Hesabım
    Miller'ın Favorisi
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    2,5
    Geçer
    Miller'ın Favorisi

    Hangimiz lisede edebiyat öğretmenimize aşık olmadık ki?

    Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu

    Sinema seyircisi olan potansiyel okuyucularımı böyle bir başlangıç ile kızdırmaktan çekinsem de Miller’ın Favorisi (Miller's Girl) filminin eleştirisine bu retorik soruyu sormadan başlayamazdım; affınıza sığınırım.

    Bireylerin kendilerinin bile zor idrak ettikleri değişimler ve “buhranlar” yaşadığı ergenlik yıllarının zirveye vurup, düğüm bölümüne geçildiği yıllardır lise sıraları. En azından benim okul çağımda böyleydi. Boomer’lar elime mum diksin. Ve okumaya, yazmaya, edebiyata meyilli bir öğrenci olarak favori dersim doğal olarak Türkçe-Edebiyat; favori öğretmenlerim de evet doğru tahmin ettiniz, edebiyat öğretmenlerim idi! Tümü olmasa da en azından pek çoğu. Fakat kişisel geçmişinde edebiyat dersleri ve öğretmenleri bu kadar yer etmiş bir insan olarak ben bile Jade Halley Bartlett'in yazıp yönettiği Miller’ın Favorisi (2024) filmi ile bir noktadan sonra özdeşlik kuramadım!

    Aslında bir yazar olan Jonathan Miller (Martin Freeman), kariyerinin yönünü Tennessee’de bir devlet okulunda edebiyat öğretmenliğine doğru kırmıştır. Yeni dönem öğrencilerinden Cairo (Jenna Ortega) ise sıra dışı edebiyat yeteneği ile şaşırtan, hatta lise sıraları için provokatif addedilen edebi eserleri ve yazarları dahi takip eden bir genç kızdır. Zengin ailesi kendisiyle pek ilgilenmediği için yegane arkadaşı okulun yırtık öğrencisi Winnie’dir (Gideon Adlon). Edebiyat ve yazmak, Cairo için, kendi deyimiyle can çekiştiği bu ıssız ve sıkıcı yerden kurtuluş biletidir. Ta ki yazar Jon Miller’ın dersine katılıncaya dek…

    Adını sinema camiasında hiç duymadığımız, hatta filminin ABD’de Ocak 2024’teki vizyonundan sonra bile belli başlı kaynaklardan hakkında sınırlı bilgiye ulaşabildiğimiz Jade Halley Bartlett’in ilk yönetmenlik denemesi olan Miller'ın Favorisi, en özet halinden de anlaşılacağı üzere, edebiyat öğretmenliği yapan bir yazar ile olduğu yerden kaçmak için edebiyata sığınmış zeki bir kız öğrencinin arasında gelişen ve tehlikeli sulara açılan ilişkiye odaklanıyor. Aslında her iki baş karakterimiz de hayatta olması gereken yerlerde değiller, bu da senaryo omurgası için başlangıçtaki gerekli çatışmayı önümüze sunuyor.

    Jenna Ortega’nın bir femme fatale’den beklenecek tüm klişe adımlarla canlandırdığı Cairo, bir yazarın Tennessee gibi sıkıcı ve küçük bir yerde öğretmenlik yapmasına şaşırırken, perdede ya da beyazcamda seyretmekten her daim zevk aldığımız Martin Freeman’ın hafif sarkastik biçimde canlandırdığı ama üzerine çok da düşmediği belli olan Jon Miller karakteri de, çölde vaha bulmuş misali, kalemi gelecek vadeden Cairo ile yakınlaşıyor. Kelimelerin büyüsünden bir anda edebiyatın erotik sularına dalan bu ilişkide, üst akıl Jon Miller’dan olması gereken yetişkinliği beklerken, yani yaramaz femme fatale’imiz tüm baştan çıkarma yöntemlerini uygularken tensel ya da duygusal hiçbir yakınlığa girmemesini beklerken, Jon, orta yaş erkeklerini bir şekilde vuran o yalnızlık krizine ucundan da olsa yenik düşüyor. Aslında ortada gözle görünür bir şey yok ama “hiçbir şey olmadıysa da kesin bir şeyler oldu” durumu var! Tüm bu hikayede maalesef edebiyat salt bir araçsal mekanizma olarak kullanılırken, Cairo karakterinin de artık cılkı çıkmış “Woke culture & sjw” ekseninde kurgulandığını, yani “mağdur bireyin ifadesinin” vuku bulan gerçeğin önüne geçtiğini vurgulayalım.

    Lionsgate

    Fakat bizce tüm bu akışın en sorunlu yönü, bu ikilinin uygunsuz yakınlaşması ya da ilişkisinden ziyade, Jon Miler’ın eşi olarak çizilen Beatrice karakteri. Dikkatli seyircilerin Succession (2018–2023) dizisinin dişli PR’cısı Karolina olarak hatırlayacağı Dagmara Dominczyk tarafından canlandırılan Beatrice, alelade yan karakter olamayacak kadar hem klişe hem de alt metin yazılabilecek bir kadın. Jon Miller’in göz göre göre faka basmasına ortam yaratacak biçimde senaryolaştırılan, yani ‘evinde aradığı yakınlığı, huzuru ve sevgiyi bulamayan yalnız erkek yazarı’ desteklemeyen, işkolik ve alkole düşmüş eş Beatrice, öyle bir atmosferde resmediliyor ki feminizm saç diplerine kadar irkiliyor sayın seyirciler. Ne güzel ya, işinden kafasını kaldıramayan her kadının kocası daha genç, daha taze ve albenili yeni bir kadına heyecan duyabilir, çünkü evde ilgi ve sevgi görmüyor, yalnız hissediyor vs. vs. Evden çalışan Beatrice’e biçilen kostüm, makyaj, kullandığı dil, kısaca tüm karakter özellikleri, Jon’u seyirci gözünde temize çıkarmak için özellikle işlenmiş ve bu ‘işleme’ yine bir kadının kaleminden çıkmış. İnsan gerçekten hayret ediyor.

    Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok; yazımızın girişinde naif biçimde dile getirdiğimiz ‘edebiyat sevgisinden kaynaklı öğretmeni ile yakınlaşan liseli genç kız’ tasviri Miller’s Girl filminin ilk 15 dakikasında tarumar oluyor. Ne müdürenin karşısında hiçbir şey yapmamış gibi oturan Cairo masum ne de kendisini temize çıkarmaya çalışan Jon. Jade Halley Bartlett’in senaryosu psikolojik derinlik yaratmaya çalışırken çok fena yerlere tosluyor; her iki kadın karakterini de ters uç yönlere çekip, bu öyküden yetişkin bir yazarın duygusal bocalamalarını deneyimleyen yeni bir erişkin yazar potansiyeli çıkarmaya çalışıyor. Kurmayı hedeflediği karakter dönüşümünü, gotik atmosfer ve yapım tasarımının sırtına yükleyip, biraz zorlama bir büyüme hikayesine inanmamızı bekliyor.

    Keşke, salt Jon ve Beatrice’in arasındaki evlilik ve orta yaş krizlerine hakkını veren ve gerçek edebiyatla harmanlanan bir hikaye izleseydik. Miller’ın Favorisi (Miller's Girl) ABD vizyonundan 5 ay sonra bu hafta ülkemiz sinemalarında vizyonda… Fazlalıkları alınmış, stilize bir erotizm seyretmek isteyenlere tavsiye olunur.

    Miller'ın Favorisi
    Miller'ın Favorisi
    Vizyon tarihi 7 Haziran 2024 | 1s 34dk
    Yönetmen Jade Bartlett
    beraberinde Martin Freeman, Jenna Ortega, Bashir Salahuddin
    Beyazperde
    2,5

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Back to Top