Hizmetçi
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Hizmetçi

Feminist ve gotik!

Yazar: Banu Bozdemir

Yönetmen Paul Feig’i daha çok komedi filmleriyle tanıyoruz ve burada hemen bir 90’lar paragrafı da açmak gerekiyor. Bir geri sayımla 90’lara ışınlanırsak (güzel zamanlardı) kadın odaklı gerilim filmleri vahasıyla karşılaşmamız epey mümkündü. Kalitesi tartışılır ama "Beşiğini Sallayan El" misal, biraz daha kaliteli ucu temsil ediyorken, "Mortal Thoughts" gibi daha orta yollu filmler de vardı ve hepsi suçluluk duygusunu diri tutan, izlerken yormayan ucuz filmler çağının muhteşem yıllarına denk düşüyordu. "The Housemaid" / "Hizmetçi" bu filmlerle yarışır kıvamda bir kara film tadında, aynı zamanda keyifli, psikolojik bir gerilim filmiyle el artırıyor ve gösterişli bir geri dönüş havası sunuyor!

Lionsgate

Frieda McFadden’ın "Hizmetçi Kız" romanından uyarlanan film, giderek uçuklaşan hızlı temposuyla romanın gerilim ve yaramaz ruhuna genelde sadık kalıyor, toplumsal normları gösterişli bir hiciv dokusuyla ele alıyor. Birbirinin zıttı rakip iki karakteri canlandıran Amanda Seyfried ve Sydney Sweeney’nin enerjileri birbiriyle öyle güzel çarpışıyor ki, bir irade savaşının ortaya saçtığı her duygunun içine sızıyoruz. Film feminen bir bakış açısıyla ilerlerken aynı zamanda burjuva sınıfının dengesizliği, ikiyüzlülüğü hakkında da sınırlarını zorlayıcı anekdotlarla karşımıza geliyor ve belli bir merak duygusunu hep üstte tutarak bizi rahatsız edici bir eğlencenin içine fırlatıp atıyor!

Sweeney arabasında yaşayan, şartlı tahliye ile serbest kalmış (sebebini sonradan öğreniyoruz) ve çaresizce iş arayan Millie’ye hayat verirken, Seyfried ise kontrollü, çekici, mükemmel ve zengin bir ev hanımını; Nina’yı canlandırıyor. İkili arasında sıcak başlayan işçi-işveren ilişkisi ikinci günden itibaren Nina’nın baskıcı, talepkâr ve hatta tacizci davranışlarıyla çıkmaza girse de Millie bu mükemmel evdeki konumunu kaybetmemek için her şeyi alttan almayı bastırılmış itaatle devam ettirir. Bu da onu ilk bölüm için biraz sıkıcı yapıyor! Film zaten çok iyi görünen şeylerin ardında sorun vardır düsturuyla hareket ediyor ve evin dolambaçlı merdivenlerini sonrasında kullanmak üzere gerilimli bir beklemeye alıyor! Millie’nin sabırlı ve itaatkar hali Nina’nın yakışıklı kocası Andrew’un onu sakinleştirmeye, ona arka çıkma çabalarıyla bir cinsel çekim zincirine dolaşıyor ve ikilinin direnci bir yerde patlıyor! Buraya kadar klasik bir film havasında ilerleyen ve beklentilerimizi iyimser bir tahminle karşılayan bir durumla karşı karşıyayız.

Bundan sonrası spoiler içeriyor ve film tatmin edici bir olaylar silsilesiyle hikayesini döndürmeyi başarıyor! Filmin diğer karakterlerinden bahsedecek olursak çiftin küçük, soğuk ve biraz da şımarık kızları Cecelia, hizmetçiye aynı annesi gibi soğuk ve kötücül bakışlar atan bir çocuk. Andrew’un annesi de buz gibi bir kadın ve aile yadigarı tabaklarıyla ortama dalıyor. (Tabakları da kötü bir son bekliyor olabilir.) Ve evin İtalyan bahçıvanı Enzo, yeterince iyi kullanılmamış. Yakışıklı ama herhangi bir tehdit ya da çekim oluşturamıyor, olmasa da olurmuş yani!

Olaylar ilerledikçe filmin merkezindeki üç kişinin aslında büründükleri kişiler olmadığını görüyoruz. Belki Millie biraz öyle, o da etkiye tepki verdiği için büründüğü kimliğin dışına çıkmak zorunda bırakılıyor. Film şiddet ve tutarsız bir çılgınlık içerisinde ileri seviyelerde! Kadın izleyici açısından sarılıp sarmalanması gereken anlar da barındırıyor. Kadın dayanışması üst aşamada, hatta #Metoo hareketine de göz kırpar seviyede! Yani roman, Feig ve senarist Rebecca Sonnenshine’ın ellerinde farklı bir boyut kazanıyor, finale kadar kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda değişim yaşanıyor, bir yandan da film iki kadının bakış açılarıyla ivme kazanıyor ve kitabın içindeki seçme sahnelerin çoğunu da kullanmış oluyor. Filmin çoğunluğu Winchester’ların malikanesinde geçtiği için mekanın katkısı da bir hayli fazla. Film, gerilim unsurlarını arttırmak için arkada belirmeler, aynanın kapağını kapatınca ortaya çıkmalar ve erotik boyutlara kattığı gök gürültüsü ve şimşeklerle bir hayli korku klişelerine sarılıyor. Kimsenin birbirini öldürmeyeceğine ikna oluyoruz ama amaçlarını anlayana kadar da bir hayli hırpalanmış beden ve ruh haline yaslanıyoruz! Bu filmi ortaya çıkaran, iki kadın oyuncunun varlığı: Seyfried’in oyunculuk tarzı abartılı ama oynadığı karakteri iyi ortaya çıkarıyor. Sweeney daha sakin oynuyor ve cinsel çekiciliği daha ön planda. Brandon Sklenar da çekici hamlelerle kadınlardan kalan boşluğu doldurmaya çalışıyor. "Hizmetçi", belki de beklentilerinize denk gelecek haz ve akışa sahip olmayabilir ama şatafat ve müstehcenlik dolu, bir yandan da bayağı ama çekici bir eğlencelik olarak tadını çıkarmanın mümkün olduğu bir film. Aynı zamanda toplumsal ahlak kurallarına hızlı bir çelme takıyor ve feminist mesajını da üstüne tüy olarak dikiyor. Daha ne olsun!

Daha Fazlasını Göster