Hamnet
Ortalama puan
3,6
yayın
  • Birgün
  • T24
  • Habertürk
  • Hurriyet

Her dergi ve gazetenin puanlama sistemi farklı olduğu için, Beyazperde, puanları 0.5 - 5 yıldız üzerinden, kendi barometresine göre vermiştir.

Basın Eleştirisi

Birgün

Yazar: Tuğçe Madayanti Şen

Filmin asıl gücü, adının da işaret ettiği gibi Hamnet ile Hamlet arasındaki kaçınılmaz köprüde gizlidir. O’Farrell ve Zhao, Shakespeare’in bu ölümsüz tragedyayı bir tür yas ayini olarak yazdığını ima eder. Will’in nehir kenarında mırıldandığı “Olmak ya da olmamak” tiradı bu bağı zaman zaman görünür kılsa da, filmin esas argümanı finaldeki tiyatro sahnesinde saklıdır: Sanat, bazen iyileştirici değil, hatırlatıcıdır; acıyı dindirmekten çok onu biçimlendirir. Oyunun sergilendiği o doruk noktada, Agnes’in sahnede olup biteni kavramaya başladığı anların yarattığı gerilim izleyiciyi koltuğa çiviler. Jessie Buckley, kelimelerin tükendiği bu saniyelerde, bir annenin acısının nasıl başka bir bedende ve başka bir zamanda yeniden canlandığını yüzünde taşır. Tiyatro sahnesindeki oyunda Hamlet rolünde Noah Jupe’u izlemek, filmin ruhuna hizmet eden son derece bilinçli bir tercih. Hamnet’i canlandıran Jacobi Jupe’un (Hamnet) gerçek hayattaki abisi olan Noah, sahnede belirdiğinde şu sarsıcı ihtimali düşündürür; Eğer Hamnet yaşayabilseydi, belki de tam olarak bu yüzle, bu duruşla büyüyecekti. Agnes’in sarsıntısı tam da buradan doğar; sahnede gördüğü şey bir oyuncudan çok, kaybedilmiş bir geleceğin hayaletidir. Ve o an gelen tepeden çekim… Filmin başında Agnes’i ormanda gördüğümüz kadrajın estetik bir yankısı gibi, tiyatroyu yaşayan bir organizmaya dönüştürür. Doğa ile sanat, başlangıç ile son, yaşam ile ölüm birbirine karışır. Zhao’nun dairesel anlatısı bu noktada kapanırken Hamnet, tek bir kaybın nasıl olup da yüzyıllar boyunca yankılanan bir sese dönüştüğünün unutulmaz bir kaydı haline gelir. Hamnet, şubat ayının ilk haftasında sinemalarda gösterime giriyor.

Eleştirinin tamamı için: Birgün

T24

Yazar: Atilla Dorsay

İşte son günlerin en güzel filmlerinden biri, hatta birincisi... İki saatlik uzunluğunu hiç duyurmayan, çok tanınmış kişiler olmayan kadrosundan mucize gibi sonuçlar alan, bize geçmişin kimi en büyük edebi ustalarını hatırlatan ve sinemasal anılarımız arasında yerini alan bir film... Önümüzdeki Oscar’larda da birçok dalda aday olan...

Eleştirinin tamamı için: T24

Habertürk

Yazar: Mehmet Açar

Zhao, “Nomandland”de (2020) olduğu gibi, ele aldığı temaları sadece duygusal açıdan değil entelektüel olarak da derinleştirebiliyor. Anlatım ve biçim yine çok iyi. Görüntü yönetmeni Lukasz Zal ile birlikte, tercih ettikleri 1.66:1 kadraj ölçüsü dahil olmak üzere hikâyeyi görselleştirme konusunda sağlam iş çıkarıyorlar. Zhao, dönemi gerçekçi tarzda ele alıyor. Mekânlar, aksesuarlar ve kostüm tasarımı, anaakım Hollywood dönem yapımlarında alıştığımızdan daha farklı. Zhao, Shakespeare’in oyunlarını sahnelediği Globe Tiyatrosu dahil filmdeki hiçbir unsuru ve detayı şıklaştırmıyor; sadelikten vazgeçmiyor. Kadrajda gördüğümüz her ayrıntıyı sahici kılıyor. Filmin prodüksiyon tasarımı ve kostüm tasarımı dallarında Oscar’a aday olduğunu hatırlamak gerek. Max Richter’in Oscar’a aday gösterilen müziğini de not edelim.

Eleştirinin tamamı için: Habertürk

Hurriyet

Yazar: Uğur Vardan

Chloé Zhao bağımsız filmlerin yönetmeni olarak tanınmış... ‘Hamnet’ onun adına yeni bir prestij sınavı anlamını taşıyor. Lakin bence bu kez de ‘sanat sineması’ sularında gezinen cilalı ve derinlikten yoksun bir yapıta imza atmış. İki İrlandalı oyuncunun yer aldığı... Britanya’da geçen, İngiliz edebiyat tarihinden pasajlar aktaran ama Amerikan sineması ruhu ağırlıklı bir yapım gibi geldi bana ‘Hamnet’.

Eleştirinin tamamı için: Hurriyet
Daha Fazlasını Göster