Senaryosunu, hikayesini de yazan Rhett Reese ile Paul Wernick'in Chris McKenna ve Erik Sommers ile birlikte kaleme aldıkları ve yönetmen koltuğunda da Dexter Fletcher'ın oturmakta olduğu "Ghosted"; "romcom (romantic comedy)" ile "aksiyon - maceranın" birlikte harmanlandığı, absürt bir drama olarak geliyor karşımıza...
Gelin isterseniz, yeşil perde ve görsel efekt teknolojileriyle başarılı makyaj uygulamalarının yanı sıra zorluk derecesi yüksek sahnelerindeki koordinatörlüklerini; Felix Betancourt, Steve Brown, Clay Cullen ve Garrett Warren'ın üstlendikleri, dublör oyuncuların performanslarına yaslanılarak çekilen bu Apple TV+ filmine biraz daha yakından bakalım...
- Washington, D.C., Şehir Dışı -
Aracıyla, sakin bir şekilde yoluna devam etmekte olan Sadie Rhodes'un (Ana de Armas) telefonu çalmaya başlar...
Kendisini arayan...
Telefonu açar açmaz, "Beni ektin... Randevumuz vardı..." diyecek olan psikoloğu Dr. Claudia Yates'tir (Anna Deavere Smith)...
Ve aralarında, dikkat çekici şu konuşma geçer:
SR - "Dağlar çağırdı..."
Dr.- "Sadie, olanlardan etkilenmen normal... Herhangi birinin ölümü, üzerimizde baskı kurabilir..."
SR - "Bunun olanlarla ilgisi yok... Onu tanımıyordum bile... Ama o da, benim gibiydi... Aynı yaş, aynı iş... Evindeydim, benimkinin aynısıydı... Güzeldi fakat soğuktu... Boştu, sadece bir tane mahzun saksı bitkisi vardı... Yani sahip olduğumdan daha fazlası... Tek başına öldü..."
Dr.- "Sadie, anda kal... Büyük hamleler, büyük değişiklikler yok..."
SR - "Yeni tanıştığım rafting rehberiyle evlenmeyeyim mi?"
Dr.- "Önce saksı bitkisiyle başla..."
SR - "Yerim herhalde... Soğuk... Boş evimin buzdolabı da soğuk, boş... Market alışverişi için duracağım..."
Dr.- "Yarın konuşalım..."
SR - "Evet..."
Neyse...
Müşterilerine...
"Bee Kind" logolu çantaların içlerine koyduğu, çiftliklerinde ürettikleri organik bitkisel ürünlerden satan ziraat mühendisi Cole Turner'ın (Chris Evans) standının da bulunduğu bir yerel pazar yerindeyiz...
Stand komşularından Edna (Victoria Kelleher) kendisine, "Selam Cole... Sen iyi misin?" diye sorarken...
Martin'de (Israel Vaughan), "Evet, terk edilmişsin... Şanssızlık işte dostum..." diyebilmektedir...
Bunun üzerine Cole, kendilerine sitemini belirtse de...
Joann'de (Jordan Blair Mangold Brown) mevzuya eklemlenmek de çok gecikmez...
Yani...
Anladığımız kadarıyla pazar esnafının neredeyse tamamına yakını, Cole'un terkedildiğini bilmekte; ancak Cole, bu konu hakkında konuşmamayı tercih etmektedir...
Derken...
Aynı pazara, alışveriş yapmak üzere Sadie'de giriş yapar...
Önce bir baget ekmek satın alan Sadie, ardından da kamyonetine kadar gitmiş olan Edna'nın çiçek standına uğrayarak; beğenerek eline aldığı bir begonya saksısıyla, standın satıcısını ararken...
İmdadına...
Koşarak gelen Cole yetişir...
Fakat kendi iddiasına göre, bir resim küratörü olduğu için sıklıkla seyahat ederek dünyadaki tüm sanat galerilerini dolaşan hatta bazen bir iki ay süreyle evine uğrayamayan Sadie için; iki günde bir sulanmaları gereken begonyaların uygun olmadıkları anlaşılacak ve Cole kendisine, sahici gibi görünen yeni nesil plastik bitkileri önerebilecektir...
Sadie, bu öneriyi "üzücü" bulduğunda ise...
Cole'dan alacağı karşılık, "Bir bitkiyi öldürmek kadar üzücü olmaz" şeklinde olacaktır...
Yine de Sadie, begonyayı satın almakta ısrar ettiğinde; Cole, "Bunu sana vicdanım rahat bir biçimde satamam..." diyerek karşı koyunca...
"Vicdanın rahat biçimde mi? Nesin sen, bitkilerin aziz efendisi mi?" olan Saide'nin sitemkar yanıtı da gecikmez...
Ama...
"Canlı varlığa karşı bu kadar kayıtsız olabilen birine, bitki satma konusunda rahat değilim..." diye de sözlerine devam edince Cole...
"Kayıtsız" olmakla suçlanan Saide, tam da "Palyaço Çiftçi" olarak yaftalayacağı Cole ile ağız dalaşını büyütecekken; standın asıl sahibi Edna çıkıp gelerek, begonyayı 10 dolara Sadie'ye satarak bu tartışmaya son noktayı koysa da...
Filmin konusuna damgasını vuracak bir biçimde Cole, Saide'ye; bakıma ihtiyaç duymayacak olan, küçük bir kaktüs hediye etmeye kalkışır...
Bu arada...
Standına gelmeden önce, kendilerini uzaktan süzen Edna Cole'e...
Aptalca bulduğu tartışmalarının arka planında, gerçekte flört etmekte olduklarının yattığı ve bu bağlamda da, Saide ile Cole'ün birbirlerine telefon numaralarını vermelerini beklediğini belirtir...
Zira Edna'ya göre, aralarındaki "cinsel gerilim" apaçık ortadadır...
Bunları Edna'dan işitir işitmez...
Bu kez standını Edna'ya teslim eden Cole, Saide'nin otomobiline doğru bir hamla yaparak; onu durdurur ve birlikte çıkmayı teklif eder kendisine...
Oldukça şaşıran Saide, önce pek bir tepki vermese de; beraberce bir kahve içebileceklerini söyleyerek Cole'u de otomobiline alarak şehre inerler...
Ellerindeki karton kahve mugları ile Washington sokaklarında turlayarak sohbet eden Sadie ile Cole'ün uğradıkları mekanlar arasındaki en ünlüleri, "Exocist" (1973) filminin çekildiği ve bugün artık "Exorcist Steps" olarak da bilinen Georgetown'daki beton merdiven basamakları ile "Ulusal Sanat Galerisi (National Gallery of Art)" olur...
Ardından da...
(Canlı müzik yapan bir rock grubuna solist olunan) "Rockaoke" eşliğinde Saide'nin şarkı söyleyeceği bir bara gidilir...
Bütün geceyi sokaklarda geçiren çift sabahki finali de, Sadie'nin evinin yatak odasındaki yatakta yaparlar...
Sonrasında da...
Mutluluktan ayakları yerden kesilerek uçmakta olan Cole; babasının rahatsızlığı sebebiyle, ebeveynleri (anne - Amy Sedaris, baba - Tate Donovan) ve kız kardeşi Mattie Turner (Lizze Broadway) ile birlikte yaşamak zorunda kaldığı çiftlik evine döner ve onlara Sadie'den söz eder...
Çiftlikteki tüm işlerde, babası ve kız kardeşiyle beraber çalışan ve zaten o yüzden de, ayrı bir evde yaşayarak kafasındaki kitabı yazamayan Cole'ün şimdiki en önemli sorunu; gönderdiği mesajlara cevap yazmadığı gibi telefonunun da, Sadie tarafından bir türlü çaldırılmıyor olmasıdır...
Tam morali büsbütün bozulmuşken Cole'ün aklına birden, üzerinde bir GPS cihazı da bulunan astım spreyini; Sadie'nin çantasında unuttuğu gelir...
Ki bu ona, Sadie'nin bulunduğu lokasyonu görebilme imkanı sağlayacaktır...
Evet...
An itibarıyla Sadie, Londra'dadır...
Peki bu bilgi Cole'un ne işine yarayacak?
Annesi ile babasının verdikleri gazla, Sadie'ye sürpriz yapmak amacıyla Cole'da Londra'ya uçacak...
Fakat ne yazık ki Cole, Doğu ABD sahilini yok edecek bir silahın şifresini elinde tutan "Taxman" olduğu varsayımıyla Leveque (Adrien Brody) liderliğindeki bir grup adam tarafından kaçırılırken; Cole'de, Sadie'nin bir CIA ajanı olduğunu ve aklını aşan işler çevirdiğini keşfetmekte gecikmeyecektir...
Dakika 30...
İzlemeseniz de, hiçbir şey yitirmeyeceğinizden tamamen emin olduğumuz...
Zaman kaybının ötesinde, pek de fazla bir şey ifade etmeyeceğini de açıkça gördüğümüz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımıza; "Bu filmi neden çekmişler acaba?" da dedirtecek, 86 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
Olsun ben yine de seyrederim diyenlere de...
Keyifli seyirler,