Senaryosunu da...
Ivan Atkinson ve Marn Davies ile beraber kaleme alan, nevi şahsına münhasır sinemacılardan Guy Ritchie'nin yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "The Covenant"; Amerikan emperyalizminin, yenilgiyle sonuçlanan askeri operasyonlarından Afganistan'dakine ilişkin olarak...
"Rambovari" tarzda kurgulanılmış, hamasi nitelikteki...
Yeni nesil bir kahramanlık draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
55 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilerek...
Özellikle de, saçmalamaya apaçık bir biçimdeki hikayesi bağlamında...
***
Hayata, birer zavallı "sosyal medya kuşu" olarak takılan ve o mecra dışındaki dünyanın hakikatlerinden, ne yazık ki bihaber vaziyetteki...
Ve üstelik...
Kimsece iplenilmedikleri de apaçık ortada olmalarına ilaveten...
***
Ellerindeki cep telefonlarıyla, yeni yüklenen youtube videolarına bakınırken sigara kullanmayı da...
Üst perdeden, bir statü belirleyici zanneden aile boyu birkaç "asalak" veya da tipik "salak" muhteviyatındaki liseli ergen ve benzerleri dışındaki...
Aklı başındaki hiç kimseyi ikna edemediği, etmesinin de zaten kesinlikle mümkün olamadığı için, brüt 21,9 milyon dolarlık bir hasılat rakamıyla...
Doğrudan gişeye çakılarak, adeta bir çöp yığınına dönüşen bu aksiyon macera filmine...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
"7 Ekim 2001...
Amerika'daki 11 Eylül saldırılarına misilleme olarak Afganistan'a ABD askeri konuşlandırıldı...
Aralık 2011'e kadar bu sayı ABD askerine yükseldi...
ABD ordusu tarafından Afgan tercüman istihdam edildi; bu tercümanların Özel Göçmenlik Vizesi başvurusunda bulunma ve Amerika'ya yerleşme hakkına sahip olacakları anlaşması yapılmıştı..."
Şeklindeki bir bilgilendirmeyle başlarken...
***
Mart 2018'e gelindiğinde, Leşkergah Afganistan'da...
Amerikalıların oluşturduğu bir kontrol noktasında...
Kıdemli Başçavuş John Kinley (Jake Gyllenhaal) komutasındaki...
Başçavuş Charlie "Jizzy" Crow (Sean Sagar), Başçavuş Joshua "JJ" Jung (Jason Wong), Başçavuş Jack "Jack Jack" Jackson (James Nelson-Joyce), Birinci Sınıf Çavuş Kawa Mawlayee (Kendisi), Birinci Sınıf Çavuş Eduardo "Chow Chow" Lopez (Christian Ochoa) ve Başçavuş Tom "Tom Cat" Hancock (Rhys Yates) tarafından...
Afganlı tercüman kullanılarak yapılan, rutin yol yoklamalardan birisinde...
***
Şüpheli bulunarak durdurulan bir kamyon...
Tam arkasındaki kasası açtırılıp aranacakken, uzaktan kumanda ile patlatılarak infilak ettirilirken...
Görevli tercüman da hayatını kaybeder...
***
Ertesi gün...
Parvan Vilayet'ne bağlı Bagram Hava Üssü'nde...
Başçavuş Steven Kersher'da (Bobby Schofield), Kinley'in ekibe katılırken...
***
Gerçek de...
Savaş öncesindeki dönemde, tanınmış uyuşturucu tacirlerinden birisi olmasına ve yıllarca Taliban'la birlik de çalışmasına karşın...
Oğlunu öldürmeleri nedeniyle, onlarla olan ilişkisini kestiği kısmını atlayıp...
Asıl mesleğinin, sadece tamircilik olduğunu söyleyen Ahmed Abdullah'ta (Dar Salim) aralarına...
Yeni tercümanları olarak eklemlenir...
***
Ve...
İlk iş olarak da...
Taliban'ın patlayıcıları nerede imal ettiğini öğrenmek amacıyla...
Yerel halktan Faraj'ı (Ash Goldeh) kaçırıp, para da vererek konuşturmaya çalışırlar...
***
Ardından da...
Elde edilen tüm malumat birleştirildiğinde...
Kinley ve ekibi, kendilerine kılavuzluk yapan Haadee'nin de (Reza Diako) ısrarıyla...
Taliban'a doğru yönlendirildiğinde...
Ahmed bunu, açıkça bir tuzak olarak değerlendirir...
***
Ki...
Böylelikle de, Taliban'a dair ilk keşif yolculuğunda...
Hem kendini, hem de Amerikalıları kurtarmış olurken...
Kıstırarak konuşturduğu Haadee'den...
Kendisine inanmak da zorlanan Kinley'in gözleri önünde...
Ailesinin, Taliban'ın gözetimi altında olduğunu da öğrenir...
***
Derken sıra...
Beklenilmedik bir Taliban baskınından...
Yalnızca Kinley ile Ahmed'in canlı olarak kurtulabildiği...
Yahut da, öyle sanıldığı bir anda...
***
Ahmed'in, yakalanarak esir edilen, neredeyse yarı ölü vaziyetteki Kinley'i...
Ziyadesiyle uzun ve de zahmetli bir uğraşı neticesinde...
Taliban'ın elinden çekip alacağı...
İkinci keşif yolculuğuna gelir...
***
Toplam yedi hafta sonra...
Ordudan terhis ve hastaneden taburcu edilen Kinley artık...
Kaliforniya, San Clarita'daki evindedir...
Ama...
Taliban'ın peşinde olduğu Ahmed ise, halen Afganistan'dadır...
***
Ve...
Ona, bir hayat borçlu olan Kinley...
Bir vefa göstergesi olarak...
Ahmed ile hamile karısı Basira'yı (Fariba Sheikhan), vizelerini onaylatıp...
Amerika'ya getirmenin bir yolunu bulmak mecburiyetindedir...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 53...
***
Değişik bahanelerle, ülkelerini işgal eden Amerikan ordusuyla işbirliği yapan Afgan vatandaşlarından...
Çarpıcı bir örnek olarak Ahmed'in, selamete ulaşma öyküsünü...
Guy Ritchie'nin bakış açısıyla izleyecek olan siz değerli sinemasever dostlarımızı; sırtlarında birer çanta ile yürüye yürüye, ellerini ve kollarını sallayarak sınırlarımızı aşıp, ülkemize doluşan ve ne yaptıkları da halen bilinmeyen Ahmed benzeri binlerce ABD yetiştirmesi Afganlıdan, asla söz edilmediği...
70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,