkan aynı John...
Meydana gelen, ani bir fırtına nedeniyle...
Kalmak da oldukları, Thule Hava Üssü, Grönland İstasyonu'na...
Güç bela olarak kendini atıverir...
***
İşte...
Yaşama tutunmayı başaranların bir kısmının başlarını soktukları sığınaktaki vakitler...
Böylece geçip giderken...
Sıradan olduğu varsayılan, o günlerden birinde meydana gelen bir deprem...
Söz konusu sığınağı, artık yaşanılması mümkün olmayan bir bir mekan haline dönüştürür...
***
Böyle olunca da...
Mecburen herkes sığınağı boşaltırken...
Aralarında...
John ve karısı Allison Garrity (Morena Baccarin) ile 15 yaşındaki oğulları Nathan Garrity (Roman Griffin Davis) ve Dr. Casey Amina'nın da (Amber Rose Revah) bulunduğu bir grup insan...
Atladıkları bir cankurtaran botuyla, yakıtları bitene kadar...
Kıta Avrupa'sına doğru yola koyulurlarken...
***
Geride kalan insanların büyükçe bir çoğunluğu ile Grönland'taki tesis...
Bir tsunami sonrasında yok olup gider...
***
Derken...
Cankurtaran botundakilerin...
Tam tüm umutları, bitip tükenmekteyken...
Her ne kadar asıl hedefleri, "krater" adındaki bir bölge olsa da...
İlk etap da kendilerini, harabe durumdaki Liverpool'da buluverirler...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 38...
***
"Karater"e ulaşmak amacıyla yapılacak, bin bir türlü tehlikeyle dolu...
Maceralı bir yolculuğun damgasını vuracağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenilmedik nitelikteki, sürpriz bir finali de bünyesinde barındıran, 60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,