Senaryosunu kaleme almasının yanı sıra...
Yapımcılık ve post-prodüksiyondaki kurgu görevlerini de üstlenen Can Evrenol'un yönetmen koltuğunda oturmakta olduğu "Saýara: İntikam Meleği"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Psikolojik (Psychological)" ve "Slasher" alt kategorilerinde harmanlanılmış olmasına ilaveten...
***
22-23 yıllık mevcut AKP iktidarı bağlamında, Türkiye'ye dair...
Son derece sıra dışı bir "siyasal ve hukuksal düzen" eleştirisinin de...
Bırak yapılmayı...
***
Gözler önüne serilirken...
Neredeyse dibine de vurulduğu...
Gerçekten de "şahane", bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Bugüne kadar izleyerek yorumladığımız filmlerinde...
Kendisini, "büyük bir hayal kırıklığı" olarak nitelendirdiğimiz Evrenol'un...
***
Çoğu, Ortadoğu coğrafyası kökenli...
Saçma sapan fantastik ve doğaüstü masalları terk ederek...
Ani bir kararla...
Ayakları yere basan, yaşamsal insani öykülere odaklandığında...
Kendi adına da işlerin tamamen...
Olumlu anlamda değiştiğini tespit ettiğimiz, bu son filmine biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
2006 yılının...
Ashgabat, Türkmenistan'ın da...
Sebebini, nihayete doğru bir kısımda öğrenebileceğimiz bir şekilde...
Salya sümük bir vaziyette ağlayarak çığlık atan küçük Sayara'nın (Samantha Ela Özdaş)...
Pelüşten yapılma bebeklerini...
Bir ocak da, yakmakta olduğu bir sahneyle başlarken...
***
Birden kendimizi...
Artık gençliğini yaşayan aynı Sayara Bazarova'nın (Duygu Kocabıyık) yasadışı sığınmacı olduğu...
Günümüz İstanbul'undaki bir salonda...
Sabah sporunu yaparken buluruz...
***
Ki...
Sayara aslında...
İşletmecisinin Barış Ataberk (Emre Kızılırmak) olduğu...
Ataberk Spor Center isimli...
Söz konusu bu spor salonunda...
Çalışma ve ikamet izni mevcut olmayan.:.
Başı kapalı, mütedeyyin bir temizlik işçisi olarak çalışmakta...
***
Ama...
Evli ve çoluk çocuk sahibi...
Patronu Barış'ın metresi durumundaki ablası Yonca'nın (Özgül Koşar)...
Kendisinden, övgüyle bahsetmesi sonrasında...
Kameralardan...
Spor salonundaki antrenmanlarını da kontrol eden Barış Sayara'ya...
"Öz Savunma (Self-Defense)" derslerinde...
Eğitmenlik yapma önerisinde bulunur...
***
Zira...
Kaçıp geldikleri memleketi Türkmenistan'da...
Bu konuda eğitim almış durumdaki Sayara...
Katıldığı pek çok turnuvada...
Ödüller de kazanmıştır...
***
Fakat...
Vakti zamanında...
Öz Savunma ve elbette buna ek olarak...
Saldırarak, karşısındakini bertaraf etme yeteneğini de kullanmayacağına dair...
Yetişmesinde, önemli bir rol oynayan babası Şamil Bazarov'a (Zakirjan Bazarov)...
Kalıcı bir söz veren Sayara...
Bu teklifi anında geri çevirir...
***
Derken...
Akşam mesai saati bitiminde...
Sayara ile birlikte kilitlediği salonu terk eden ablası Yonca...
Şüpheye kapılarak geri döndüğünde...
Vurarak burnunu kıracağı...
İşyeri çalışanlarından, resepsiyonist kız Gül'ü (Tuğba Kaya)...
Barış ile sevişirken yakalar...
***
Ardından da...
Anahtarlarını isteyip...
Kendisini kovmaya yeltenen Barış'ı da...
Bütün bu gizli aşk ilişkilerini...
Karısı Nur Ataberk'e (Eda Zamanpur) bildirmekle tehdit eder...
***
Bunun üzerine...
Yaşananlardan...
Baran (Doğan Barış Yaşar), Deniz (Batuhan Büyükacaroğlu) ve Emin (Caner Atacan) gibi...
Her biri bir diğerinden serseri görünümlü arkadaşlarına söz eden Barış...
Onların tavsiyesi ile...
Gecenin saat ikisinde bir taksi göndererek...
Yonca'yı evinden aldırır...
***
Vardığında ise...
Ciddi anlamdaki bir cinsel tecavüz ile dayağa da maruz kalan Yonca...
Sıklıkla sergilediği, anormal tavırlar nedeniyle de...
İntihar süsü verilerek...
Baran'ın 17. kattaki dairesinden aşağıya atılarak öldürülür...
***
Elbette...
Savcılığın da (Ali Cem Bilgili) onayladığı...
Bu söz de intihar hikayesine inanmayan Sayara...
Kendi adaletini sağlamak amacıyla harekete geçerek...
İntikam için...
Milletvekili Halil Ataberk'in (Levent İnal) oğlu Barış ile diğer faillerin peşine düşecek...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 38...
***
Başta...
Robert Rodriguez, Eli Roth, Quentin Tarantino, Edgar Wright ve Rob Zombie'nin yönetmenlik yaptıkları "Grindhouse" (2007) ile türün diğer önemli filmlerine...
Düşük olduğunu tahmin ettiğimiz bütçesine rağmen...
Adeta taş çıkartırcasına bir maharetle çekilen filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; kanın su misali akarken, ters köşe sürpriz bir finali de bünyesinde barındıran...
60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,