I Saw The TV Glow
Ortalama puan
3,0
1 Puanlama

1 Kullanıcı eleştirisi

5
0 Eleştiri
4
0 Eleştiri
3
0 Eleştiri
2
1 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Turgay Buğdacigil
Turgay Buğdacigil

Takipçi 2.419 değerlendirmeler Takip Et!

2,5
26 Nisan 2026 tarihinde eklendi
Senaryosunu da kaleme alan Jane Schoenbrun'un yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "I Saw The TV Glow"; gizemini sonuna kadar koruyan, psikolojik bir drama olarak geliyor karşımıza...

***

Gelin isterseniz...

18 Ocak 2024 tarihindeki dünya prömiyeri, Sundance Film Festivali'nde yapılan bu bağımsız (indie) Amerikan filmine, biraz daha yakından bakalım...

***

1996 yılında...

Yedinci sınıf öğrencisi Owen (Ian Foreman)...

Televizyonda, Cumartasi akşamları saat 22:30'da yayınlanan "The Pink Opaque" dizisine, takıntılı derece de bağımlı...

Dokuzuncu sınıf öğrencisi Maddy (Jack Haven) ile tanışır...

***

Ama...

Ne yazık ki, babası Frank (Fred Durst)...

Owen'ın, saat 22:00'den sonra oturmasına izin vermemektedir...

***

İşte bu nedenle de...

LGBT bir birey olarak, kadınlardan hoşlandığını, açıkça itiraf etmekten de çekinmeyen Maddy'nin verdiği akılla...

Aslında uzunca bir süredir görüşmediği arkadaşlarından Johnny Link'ler de yatıya kalacağı bahanesiyle...

Annesi Brenda'yı (Danielle Deadwyler) devreye sokan Owen...

Gerekli izni koparmayı başarır...

***

Ve elbette...

Johnny'ler de konaklamak yerine Owen...

Aksine, yağmurun bardaktan boşanırcasına bir hızla yağdığı bir Cumartesi akşamında...

Saatler tam da, 22:30'u gösterirken soluğu...

Gözüne kestirdiği kız arkadaşı Amanda (Emma Portner) ile beraber "The Pink Opaque"ı izlemeye hazırlanan Maddy'nin evinde alır...

***

Ki...

Böylelikle de, Maddy sayesinde merakına yenik düşen Owen...

Isabelle (Helena Howard) ve Tara (Lindsey Jordan) adlı, sadece psişik olarak birbirine bağlı vaziyetteki iki kızın, kötülükler saçan canavarlarla savaşırlarken...

Bir anlamda...

Onların yaratıcısı konumundaki, Bay Melankoli'yi de (Emma Portner) alt etmeye çalıştıkları, fantastik gençlik dizisiyle de tanışmış olur...

***


- İki yıl sonra -


Owen'ın (Justice Smith) yatma saati 22:15 olarak değişmiş...

Fakat bu, "The Pink Opaque"ı seyretmesine...

Yine de yetmemiş...

O yüzden de Maddy, kendisi için dizinin tüm bölümlerini video kasetlere kaydeder olmuştur...

***

Derken...

Owen'a da, beraberce kasabayı terk etme teklifinde bulunan Maddy...

Günlerden bir gün...

Sessizce, sırra kadem basarak ortalıktan kaybolurken...

Adeta müptelası olduğu dizinin yayını da, aniden sonlandırılır...

***


- Sekiz yıl sonra -


Bir sinema salonunda, yer gösterici ve patlamış mısır satıcısı olarak çalışmaya başlayan Owen...

Akşam, mesai bitiminde...

Otomobiliyle evine dönerken, beklenmedik nitelikteki garip bir olayla karşı karşıya kalır...

***

Ancak...

Geleneksel üslubumuz gereği...

"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...

Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...

Burada noktalarız...

Dakika 40...

***

Kendi üslubunca, insanların yaşamlarını etkileyen TV dizisi dünyasına yönelik eleştiriler getirirken...

Kanadalı sinemacı David Cronenberg ile geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz, nevi şahsına münhasır kişilikteki büyük usta David Lynch'ten rol kapmaya çalışan...

***

Bunu yaparken de...

Aslında özgün ve kararlı bir tutum da sergileyememesinin yanı sıra...

Yakın bir gelecek de, ziyadesiyle iddialı projelere imza atma ihtimali hususunda, "umut var" olduğumuz Jane Schoenbrun'ün gayretlerinin damgasını vuracağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; bittiğin de...

Farklı denemelerden oluşması sebebiyle, bütünlükten yoksun bir kolajı andırdığını, hemencecik fark edecekleri...

60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...

***

Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...

"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...

Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...

25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...

Keyifli seyirler,
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler