Senaryosunu da...
İngiliz komedyen John Bishop'ın hayatından esinlenildiği söylenilen hikayesinin de yazarları arasındaki Will Arnett ve Mark Chappell ile birlik de kaleme alan Bradley Cooper'ın yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Is This Thing On?"; yönetmenlik bağlamındaki, sinema birikim ile kalibresinden beklenilmeyecek kadar şaşırtıcı bir çıkış yaptığı, "A Star is Born" (2018) ve "Maestro" (2023) sonrasında...
Aynı Cooper'ın şansını, gereksiz yere ziyadesiyle zorladığı bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
10 Ekim 2025 tarihindeki dünya prömiyerini...
New York Film Festivali'nin kapanış filmi biçiminde yapan bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Yirmi yıldır evli olmalarının yanı sıra...
Jude (Calvin Knegten) ve Felix (Blake Kane) adlı iki küçük çocuğun ebeveyni durumundaki de, Alex Novak (Will Arnett) ile Tess Novak (Laura Dern)...
Dostane bir şekilde, evliliklerini sonlandırma kararı alıp ayrıldıklarında...
***
Bir başına kalan ve akşam akşam canı, bir iki duble bir şeyler içmek isteyen...
Ama, cebinde...
15 dolarlık, Olive Tree Cafe'ye giriş ücreti bulunmayan Alex...
Koşulların da zorlamasıyla, birdenbire kendini...
Aynı kafenin, kadrolu stand-up komedyeni olarak bulurken...
***
Artık...
Bir otel odasında yalnız yaşayan Alex...
Kıyafet ve çamaşırlarını da...
Halka açık "çamaşırhanelerde (laundromat)" yıkamak da...
***
İşlerinden fırsat buldukça da...
Hali hazırdaki yasal karısı vaziyetindeki Tess'in yanında kalan oğullarıyla ilgilenmek de...
***
Fakat...
Dakikaların 36'yı göstermesine...
Ve işaret ettiğimiz bu, "laf ve görüntü kalabalığının da" neredeyse, filmin üçte birlik kısmına denk gelmesine karşın...
Yukarıda sıraladığımız rutinlere sıkışıp kalan ve böylelikle de...
Bir türlü ilerleyemeyen konusunun, içimizi bayıyor olması nedeniyle...
***
Sırf isme...
Yani, "mazrufa değil de zarfa" bakarak...
Bol keseden yüksek puanlar vermeyi adet edinmiş profesyonel yorumcuların da aksine...
İzlemeyi burada kesip, sıradaki filme geçtik...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen seyretmeye de devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktaladık...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla manasız bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
85 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,