Sanki, "bu da bulunsun..." denilerek...
Akla gelen hemen her, bilindik/tanıdık korku klişesinin, tıka basa doldurulmuş olması yüzünden çorbaya dönen...
V böylelikle de...
İçinden çıkılamaz derecede karmaşık hale gelen senaryosunu da kaleme almasına ilaveten ilk uzun metrajlı (debut) sinema filmini de çeken Kyle Edward Ball'un yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Skinamarink"; biz onu, adamakıllı bir şekilde, herhangi bir kategoriye yerleştiremezken...
Ball'un ve Ball'un sinemasına hayranlık duyanların nitelendirmesiyle, gizemli bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Ball'un, aynen 28 dakikalık kısa filmi "Heck"de (2020) yaptığı biçimde...
Bunu da keşke, öyle kurgulasaydı diye düşündüğümüz...
***
Ama...
Bazı mecralar da, ziyadesiyle köpürtülerek abartıldığını da gördüğümüz bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
1995 yılında...
Altı yaşındaki ablası Kaylee'nin (Dali Rose Tetreault)...
Uyurgezer olduğunu söylediği dört yaşındaki kardeşi Kevin (Lucas Paul), merdivenlerden düşüp başını çarptığında...
Babası (Ross Paul) tarafından hastaneye kaldırılıp...
Tedavisi tamamlanır tamamlanmaz, yeniden eve getirilir...
***
Derken...
Kardeşler, gecenin bir yarısı uyandıklarında...
Babalarını, evde bulamadıkları gibi...
Kevin'ın önerisiyle, televizyonda çizgi film de izleyecekleri...
Alt kat da uyumaya karar verirlerken...
***
Kaylee'nin...
Işıklar açıkken uyuyamıyor olmasını belirtmesi nedeniyle...
Bulundukları odayı artık sadece...
Televizyon ekranının ışığı aydınlatacaktır...
***
Neyse...
Sabah olup da uyandıklarında ise...
Her yerin halen zifiri karanlık olmasının yanı sıra...
Annelerinin (Jaime Hill) ağlama sesi de duyulmak da...
***
Üstelik...
Dakikalar 30'u göstermesine rağmen...
O ana kadar...
Kevin'in düşmesi ve çocukların, evin alt katına geçip yerleşmesi dışında...
Ciddi anlamda bir aksiyonun gerçekleşmemesi sebebiyle de kendimizi...
İzlemeyi burada kesmek mecburiyetinde hissettik...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen seyretmeye de devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktaladık...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla gereksiz bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,