Senaryosunu da...
Ryûhei Kitamura ile beraber yazdıkları hikayeden uyarlayarak Christopher Jolley'in kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da aynı Kitamura'nın oturmakta olduğu "The Price We Pay"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Gore (Splatter)" alt kategorisindeki...
Gizemini uzunca bir süre koruyan, "orta karar" bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Kapalı tek bir mekanda...
Oldukça ustalıklı bir makyaj uygulaması ile görsel efekt teknolojisi eşliğindeki düşük bir bütçeyle çekildiği...
Hemen her halinden belli olan ve gereksiz yere de...
Acımasızca eleştirilen bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Ziyadesiyle mini ve frapan nitelikteki kırmızılı bir elbise içindeki seks işçisi, Carly (Sabina Mach) isimli bir kadın...
Hem de gecenin bir yarısı...
Kendisini...
Şehirden aldığı yere götürerek bırakmaya söz vermiş olmasına rağmen...
Birlikte olduğu John (Jesse Kinser) tarafından...
Yoldaki ücra bir akaryakıt istasyonunda...
Araçtan inmeye...
Adeta zorlanır...
***
Ardından da...
Bu durumu kabullenmek mecburiyetinde kalan Carly...
Girdiği söz konusu istasyonun tuvaletinde...
Alex'in, çaktırmadan çarptığı cüzdanındaki dolarlara el koyar koymaz...
Cüzdanın kendisini de...
Oracıkta fırlatarak yere atar...
***
Ama...
O an için...
Kimlikleri belirsiz, bir kamyoncu ile yardımcısının saldırısına maruz kalıp...
Sakinleştirici bir okla vurularak, bir çuvala konulup kaçırılan Carly'nin...
İstasyonda yalnız olmadığını fark etmesi de...
Pek uzun sürmez...
***
Derken...
Bu olayın vuku bulduğu...
Aynı günün, çok daha erken saatlerine döndüğümüz de...
***
Parasal manada...
Elindeki son değerli parçayı da rehin olarak teslim ederek...
Hiç değilse...
Borcunun bir kısmını ödemek isteyen Grace (Gigi Zumbado)...
Tam işyerinin sahibi Bay Fuller (Heath Hensley) ile pazarlık yapar...
***
Ve...
Ekonomik geleceğini bağladığı bu rehinci dükkanı...
Düpedüz, gözü dönmüş psikopat bir kaçık olan Alex (Emile Hirsch), eski askeri doktor Cody (Stephen Dorff) ve Alex'in kardeşi Shane (Tanner Zagarino) tarafından...
Güpegündüz....
Elleri silahlı bir biçimde basılarak soyulurken...
***
Hiddete üzerlerine yürüyen dükkan sahibi, Shane'i bacağından vurur...
Ve kendisi de...
Benzer bir şekilde, Alex'çe vurularak öldürülür...
***
İçerideki silah seslerini duyan...
Kaçış aracının sürücüsü Chris'te...
Panikleyerek oradan uzaklaşır...
***
Tabii bu durumda...
Soygunculara enselenmek de fazla da gecikmeyen Grace...
Onların yeni kaçış sürücüsü olur...
***
Fakat...
Çok geçmez...
Bu sefer de, kaçışta kullanılan Grace'in...
Hararet yaparak arızalanan otomobili...
İşin, en son su koyanı olarak ortaya çıkar...
***
Ki tam da...
Şehir dışındaki yokluğun ortasında...
Bir başlarına kaldıklarını düşünürlerken...
Birden Cody...
Yürüme mesafesindeki...
Işıkları yanmakta olan bir çiftlik evini keşfeder...
***
Böyle olunca da...
Grace'in aracını yoldan çekerek gizleyen, soyguncu üç ahbap çavuş...
Grace'i de yanlarına alıp...
Oraya doğru ilerlemeye başlar...
***
Vardıklarında da...
Dışarıda olup birkaç saat sonra da dönmesini beklediğini belirttiği...
Operatör doktor dedesi (Vernon Wells) ve ablası Jodi (Erika Ervin) ile beraber yaşayan genç Danny'i (Tyler Sanders)...
Akıllarına gelen...
Rastgele salladıkları ilk yalanla ikna ederek...
Boş durumdaki ırgat odalarından birine yerleşirler...
***
Zira...
Shane'in bacağındaki kurşun...
Yara kangrene dönüşmeden derhal çıkartılmalı...
Nihayetinde de...
Temin edilecek antibiyotikler, kendisine hızlıca verilmelidir...
***
Yalnız...
Karı koca gibi davranan Grace ile Cody'nin...
Danny'e söyledikleri yalanın...
Artık hiçbir anlamı kalmamıştır...
***
Çünkü...
Tüm televizyon kanallarında...
Soyguna ilişkin tüm ayrıntılar verilmekte...
***
Dolayısıyla da...
Danny'nin olan biteni öğrenip...
Polise haber vermesi de...
Neredeyse an meselesidir...
***
İşte sırf o yüzden de...
Kesinlikle kuzu kuzu oturup bekleyerek...
Kaderine rıza gösterecek biriymiş gibi görünmeyen Alex...
Silahına sarılarak...
Demir parmaklıklarla dolu, bir hapishane ile resmen bir mezbahayı andıran çiftliğin derinliklerinde...
Danny'i aramaya koyulur...
Üstelik de...
Oldukça büyük bir özgüven ile...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 30...
***
Ava giderken avlanılmanın...
Ve belki de...
O güne kadar yapılan kötülüklerin bedelinin ödenmesinin...
Ne demek olduğu fazlasıyla öğrenilirken...
Kanın da oluk oluk akacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran, 55 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,