Saykoterapi: Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikayesi
Ortalama puan
3,4
9 Puanlama

1 Kullanıcı eleştirisi

5
0 Eleştiri
4
0 Eleştiri
3
1 Eleştiri
2
0 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Turgay Buğdacıgil
Turgay Buğdacıgil

Takipçi 2.369 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
25 Ağustos 2025 tarihinde eklendi
Senaryosunu da kaleme alan Tolga Karaçelik'in yönetmen koltuğunda da oturmakta olduğu "Psycho Therapy: The Shallow Tale of a Writer Who Decided to Write About a Serial Killer"; "kara mizah (dark comedy)" tarzda kurgulanılmış, şahane bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...

***

Gelin isterseniz...

Tamamı İngilizce olarak çekilen ve Türk sinemasına zerre katkısı bulunmayan, "pembe Meksika aşk dizileri" kıvamındaki yapımlara övgüler düzmeyi kendine vazife edinerek...

Bilinçsiz izleyicileri yanıltan...

Sözüm ona, anlı şanlı profesyonel eleştirmenlerin gözünden kaçan...

Yahut da, öyle olmasının tercih edilmesinin yanı sıra...

Nihayetinde Karaçelik'in, turnayı gözünden vurduğu...

Ezber bozucu vasıftaki, bu sıra dışı filme biraz daha yakından bakalım...

***

Çatırdayan evlilikleri, sorunlarla dolu vaziyetteki karısı Suzie'nin de (Britt Lower) ifadesiyle...

Hikayesi, M.Ö. 40 000 yılında...

Slovenya'daki bir mağarada, son Neandertal bir erkek ile homo sapien bir kadının arasındaki aşkı konu alan...

İkinci romanını yazma telaşı içindeki Keane O'Hara (John Magaro)...

Tamı tamına dört yıldır...

Yeni kitabı üzerinde çalışmakta...

***

Ama...

Duyan hemen herkesin saçma bulduğu, Keane'in bu fikrine...

Öğlen vakti bir kafede buluşup, birlikte lafladıkları

Menajeri David'te (Ward Horton)...

Yazıp tamamlasa dahi...

Basacak kitabevi bulamayacağı düşüncesiyle karşı çıkmaktadır...

***

Derken...

Bu konudaki sözlerini tamamlayan David...

Hesabı da ödeyecek, Keane'i bir başına bırakarak masadan kalktığında...

İlk romanı "Bozkırların Hüznü"nü, defalarca okuduğunu belirten hayranı...

Kollmick (Steve Buscemi), başına dikiliverir...

***

Ve o da Keane'e...

Aynen David misali...

M.Ö. 40 000 yılı saçmalığından vazgeçip ikinci romanında...

En azından, spesifik bir seri katilin hayatını gözler önüne sermesi hususunda, öneride bulunmaya çalışır...

***

Ardından da, eve dönüp..

Kendisi keyifle şarabını yudumlar...

Ve soğan doğrarken, göz makyajı akan karısına...

Romanındaki karakterlerden bahsederken...

***

İçinin daraldığını apaçık bir biçimde belli eden Suzie'de...

Hayatlarındaki hemen her şeye, tek başına karar verdiğini düşündüğü Keane'e...

Kendisinden boşanmak istediğini söyler...

***

Bunun üzerine...

Gecenin bir yarısı olmasına karşın, tek kelime İngilizce bilmeyen...

O yüzden de, susmasını işaret eden...

Carlos'un (Johnny Vorsteg) barına uğrayan Keane...

***

Bu seferde de kendisinin, "emekli bir seri katil" olduğunu belirtecek olmasına ilaveten...

O saat de onu, birer yolluk içmek amacıyla...

Evine de davet edeceği Kollmick ile...

Bir kez daha karşılaşır...

***

Ki...

Bundan böyle de...

Ayrılmaz ikili Don Kişot ve Sanço gibi şehirde...

Beraber takılacak olan Kollmick ile Keane'den, Kollmick Keane'e seri katiller...

Ve anında, Keane'in aklına geldiği şekilde de...

Keane'den boşanmayı kafasına takan Suzie'ye de evlilik mevzusunda, danışmanlık hizmeti verecek...

***

Ancak...

Geleneksel üslubumuz gereği...

"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...

Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...

Burada noktalayacağız...

Dakika 32...

***

Keane, Suzie ve Kollmick'ten oluşan...

Üç ana karakterin performanslarının damgasını vuracağı filmin geride kalanında, "sığ bir öykünün" dillendirilmeye devam edileceği siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenmedik nitelikteki, ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran...

70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...

***

Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...

"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...

Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...

25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...

Keyifli seyirler,
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler